erman ılıcak
Kimdir,

Rönesans şirketinin sahibi Erman Ilıcak kimdir?

Dünya çapında ödül kazanmış projelerle alışveriş merkezinin müteahhit sıfatıyla yapımını gerçekleştirmiş olan Rönesans İnşaat Yönetim Kurulu Başkanı Erman Ilıcak kimdir?

ERMAN ILICAK KİMDİR?

erman ılıcakErman Ilkcak, 3 Ekim 1967 yılında Malatya 1967 yılında Darende’nin Hacıdevriş Mahallesi’nde doğmuştur. Avukat Bekir Ilıcak’ın oğludur. 1969 yılında Ankara’ya yerleşmişlerdir. İlköğretim ve liseyi TED Ankara Koleji’nde okudu. 1990 yılında ODTÜ İnşaat Mühendisliği Bölümü’nden mezun olan Erman Ilıcak, Viyana Ekonomi Üniversitesi’nde işletme yüksek lisansını tamamladı. Fransa’da bulunan Fransa’da bulunan International School of Management’ta işletme doktorası yaptı.

Erman Ilıcak, İngilizce ve Rusça bilmektedir. Ayrıca TÜSİAD’a da üyedir.

Erman Ilıcak evli ve 3 çocuk sahibidir.

İş hayatına 24 yaşında atılan Erman Ilıcak, ENKA şirketinin Rusya operasyonlarında mühendis olarak başladı. Daha sonra arkadaşlarıyla 1993 yılında St.Petersburg’da Rönesans Holding’i kurdu. Rusya, Türkmenistan, Ukrayna, Azerbaycan, Irak, Libya, Suudi Arabistan ve Katar’da işler yapan Rönesans Holding’in Yönetim Kurulu Başkanlığını yürütürmektedir.

Türkiye’nin en zengin 100 Türkü sıralamasında 2,5 milyar dolarlık servetiyle 10. surada yer alan Erman Ilıcak, 2015 yılında Europalia Uluslararası Sanat Festivali’ne konuk ülke olarak katılacak Türkiye’nin Genel Komiseri seçilmiştir. Ayrıca Ekovitrin 2014 yılında “Yılın İşadamı” olarak seçilen Erman Ilıcak, TED Üniversitesi Mütevelli Heyeti Üyesi ve TED Ankara Kolejliler Spor Kulübü’nin başkanıdır.

Kimi insanlar bir ömre birkaç hayat sığdırıyor. Rönesans Holding’in patronu Dr. Erman Ilıcak onlardan birisi… ODTÜ mezunu… Çalışmaya 24 yaşında, Enka’da, şirketin Rusya operasyonlarında genç bir mühendis olarak başlıyor. Zor koşullarda gece gündüz çalışıyor.

Sonra bu hayatı biçimlendirip servete giden yolu açıyor kendisine… 1993’te çalışanlarından biri kendisi, birisi muhasebeci, birisi tercüman olmak üzere St. Petersburg’da evleri boyamak için kurduğu, 5 kişinin çalıştığı şirketi bugün Rusya’nın en büyük ikinci yabancı müteahhitlik şirketi haline geldi. Kendisi de 45 yaşında, 18 yıllık iş hayatında yapıp ettiklerinden kazandığı 2 milyar dolarlık kişisel servetiyle Türkiye’nin en zengin 20 işadamı arasına girdi.

Ankara’da kral gibi

Sıfırdan gelip zirveye tırmanan Hüsnü Özyeğin, Hamdi Akın gibi kendini yaratanlardan. Ama onlar kadar tanınmıyor; kısmen çok göz önünde olmaktan hoşlanmamasından kısmen de işlerinin yurtdışında olmasından. Bilmiyorum belki şirketinin merkezinin Ankara’da olması ve Ankara’da yaşamakla da ilgidir kamuoyunda çok tanınmaması.

Çünkü Erman Ilıcak Ankara’da kral gibi, İstanbul ise pek tanımıyor kendisini. Malum, İstanbul’dakiler için dünya çoğu zaman İstanbul’un, kimi zaman da güneşin etrafında döner ya! Ekşisözlük’te Erman Ilıcak hakkında yazılanların hemen tamamında mütevazı ve mesafeli olduğuna vurgu yapılıyor.

18 yılda 2 milyar $’lık servetin formülü

* 18 yılda 2 milyar dolarlık servet yapmışsınız. Forbes’ın “En zengin 100 Türk” listesinde geçen yıl 11’inci sıradaydınız. Sizi bu sonuca ulaştıran formül nedir?

ERMAN ILICAK: Her zaman 7 – 8 farklı işverenle çalışırım. Bir-iki işverene bağımlı çalışmak her zaman risktir. Rusya’yı ele alın, sadece Gazprom’a bağlı çalışırsanız yarın orada yönetim değişirse işinizi koruyamayabilirsiniz. Bir de karşı tarafın da en az benim kadar kazanmasını isterim. Bu sayede yıllardır süren iş ilişkilerim oluştu ve bugün hala işlerimin yüzde 70’i eski müşterilerimden gelir. Basketboldan öğrendiğim bir şey var: Son saniyeye kadar mücadele etmek, takımla hep paslaşmak zorundasın. Tek başına istediğin kadar yıldız ol, hiçbir şey yapamıyorsun. Basketin ilkelerini işte hep kullandım.

Hayatınızdaki en büyük lüks nedir?

ERMAN ILICAK: Kendi arabamı (Bentley) kendim kullanırken yarım saat boyunca arabada müzik dinlemek, bir saat kendi başıma kalıp da bir şey yapabiliyorsam bu benim için bir lükstür… Okul hayatımda hep basketbol oynadım. Sitede arkadaşlarla basket oynamaya vakit bulduğum zamanlarda hayatımın en lüks, en pahalı anları.

en zenginler erman ılıcak

Erman Ilıcak nasıl Türkiye’nin en zengin 2. ismi oldu?

Erman Ilıcak geçen yıl Forbes zenginler listesinde 2,3 milyar dolarlık serveti ile 5. sırada yer almıştı. Bu yıl 4 milyar dolarlık serveti ile Erman Ilıcak 2. sırada bulunuyor.

Rönesans Holding Başkanı Erman Ilıcak, Forbes 2018 en zenginler listesinin ikinci sırasında yer aldı. Peki Erman Ilıcak kimdir? Kaç yaşında ve nereli? Erman Ilıcak hangi üniversiteden, hangi bölümden mezun oldu?

Rönesans Holding’in patronu Erman Ilıcak son yıllarda eşine az rastlanır bir başarıya imza attı. Ilıcak, ekonominin çarklarının çok da istendiği gibi dönmediği son iki yılda servetini yüzde 100 artırdı. 2016 yılında 2 milyar doları olan Ilıcak’ın serveti 2018 yılında 4 milyar dolara çıktı.

ÜNİVERSİTEYE GİRİŞTE KARARSIZDI

Peki ya Erman Ilıcak kim? Çok göz önünde bir iş adamı değil. Ilıcak 1967 Malatya doğumlu. Hayatının ilk yılları babasının mesleği gereği Malatya-Ankara arasında geçti. İki kız kardeşi ve evin en büyük çocuğu olan Ilıcak liseyi TED kolejinde okudu. Üniversitede ise ne istediğine tam karar veremediği için gelişigüzel tercihlerinin sonucunda ODTÜ İnşaat Mühendisliği’ ne yerleşti. Okul bitmeden, henüz 3. sınıftayken ENKA’ nın patronu Şarık Tara ile tanıştı ve Enka’ da staj yaptı.

ŞARIK TARA HAYATINI DEĞİŞTİRDİ

ODTÜ’deki üniversite yıllarında tanıştığı ENKA şirketinin sahibi Şarık Tara, Ilıcak’ın hayatının değişmesine önayak olmuş ve kendi şirketinin merkezinde iş imkanı tanımıştır.

90′ lı yılların başında Ilıcak, Irak’taki şantiyelere gitmeyi düşünürken, savaş çıkması sebebiyle şirket onu Libya’ ya yolladı. Orada 1.5 yıl çalıştı. Daha sonra şirketi Ilıcak’ ı 1992 yılında Belarus’a yolladı. Burada Rusya pazarını iyice öğrenen Ilıcak, biriktirdiği 30 bin dolar sermayeyle 1994 yılı Ocak ayında “Rönesans” adlı şirketini kurdu. Kendi başına kurduğu için çıtayı düşük tutup 5-10 bin dolarlık ofis tamirat işlerine bile talip oldu. Şirket 1996 yılına kadar ufak tefek tamirat işleriyle yavaş yavaş büyüdü.

BELARUS’TA RUS PAZARINI ÖĞRENDİ

Okulu bitirdikten sonra da Enka’nın şirket merkezi olan İstanbul’da çalışmaya başladı. 90′ lı yılların başında Erman Ilıcak, Irak’taki şantiyelere gitmeyi düşünürken, savaş çıkması sebebiyle şirket onu Libya’ ya yolladı. 1.5 yıl çalıştı orada. Daha sonra şirket Ilıcak’ı Belarus’a yolladılar. Yıl 1992 idi. Rusya pazarını iyice öğrendi burada. Fakat ofis işi onu iyice sıktı ve biriktirdiği 30 bin dolar sermayeyle 1994 yılı Ocak ayında “Rönesans” adlı şirketini kurdu. Kendi başına kurduğu için çıtayı düşük tutup 5-10 bin dolarlık ofis tamirat işlerine bile talip oldu. Şirket 1996 yılına kadar ufak tefek tamirat işleriyle yavaş yavaş büyüdü.

İlk büyük iş 1996′ da geldi. 10 milyon dolarlık devlet ihalesine girdi ve aldı. Daha sonra işler çorap söküğü gibi gelmeye başladı. Uluslararası şirketlerin fabrikalarından Mega alışveriş merkezlerine kadar bütün işleri Rönesans aldı. Ilıcak Suat Günsel ve Mehmet Nazif Günal ile birlikte ODTÜ mezunu 3 milyarderden biri.

PROJELERİ

Ilıcak’ın patronu oluğu Rönesans Holding son yıllarda büyük projelerle adından söz ettiriyor. Önce Başbakanlık Çalışma Ofisi olarak projesi yapılan ardından Recep Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı seçilmesiyle Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na dönüştürülen yapıyı Rönesans İnşaat yaptı. Projenin maliyeti o dönem için 1 milyar 370 milyon TL olarak gösterildi.

Ilıcak o dönem yaptığı açıklamada sarayın büyüklüğü ve masrafına ilişkin yaptığı açıklamada, “Kremlin’den büyük mü bilmem ama biz Rusya’da buradan büyük alışveriş merkezi açtık. Neden Türkiye’ye büyük görüldüğünü bilmiyorum. Bu saray Anıtkabir gibi Meclis gibi çocuklarımıza bir mirastır” demişti.

Rönesans Holding’in Türkiye ve dünyada yaptığı en yüksek yapılar.

rönesans inşaat projeleri

para birimleri
Ekonomi,

Bir Ülkenin Para Birimi Ne Zaman Değer Kazanır?

Ülkenin para birimi hangi durumda değer kazanır? Para birimlerinin değerlerini etkileyen faktörler nelerdir? Parasının diğer ülkelerin paraları karşısında değer kazanmasına ne denir?

Bir ülkenin para birimi hangi durumda değer kazanır?

Bir ülke parasının diğer ülke paralarına göre değer kazanması 2 şekilde mümkündür. 

Döviz (dolar fiyatı) ucuzlar:

1. Ülkede üretim artar, ihracat patlar. Ülkenin döviz geliri, giderini fazlası ile karşılar. Ülkenin kasaları döviz (dolar) ile dolar. Örnek: Çin ve Japonya. (Almanya da aynı durumda ama ortak para birimi euro’yu AB’nin diğer ortakları rezil ediyor.)

2. Ülkenin ihracatı, ithalatı karşılayamadığı için döviz (dolar) açığı büyüdüğü halde, ülkeye şu veya bu nedenle (ülke yüksek faiz verdiği için veya borsası çok kazandırdığı için) geçici olarak (buna sıcak para diyorlar) döviz girer. Sıcak para sadece döviz açığını kapatmaz, piyasayı da dövize boğar. Bu durumda dövizin fiyatı ucuzlar, ülke parası değer kazanır.

Merkez Bankası hangi durumlarda döviz piyasasına müdahale edebilir?

Merkez bankaları döviz kurlarının aşırı oynak olduğu durumlarda, spekülasyonların çok yoğun olduğu durumlarda ve bu spekülasyonların sonucunda kurların aşırı yükselmesi ve aşırı düşmesinin makro dengeleri bozacağı kanaati yükseldiğinde daha çok müdahale yöntemini seçiyor. Ülkeden ülkeye dönemden döneme değişebilir. Ama Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nın net tavrı biraz önce tanımladığım tabirdedir. Bu da doğru bir adımdır. Aşırı spekülasyonlar ve döviz kurlarının aşırı oynak olması enflasyonu arttırır. Büyümeyi ve istihdamı olumsuz etkiler. Buna izin vermemek gerekiyor. Ama bu çok temel nedenlerden kaynaklanıyorsa, spekülasyon değil de ekonomiden kaynaklanıyorsa müdahale etmez. Temel nedenlerden kaynaklanan değer kayıpları biraz daha yavaş, sindire sindire olur.

Böyle bir iki gün içerisindeki çok sert iniş ve çıkışlar spekülatif unsurları da çok daha fazla içerebildiği için merkez bankası bu gibi durumlarda müdahale etmeyi tercih ediyor. Merkez bankası temelde iki üç türlü müdahalede bulunabilir. Bir tanesi ihale yöntemiyle mesela dövizin aşırı azaldığını seziyorsa talep olmalı ki döviz fiyatları daha fazla düşmesin ve artsın. Mesela her gün belli bir oranda döviz alabilir. Bu düzenli bir şey. Her gün 40 milyon dolar 50 milyon dolar alarak sürekli bir talep yaratır ve her gün böyle bir talep olacağını göstererek kurun daha fazla aşağı düşmesini engellemeye çalışabilir. Fakat güçlü sermaye akımı ve spekülasyonlar olduğu zaman bu çok yeterli olmuyor. O zaman doğrudan müdahale dediğimiz yönteme geçiyor. Her gün 40–50 milyon dolar değil de bir kere piyasaya giriyor 1-2 milyar dolar döviz talep ediyor. Bir şey alınırsa ne olur fiyatı yükselir. Kuru yükseltmek istiyorsa doğrudan yüksek tutarda alımlar yapar.

Fiyat çok yukarı çıkıyorsa da bu sefer satar. Rezervlerinden döviz satarak yüksek tutarda döviz fiyatlarını düşürmeye çalışır. Çünkü döviz bolluğu yaratılıyor. Bir diğer müdahale yöntemine de anons diyoruz. Yani merkez bankası başkanı bir toplantı veya panelde konuşurken, kurun seviyesinden geldiği noktalardan rahatsızlığını belli eder. Bu çok doğrudan cümlelerle değil de, kapalı ve nazik bir şekilde verilen bir mesajdır. Bu müdahale geliyor ya da geldi gelecek mesajıdır. Piyasa zaten müdahalede zarar edebilir. Çünkü siz yüksek fiyattan alırsınız o düşer. Piyasa genelde başkanların konuşmalarını yakından izler, bu tür bir etkiyi gördüğünde de bu de etkisini gösterebilir.

bulgaristan tarım ürünleri ithalatı ve ihracatı
İthalat & İhracat, Sektörler,

Türkiye İle Bulgaristan Arasındaki Tarım Ürünleri Ticareti

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakan Yardımcısı Mehmet Daniş, Bulgar mevkidaşı Tzvetan Dimitrov ve iki ülke bakanlık yetkilileriyle bir araya geldi.

Daniş, AA muhabirine yaptığı açıklamada, birkaç ay önce Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba ile Bulgaristan’a bir ziyaret gerçekleştirdiklerini söyledi. Ziyarette, iki bakanın da bazı konularda mutabık kaldığını aktaran Daniş, “Şimdi onun bir uzantısı olan toplantıyı burada yapacağız. Tarımsal ve hayvansal anlamdaki ticareti nasıl geliştirebiliriz, nasıl kolaylaştırabiliriz onları konuşacağız. Bazı yaşadığımız teknik problemler varsa bunları nasıl aşabiliriz ve iki komşu olarak ticaret hacmimizi nasıl artırabiliriz toplantısı yapıyoruz.” diye konuştu.

Bulgaristan Tarım, Gıda ve Ormancılık Bakan Yardımcısı Dimitrov da bir yıldır görüştüklerini ve konuları kendi aralarında değerlendirdiklerini dile getirerek, sağlanan diyalog ve görüşme için Bakanlık çalışanlarına teşekkür etti. Açıklamaların ardından Daniş, Dimitrov ve bakanlık yetkilileri, Edirne Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü’nde basına kapalı toplantı gerçekleştirdi.

kosifler oto sahibi kim
Kimdir,

Kim bu Kosifler?

Kosifler deyince akla önce otomobil daha doğrusu BMW, sonra da Mini ve Land Rover geliyor. Kim bu Kosifler? Ne iş yaparlar?

1945 yılında kurulan Kosifler bir aile şirketi olup otomotiv, turizm, inşaat, gayrimenkul geliştirme ve sigortacılık alanlarında faaliyet göstermektedir. BMW-Mini ve LR markalarını Türkiye’de satan en büyük bayilerden biri. 

Kosifler deyince akla önce otomobil daha doğrusu BMW, sonra da Mini ve Land Rover geliyor. Ancak “Kim bu Kosifler” sorusuna sadece cemiyet hayatını yakından takip edenler yanıt verebiliyor. Çünkü Kosifler, çok fazla konuşmayı sevmiyor.

hilal kosif hasan kosif hakan kosif meral kosif

Hilal Kosif, Hasan Kosif, Hakan Kosif, Meral kosif

Para dergisi okurları için suskunluğunu bozan, kızı Hilal Kosif ve torunu Cihan Kosif‘i de yanına alarak sorularımızı yanıtlayan Hasan Kosif, grubunu “kurumsal bir aile şirketi” olarak tarif ediyor.

Türkiye’nin ilk sanayicilerinden olan babasının ya Kosifler Group 1940’larda kendi deyimiyle “yap-satçı” olarak iş hayatına atılan Hasan Kosif, “konjonktür gereği” 1970’lerden bu yana otomotive çok ağırlık verdiklerini söylüyor. Ancak hemen ardından ilk meslekleri inşaatçılığı da artık ciddi şekilde gündeme aldıklarını açıklıyor.

Hasan Kosif, Hilton Garden Inn ile birlikte girdiği turizm sektöründe “uzman otel inşaatçısı” olmayı hedefliyor. Kosif in bir planı da inşaattaki tecrübesini özel bir projeyle konutta da kullanmak…

Sizi otomotivci olarak tanıyoruz. İnşaat işine nasıl girdiniz?

Babam eski sanayicilerden, Türkiye’nin ilk motor şirketinin (Necmettin Erbakan’ın diye bilinen Pancar Motor) kurucularından… Benim ilk tecrübemse o zamanki deyişle “yap-sat” denilen inşaat işlerinde oldu. Babamın yanında başladım. İstanbul’da Bağdat Caddesi, Bostancı, Selamiçeşme gibi yerlerde yaptım bu işi. Sonra konjonktürdeki gelişimi görüp, otomotiv sektörünün gelişeceği öngörüsüyle 1984 yılında Kosifler Oto’yu kurarak BMW ailesine katıldık. O yıllarda BMW Türkiye’de bu kadar popüler değildi.

Az sayıda modeli vardı. Yılda ancak 5-6 tane satıyordu. Genç arabası gibi algılanıyordu. Biz Kosifler olarak BMW’yi sevdirdik. Şimdi yılda 15 bin araç satıyoruz. Markalarımız çok güçlü. Çok efor harcayıp bugünlere geldik. İnanıyorum ki, Türkiye’de kişi başına gelir 25 bin dolarları bulduğunda 35 bin hatta 50 bin adetlik satışlar yapacağız. Planlarımızı bu doğrultuda yapıyoruz.

Bu süreçte inşaattan uzaklaştınız ama sonra yatırımcı olarak döndünüz. Bu yolla turizm sektörüne de girdiniz. Bu alanda yeni yatırımlar olacak mı?

Eski inşaatçı olmamıza rağmen BMW’ye harcadığımız efor inşaat işlerimizi aksattı. Onu yüceltip aynı seviyeye getiremedik. Ama 3-4 yıl önce oturup “Bizim ana işkolumuz inşaat. Neden onu da bir marka haline getirmeyelim, neden inşaata da ağırlık vermeyelim” diyerek yeni bir yapılanmaya gittik. Türkiye’de önemli bir ihtiyacı görerek, Anadolu otellerinde uzmanlaşmaya karar verdik.

Hilton Garden Inn gibi güçlü bir markayla beraber otel yatırımcısı olduk. Kütahya, Konya, Şanlıurfa ve Mardin’de otel açtık. Anadolu’da Avrupa standartlarında oteller yaptık, 5 yıldız konforunda 4 yıldızlı oteller inşa ettik. 5’inci otelimizi İstanbul’da, Bostancı-Maltepe yolu üzerinde yapacağız. Birkaç aya kadar inşaatına başlamış oluruz. Hilton Garden Inn’le edindiğimiz tecrübeyi diğer turizm yatırımcılarıyla da paylaşacağız.

Kosifler Oto

Bu 5 otelin toplam yatırım bütçesi nedir? Otel işine girmek isteyenlere tecrübe aktarımını nasıl yapacaksınız?

100 milyon dolarlık yatırımla 900 yatağa ulaştık. Otelcilik çok meşakkatli bir iş. Yatırımın geri dönüşü çok uzun zaman alıyor. Biz bu Anadolu otelleriyle bir anlamda sosyal bir iş yaptık. Kimsenin gidip otel yatırımı yapmadığı şehirlerde otel açtık. Bu işin öncülüğünü üstlendik.

Bu anlamda heykelimizin dikilmesi lazım. Anadolu’da otel açarken Hilton’la çalışmak bize büyük bir uzmanlık kazandırdı, önemli bir know-how edindik. Bu aşamadan sonra anahtar teslim oteller yapmayı planlıyoruz. Hilton da kendisine giden yatırımcıyı bize yönlendiriyor. Biz de bu sektöre girmek isteyenlere teklif sunuyoruz. Artık otel yatırımcılığının inşaatından halısına, kasasından perdesine her şeyini biliyoruz.

Toplu alım yapabildiğimiz için, yatırımcıya hem maliyet hem de neyin nasıl olması gerektiğini bildiğimiz için kalite ve zaman avantajı sağlayabiliriz. Bu alanda gerek Hilton gerekse turizm yatırımcılarına faydalı işler yapacağız.

İlgilendiğiniz projeler hangileri?

Şu anda Samsun, Diyarbakır ve İstanbul’daki yatırımcılarla görüşme halindeyiz.

Mevcut otellerin durumu nasıl?

Bu işe 2009 yılında Kütahya’da açtığımız Hilton Garden Inn ile başladık. Ardından Konya, Şanlıurfa ve Mardin’de otel yaptık. Performanslarından memnunuz. Ama bu şehirlerimizin önemli eksiklikleri var. Yerel yönetimlerin, turizm il müdürlüklerinin çok çalışması gerekiyor.

Mesela Şanlıurfa’da küçücük çocuklar isteyene İngilizce, isteyene Fransızca rehberlik yapıyor. Muhteşem bir kent. Açılış yaptığımız gün “Urfa halkı size minnettardır” diye bir afiş asmışlar, çok etkilendim.

Buna karşılık Kütahya’da mesela rehber bulmak çok zor. Oysa Kütahya şu anda Yunanların en çok ziyaret ettiği kentlerden biri. Çünkü muazzam bir tarihi ve kültürü var. Ama bunu anlatacak rehberi yok. Bize “Siz yetiştirin” diyorlar. Ama bu bizim uzmanlık alanımız değil ki…

Hizmet sektöründe yeterli eleman yok. Meslek okullarına öncelik vermek gerekiyor. Bugüne kadar boyacımızdan kaportacımıza elemanlarımızı hep kendimiz yetiştirdik. Meslek okulları yaygınlaşsa inanıyorum ki Türkiye’de işsiz insan kalmayacak.

Konut sektörünü de yeniden gündeminize alacak mısınız?

Aslında gündemimizde. Müşteri portföyümüze uygun konut projeleri geliştirmek üzere çalışıyoruz. Halen 50 bin müşterilik bir portföyümüz var. Onlara hitap eden, Kosifler kalitesine layık bir proje geliştireceğiz.

Bu proje için yer seçimi yaptınız mı?

Doğma büyüme Anadolu insanıyız. Bu yakada büyüdük, bu yakada yaşıyoruz. Çalışmak için de yaşamak için de Anadolu Yakası’nın çok uygun olduğunu düşünüyoruz. Onun için konut projemiz de Anadolu Yakası’nda olacak.

Para Dergisi/Nilgün Karataş

bisiklet
Ekonomi,

Bisiklet Üretimi Motorlu Araç Üretimini Solladı

Tüm dünya çapında bisiklet satışları her geçen yıl daha da artıyor. Birkaç yıl içinde bisiklet üretiminin motorlu taşıt üretimi sayısını geçeceği düşünülüyor. Bisiklet kullanımı arttıkça insanlar daha sağlıklı, doğa daha yeşil olacak. İşte dünyada bisikletlere dair bazı bilgiler…

Dünya bisiklet piyasası 70 milyar doları geçiyor. 2017’de 150 milyon bisiklet satıldı. Avrupa Birliği içinde Hollanda’yı bisiklet pazarının lideri olarak düşünebilirsiniz. Oysa Hollandalılar, kullanımda ve üretimde İtalya, Almanya, Polonya ve Bulgaristan’ın ardından 5. sırada yer alıyor. Ama nüfusa oranlarsınız, en büyük pay Hollanda‘ya aittir. Küresel olarak Çin, dünyada satılan bisikletlerin yüzde 40’ını üretir.

Motorlu Araçlarla Bir Tutuluyordu

1968 yılında Birleşmiş Milletler’e bağlı Viyana Konvansiyonu, bisikleti diğer motorlu araçlarla bir tuttu. Güvenlik önlemleri aldıkları takdirde operatörler, bisikletlerini kamuya açık alanlarda kullanabilirlerdi. Bisikletlerin kötü yol şartlarında kullanılması ceza gerektirecek bir trafik ihlaliydi ve o zamanlar dağ bisikletleri yoktu.

Hırvat asıllı Avustralyalı felsefeci Ivan Illich bisikletin çevreci ve sağlıklı bir araç olduğunu, dolayısıyla motorlu araç kullanımının kısıtlanması gerektiğini savunan ilk bilim insanıydı.

1890’larda bisiklet, kadınlar için özgürlük sembolü oldu. Spor yapıyorlar, sağlıklı kalıyorlar ve iyimserliklerini arttırıyorlardı. Bunu 1895’te eğitimci, reformcu kadın hakları savunucusu Frances Willard’ın kaleme aldığı “Bisiklete Binmeyi Nasıl Öğrendim” isimli kitaptan anlıyoruz.

Sessiz ve Sağlıklı Araçlar

Bisikletin sessiz bir araç olması aynı zamanda bir dezavantajdır. Araçta, yayaları, diğer araçları ve bisikletleri uyaracak bir zil sesi olmak zorundadır. Bisiklet kullanırken kask takmak bütün dünyada tartışma konusudur. Taraftarları, düşüp yaralanmalarda kafayı travmadan koruduğunu savunurken muhalifleri, kasın, bisikleti tehlikeli ve hantal bir araç olarak gösterdiğini savunmaktadır.

Bisikletler hırsızların gözde aracıdır. Çalması ve tekrar satması kolaydır. Dünyada en çok çalınan araçtır. Pek çok kimse, seri numarası olmasına rağmen bu numarayı kaydetmediğinden bisikletinin çalındığını polise rapor bile edemez.

Uganda, Tanzanya ve Sri Lanka’da yüzlerce hane halkı arasında yapılan bir araştırmada, bisikletin yoksul ailelerin gelirlerini yüzde 35 oranında arttırdığı anlaşıldı.

transit ticaret nedir
Nedir?,

Transit ticaret nedir ve nasıl yapılır?

Transit ticaret (re-export) nedir? Transit ticaret nasıl yapılır?

Transit Ticaret; Alış faturası ve satış faturası arasında lehte fark esas olmak üzere, gerçek veya tüzel kişi transit tacirince satın alınan yabancı veya Türk menşeli olup da yurt dışına (serbest bölgeler dâhil olmak üzere) satılmış malların transit olarak veya doğrudan doğruya, ithalat ve ihracat rejimi hükümlerine tabi olmaksızın, başka veya aynı ülkeye (serbest bölgeler dâhil) satılmasını ifade eder.

Transit ticaret, mal bedelleri için transfer yapılarak veya yapılmaksızın, satın alınan yabancı menşeli veya Türk menşeli olup da yurtdışına satılmış malların transit olarak veya doğrudan doğruya, ithalat ve ihracat rejimi hükümlerine tabi olmaksızın başka bir ülkeye satılmasıdır. Veya yurt dışında veya serbest bölgede yerleşik bir firmadan ya da antrepodan satın alınan malın, ülkemiz üzerinden transit olarak veya doğrudan doğruya yurt dışında veya serbest bölgede yerleşik bir firmaya ya da antrepoya satılmasıdır.

Transit ticaret nasıl yapılır?

transit ticaret nasıl yapılır

Uluslararası anlaşmalarla ticareti yasaklanmış mallar ile Müsteşarlığın madde politikası itibariyle transit ticaretinin yapılmasını uygun görmediği mallar transit ticarete konu olamaz. İthalat ve ihracat yapılması yasaklanmış ülkelerle transit ticaret yapılamaz

Söz konusu mallar ve ülkeler dışında kalan mallar ve ülkelere transit ticaret yapılmak istenilmesi halinde işlemlerin transit ticaret formu aranmaksızın transit rejimi çerçevesinde sonuçlandırılması gerekmektedir.

Transit Ticarete İlişkin Tebliğ’in yürürlükten kaldırılması nedeniyle, bu Tebliğ gereğince doldurulması gereken transit ticaret formu uygulamasının da kaldırıldığı, transit ticaret işlemlerinin gümrük mevzuatında yer alan transit rejimi çerçevesinde yürütülmesi gerekmektedir.

Transit ticarete konu olan mallarla ilgili olarak, ithalata ve ihracata ilişkin vergi, resim, harç ve fon tahsil edilmez.

Gümrük idarelerince verilebilecek izne istinaden malların Türk gümrük hattını aşarak işçilik görmek üzere fiktif depo veya antrepolara alınması “fiili ithal” hükmünde değildir.

Transit ticaretin işleyişi

Fatura Hareketi:

Malı aldığınız yer size bir fatura kesecek. Siz de malı sattığınız yere bir İngilizce fatura göndereceksiniz. Kestiğiniz faturanın aynısını Türkçe resmi fatura olarak da kesmelisiniz. Bu alım satım sonucunda satışınızla alışınız arasında kar edeceksiniz. Faturaları defterinize kaydedip, bu karı beyan etmelisiniz.

Para Hareketi:

Para hareketi de faturaları kapatacak şekilde aynı yol izlenerek olacak. Alıcının hesabından sizin hesaba, sizin hesaptan malı aldığınız satıcının hesabına.

Mal Hareketi:

Malın satıcıdan alıcıya gitmesi yeterlidir. Arada nerelerden geçtiği önemli değildir. Sevk evraklarını kullanacağınız güzergaha göre düzenlersiniz. Yalnız malın çıktığı ülke ve gireceği ülke mevzuatları açısından kontrol etmek gerekir. Örnek olarak; Romanya’dan çıkacak bir tır Irak’a gidecekse, tırın ücüncü ülke izni almış olması gerekir. Yoksa Romanya gümrüğünden çıkamaz. Ya da L/C ile yürüyen bir işte Aktarma/Transshipment izni yoksa sizin güzergahı aktarmasız olacak şekilde seçmeniz gerekir.

Mevzuat açısından transit ticaret işlemlerinde kambiyo takibi söz konusu olmadığından alım ve satım bedellerinin tahsil ve transferleri tamamen serbesttir. Transit ticarete konu malın satın alınması ve satılması gibi işlemler ve bu işlemler sebebiyle düzenlenen kağıtlara (gümrük idarelerine verilen beyannameler dahil); ihracata ilişkin olduğunun tevsiki halinde işlem yapan kuruluşlarca resen vergi, resim ve harç istisnası uygulanmaktadır.

Örneğin Bulgaristan’daki asıl alıcı, mal bedelinin %70’lık kısmını  size peşin ödemesini yapacaktır. bunun üzerine Çin’deki  satıcı/ihracatçı ister malı direkt olarak, ister Türkiye üzerinden Bulgaristan’a  malın yüklenmesini takiben gerekli evrak/vesaiki size ulaştırdığında, kendi düzenlediğiniz faturayı yurtdışından gelen ve adınıza düzenlenen fatura yerine koyabilecek böylece iki fatura arasındaki fark sizin kazancınız olacaktır.

Asıl alıcıya düzenleyeceğiniz fatura ve diğer vesaiki alıcıya göndermeniz durumunda malları  Alıcı taşıma firmasından teslim alabilecektir.. Kalan %30 lık mal bedelinin ödenmesi alıcının insiyatifine kalacağından bu kısım için vesaik mukabili ödeme şeklini  düşünebilirsiniz. Asıl satıcının düzenleyeceği belge üzerindeki adı ve adresi değiştireceğiniz fatura ile sigorta poliçesi dışında diğer belgelerde (menşe şahadetnamesi, konşimento (kamyonla olunca CMR )vs görüneceğinden asıl alıcı ile ikinci satıcı bir sonraki işlemde sizi by pass edebileceklerdir.

enflasyon
Ekonomi,

Enflasyon düşecek mi, ekonomistler ne diyor?

Son 1 yılın en önemli ekonomik gündem maddelerinden biri olarak çıkan enflasyon konusunda ciddi ayrılıklar yaşanıyor. Bazı ekonomistler enflasyonun önümüzdeki dönemde daha da yükseleceğini ve bunun da tüketimi daha da zorlaştıracağını savunurken bazıları da önümüzdeki ilerleyen dönemde enflasyonik etkilerin azalacağını düşünüyor. İki tarafın da genel yorumları şöyle.

Enflasyonda Ciddi Düşüşler Görülecek

Geçtiğimiz yıl yaşanan kur krizi akabinde enflasyon Ekim 2018 itibariyle yüzde 25’in üzerini gördükten sonra enflasyonun sonraki 2 ayda yüzde 20 civarına çekildiğini gördük. Son 3 ayda ise enflasyonun yüzde 20’nin hemen altında dalgalandığı görülüyor. Yaşanan bu durumun beklentilerle uyumlu olduğu belirtiliyor.  Enflasyonda bundan sonraki süreçte ise baz etkisinden dolayı aşağı yönlü bir trendin başlayacağı görülüyor.

Bu çerçevede, özellikle Haziran ve Eylül aylarında düşüşlerin görülmesi bekleniyor. Herhangi bir şok yaşanamamsı durumunda enflasyonda eylül ayı itibariyle tek haneli rakamlar oluşacaktır. TCMB’nin brüt ve net rezerv stoku çok yüksek düzeylerde olmasa da çok endişe uyandıracak düzeylerde de değil. Batılı basın ne yazık ki Türkiye ekonomisi ve finansı aleyhine tarafgir bir durum benimsemiş durumda. TCMB‘ye düşen görev rezervlerini bir an önce arttırması.

Enflasyonla Mücadele Sabırlı Bir Süreci Gerektiriyor

Nisan ayı enflasyonunun piyasa beklentilerinden düşük gelmesi ve  senelik enflasyonu hafif de olsa geriye çekmesi talep faktörlerinin maliyet faktörlerine baskın çıktığını gösteriyor. Alt kalemlere baktığımızda gıda enflasyonundaki aylık yüzde 1.4’lük artışın beklentilerin hayli altında gelerek analistleri şaşırttığını gözlemliyoruz. Bu senenin başında yapılan enflasyon tahminlerinde mayıs-haziran döneminde enflasyonda bir düşüş yaşanacağı bekleniyordu.

Senenin geri kalanında fiyatlama davranışları 2 senenin ortalaması paralelinde gerçekleşirse sene sonu enflasyonun enflasyon raporundaki beklentiye paralel yüzde 15 seviyelerinde gerçekleşmesi söz konusu olur. Enflasyonun daha düşmesi uzun süreli ve sabırlı bir süreç gerektiriyor.

adalet
Ekonomi, Haber,

Davalarda Arabuluculuk Faaliyetleri ve Arabulucu Olabilme Şartları

Zorunlu olarak arabulucuya gitmek adelet sisteminde yaygınlaşmaya başladı. Geçen yıl işçi-işveren arasında yaşanan uyuşmazlıklarda dava şartı olan arabuluculuk bundan böyle ticari davalara da getirildi. Yaygınlaşan arabuluculuk şartı yeni bir meslek grubunun da ortaya çıkmasını sağladı.

Arabuluculuk Zorunlu Olarak Yaygınlaşıyor

Türkiye’de arabuluculuğun yıldızı ‘zorunlu’, yani dava şartı arabuluculukla parladı ama son 30 yıldır gönüllü yani isteğe bağlı arabuluculuk olarak bilinen ‘ihtiyari’ arabuluculuk da kullanılıyor. Kira konusunda anlaşmazlığa giden taraflar da miras konusunda anlaşmazlığa gidenler de bu sistemi kullanabiliyor. 2012’de yasal altyapısı oluşturulan arabuluculuğun fiilen uygulanmaya başladığı 2013’ten 2017 sonuna kadar 21 bin 517 arabuluculuk faaliyeti gerçekleştirildi.

Tümü ihtiyari arabuluculuk kapsamında olan bu faaliyetlerin 19 bin 292’sinde anlaşma sağlandı. Konularına göre incelendiğinde arabuluculuk başvurularının 19 bin 411’inin işçi ve işveren uyuşmazlıklarında olduğu görülüyor. Maddi manevi tazminat davalarında 404 arabuluculuk girişiminde bulunulurken, fikri sınai ve mülkiyet haklarında 275, kira ve tahliyelerde 130 başvuru olmuş.

İş dünyasında da yargı yolunda yeni bir dönem başlamış durumda. Bir uyuşmazlık durumunda arabuluculuğu kullanan iş insanları daha az maliyetle daha hızlı sonuç alabilecekler.

Arabulucu Olma ve Arabuluculuk Yapabilme Şartları

Adalet sisteminde yaygınlaşmasıyla birlikte yeni bir meslek grubunu ortaya çıkaran arabuluculuk faaliyetleri bu alanda çalışmak isteyen ve bu meslek gurubuna katılmak isteyen birçok kişiyi de cezbediyor.

Peki arabulucu olma ve arabuluculuk yapabilme şartları neler? Kimler arabulucu olabilir ve arabuluculuk yapabilir?

Arabuluculuk faaliyet gerçekleştirmek isteyen kişilerin şu şartları taşıması gerekiyor:

Türk vatandaşı olmak.

Hukuk fakültesinden mezun olmak veya yabancı bir hukuk fakültesinin programlarına göre eksik kalan derslerden sınava girerek başarı belgesi almış olmak.

Herhangi bir suçtan dolayı bir yıldan fazla süreyle hapis cezası almamak, veya affa uğramış olsa bile devletin güvenliğine karşı suçlar, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, zimmet, irtikap, dolandırıcılık gibi suçlardan mahkum olmamak.

Mesleğinde en az 5 yıllık kıdeme sahip olmak.

Terör örgütleriyle iltisaklı veya irtibatlı olmamak.

Arabuluculuk eğitimini tamamlamak ve bakanlıkça yapılan sınavda başarılı olmak.

parabolik sar
Borsa,

Parabolic SAR nedir ve ayarları nasıl yapılır?

Parabolic SAR nedir? Parabolic SAR ayarlarını nasıl yaparım?

Parabolic SAR nedir?

Parabolik SAR trendi takip eden ve fiyat kanalındaki geri dönüşe karar veren bir göstergedir. SAR İngilizcede dur ve geri dön (stop and reverse) demektir.  Görsel olarak fiyat grafiğinin ya üstünde ya da altındaki bir dizi nokta şeklinde oluşur.

Parabolic SAR ayarlarını nasıl yaparım?

Öncelikle Japon mum çubuk grafiğine geçiş yapın. Dönemi ve gösterge noktalarının rengini seçebilirsiniz. Dönem için standart değer olan 0.02’yi bırakmanızı tavsiye ederiz. Bunu arttırırsanız gösterge daha çok sinyal üretir ancak doğrulukları azalır. Azaltırsanız sinyaller daha az sayıda çıkar ancak doğrulukları artar. Göstergenin süresi ne kadar uzarsa sona erme süresi o kadar fazla olmalıdır.

Parabolik SAR noktaları grafikten ne kadar uzaksa trend o kadar istikrarlıdır. Noktalar ne kadar yakınsa trendin geri dönüş olasılığı o kadar fazladır. Parabolik SAR sadece trend güçlüyse doğru sinyaller üretir.

en çok kazanan avukatlar
Şirketler,

Türkiye’nin en çok para kazanan avukatları

Avukatlar yılda ortalama 4.6 milyon TL gelirle, en çok kazanan meslek grupları sıralamasında üçüncü sırada yer alıyor. Tanınmış Avukat Ahmed Pekin’in günlük kazancı 83 bin TL’yi buluyor.

Avukatlar yılda ortalama 4.6 milyon TL gelirle, en çok kazanan meslek grupları sıralamasında üçüncü sırada yer alıyor. Tanınmış Avukat Ahmed Pekin’in günlük kazancı 83 bin TL’yi buluyor.

Halk arasında “İyi avukat adamı ipten alır” diye bir söz vardır. Başarılı davalara imza atan avukatlar ödedikleri vergi rakamları ile bunu kanıtlıyorlar. Her yıl açıklanan vergi rekortmenleri listelerinde ünlü iş insanları arasında onların da adı geçiyor. Listede ilk sırada yer alan Pekin&Pekin’in Kurucusu Ahmed Pekin bu duruma en iyi örnek. Pekin 20 yıldır vergi rekortmenleri arasında. Suna Kıraç’ın, Öner Koç’un yer aldığı ilk 10 vergi rekortmenleri listesinde Aydın Doğan’dan sonra geliyor.

“En çok kazanan 50 avukat”araştırmasından çıkan sonuçlara göre, listede yer alan avukatların yıllık ortalama kazancı 4,6 milyon TL, aylık kazançları ise ortalama 385 bin TL. 

En çok kazanan uzmanlık alanlarına baktığımızda ticari davalar ve özellikle şirket satın alma e birleşme sözleşmeleri ilk sırada yer alıyor.

Şehirler bazında baktığımızda ise ilk dokuzda İstanbul varken, 10’uncu sırada İzmir’in oluyor. Bursa ve Ankara’da öne çıkan şehirler arasında.

Günlük kazancı 83 bin TL

2013 rakamlarına göre Ahmed Pekin’in ödediği vergi yaklaşık 9 milyon TL. Gelirlerin yüzde 25’inin vergi olarak alındığı düşünülürse Pekin yılda 25 milyon TL kazanıyor. Aylık olarak bakıldığında Pekin’in geliri 2 milyon TL’yi geçiyor. Günlük geliri 83 bin TL’ye denk geliyor. 

İkinci sırada ise Esin Avukatlık Ortaklığı Kurucusu İsmail Esin yer alıyor. Esin, 20 milyon dolar ciro ile yerli ve yabancı girişimcilerin nabzını tutuyor. Esin, en son Abraaj – Hepsiburada.com, Ideal Standart Ece Banyı, Carlyle – Medical Park, Zomato – Mekanist birleşmesi gibi çok önemli şirket evliliğinin hukuki danışmanlığı üstlendi. 

Üçüncü sırada yıllık 13 milyon TL kazancı ile Ahmet Kurutluoğlu yer alıyor. 1981 yılında Doğuş Grubu’na katılan Kurutoğlu, halen Doğuş Holding Yönetim Kurulu Üyesi ve grubun Baş Hukuk Müşaviri olarak görevlerini sürdürüyor.

Ticari davalar kazandırıyor

Boşanma, ceza, adli davalar… Listede yer alan avukatların büyük çoğunluğunun bu üç hukuk alanı dışında; ticari hukuk ile ilgileniyor olması bir tesadüf değil, zira avukatlıkta en çok para kazandıran alan şirketlerle ilgili. Listenin altıncı sırasında yer alan Avukat Hakan Yazıcı da bu sonucu doğruluyor: “Avukatlıkta en çok kazanç büyük tutarlı uyuşmazlıklardan geliyor. Bu uyuşmazlıklarda yüzde üzerinden vekalet ücreti alındığı için tek bir dava belki onlarca şirket birleşme ve satın alma işleminde alabileceğiniz ücreti alabiliyorsunuz. Ancak bu tür davalat çok az sayıda ve neticelenmeleri çok uzun sürüyor. Oysa iyi bir şirket birleşme ve sayın alma avukatı iseniz, bu işlemlerden pek çoğunu yaparak çok iyi para kazabiliyorsunuz. Hem şirket birleşme ve sayın almaları hem de yapılandırılmış finans ve proje finansmanı işlemlerinde avukatın katma değeri çok yüksek oluyor e bu tür işlemleri iyi yapabilen avukatların sayısı gerçekten az. Tabii o zaman bu işler için alınan ücret de anlamlı oluyor ve bu işlemlerden pek çoğunu yapabildiğiniz zaman iyi para kazanabiliyorsunuz”

TÜRKİYE’NİN EN ÇOK KAZANAN 50 AVUKATI

Türkiye’nin en çok kazanan avukatları sırasıyla Ahmed Pekin, İsmail Esin, Ahmet Kurutluoğlu, Cüneyt Yüksel, Murat Karkın, Hakan Yazıcı, Ali Can Verdi, Serdar Paksoy, Fatoş Kılıç Bıçakcıoğlu, Hasan Bumin Anal, Murat Yaşar Doğan, Salih Tunç Lokmenhekim, Gönenç Gürkaynak, Erim Bener, Ufuk Karhan, Mehmet Ali Çığa, Münci İnci, Hasan Çıkrıkçıoğlu, Erol Kılıkçıer, Cenk Murat Ersözlü, Mehmet Gün, Mustafa Kemal Turan, Mustafa Cerrahoğlu, Nur Musa Ergin, Muhammet Aksan, Nizamettin Bulut, Baran Umut Baycan, Ümit Akın, Serdar Tolga Aras, Fadime Eda Baysal, Murat Yazıcı, Mesut Yıldız, Hasan Uşen, Cavit Öztürk, Mustafa Karaman, Atilla Kağan Duraklıoğlu, İbrahim Hilmi Barlas, Bora Terzioğlu, Mehmet Ali Akgül, Halil İbrahim Koç, Tahir Kasaroğlu, Mustafa Semiz, Mehmet Gedikbaş, Nurcan Çaygür, Osman Orhan, Ali Fuat Ceyhun, Mehmet Ermiş, Bahadır Kalaycı ve Adem Güney.

türkiye'nin en çok para kazanan avukatları listesi

En çok kazanan avukatın sırları

Ahmet Pekin yılda 25 milyon TL kazanıyor. Ticari hukuk alanında uzman bir isim. Özellikle şirket birleşme ve satın almalarında onsuz bir masa düşünülemiyor. “Avukatlığın maddi ve manevi tatmini yüksek” diyen Pekin’e göre avukatlık aynı zamanda çok tehlikeli bir meslek. Asla hata yapma lüksünüz yok.

avukat ahmet pekin

“Ben para kazanmak için avukat olmadım. Para kazanmak benim için amaç değil araç oldu. Para kazanmak için avukat olursanız başarılı olamazsınız. Ben bu işe başladığımda paralar paçamdan akmıyordu. Ay sonunu zor getiriyordum”. Bu sözler ünlü Avukat Ahmed Pekin’e ait. Pekin 2013’te ödediği 9 milyon TL vergi ile “Türkiye’nin en çok kazanan 50 avukatı” içinde ilk sırada yer alıyor. Üstelik bu rakam ona en zengin iş insanları arasında da yer kazandırıyor. Yıllık kazancı 25 milyon TL. Ticari hukuk alanında uzman bir isim. Özellikle şirket birleşme ve satın alma sözleşmelerinde onsuz bir masa düşünülemiyor. 1984 yılında İstanbul’da hukuk macerası başlayan Pekin 30 yıldır kurumsal bir şirket oluşturmak için çalışıyor. Pekin&Pekin Hukuk Bürosu’nda 50’den fazla avukat çalışıyor. Önemli sözleşmelerde ve hayati davalarda onun imzası var. Pekin’e göre, avukatlığın maddi ve manevi tatmini yüksek olsa da çok tehlikeli bir meslek. Asla hata yapma lüksünüz yok.

Vergi listesinde isminiz ilk sıralarda geçiyor. Bunun nedeni olarak neler söylersiniz? Avukatlar çok mu kazanıyor?

Türkiye’de 85 bin avukat var. Hepsinin çok para kazanması mümkün değil. Ama bunların içinde tabiki çok başarılı olanlar var ve onlar da verdikleri hukiki hizmetin karşılığını alıyorlar.

85 bin avukat var diyorsunuz ama adı ilk sırada yazan sizsiniz. Neden diğerleri değil de siz? Bu başarının altında hangi etkenler var?

Ben para kazanmak için avukat olmadım. Para kazanmak benim için amaç değil araç oldu her zaman. Benim için öncelik, mesleğimi en iyi şekilde yapmak. Para kazanmak için avukat olursanız başarılı olamazsınız. Ben bu işe başladığımda paralar paçamdan akmıyordu. Ay sonunu zor getiriyordum. Buna rağmen kendi uzmanlık alanım olarak gördüğüm ticaret hukuku, iş hukuku dışında herhangi bir dava kabul etmedim. Boşanma davası kabul etmedim. Bu işin ilk kuralı uzmanlaşmadır.

Avukatlığın bıçak sırtı noktaları nelerdir?

Bizim mesleğimiz aynı zamanda tehlikelidir. Doktor hastaya doğru müdahaleyi yapmazsa hasta ölür ve iş orada biter. Ama bizde öyle değil. Hata yaparsanız, temsil ettiğiniz insan her gün ölür. Çünkü o kararı düzeltmeniz artık mümkün değildir. Kendi kendinize bunun muhasebesini yaptığınızda huzurunuz kalmaz. Bu meslek insanı vezir de eder rezil de.

Başarınızda payı olan davalardan birkaç örnek verebilir misiniz?

1987-88 yılında başlayan Kemal Horzum davası benim dönüm noktalarımdan biridir. Ben davayı 1991 yılında devraldım. Dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal davanın takipçisiydi. Karmaşık ve zorlu bir davaydı. Bir sebeple dava bana geldi. Ben asla bir davanın ortasından girmem, bu benim prensibimdir. İsterlerse bana dünyayı versinler ama yine de kabul etmem. Çünkü temelinden itibaren inşaatı siz kurmazsanız o binanın çökme ihtimali yüksektir. Ama dava o kadar zorluyduki, açıkçası kendimi denemek istedim. Kendimle yarışmak istedim. Nihayetinde davayı biz kazandık. Kemal Horzum zimmet davasında en üst ceza ile yargılandı. O zaman bu dava TRT’de canlı yayınlanıyordu. Herkes beni orada izledi. Benim de ünlenmem bu dava ile oldu.

Neden ticaret hukukunu seçtiniz?

Çünkü hukukta en grift, en karmaşık alanlardan biri. Boşanmada ya da diğer alanlarda böyle değil. Ticaret hukukunda alan çok geniş. Eğer alan genişse öğrenilecek çok şey var demektir.

Şirket satın alma ve birleşmelerinde şu sıralar bir hareketlilik var mı?

Şu anda bir hareketlilik yok. Bunun sebebi seçim dönemi. Yabancı yatırımcı seçim sonuçlarını bekliyor. Yabancıları Türkiye’de yatırım yapmaya teşvik eden iki unsur vardır: Ekonomik ve siyasi istikrar. Koalisyon hükümeti kurulunca yatırımcılar bu iki istikrarın gerçekleşip gerçekleşmediğine bakacaklar. Eğer gerçekleşti ise yatırımlar yeniden başlayacak. Yabancıların gözünden koalisyon hükümeti çok daha olumlu karşılanıyor. Çünkü büyük çoğunluğu kapsayacak. Uzlaşma ortamı oluşacak. Şu anda durgun olan piyasa da böylelikle canlanacak.

Şirket birleşme/devralma sözleşmelerinde hangi hususlara dikkat etmek gerekir? Riskleri nelerdir?

Bu sözleşmeler avukatlara çok fazla sorumluluk getirir. Hata yapma şansınız yoktur. Eğer bir hata yaparsanız bunun bedelini iki şekilde ödersiniz. İlki, yaptığınız hatanın karşılığında müvekkilinizin bir zararı doğduysa onu ödersiniz. İkincisi ise bütün kariyeriniz biter. Bu paradan çok daha değerlidir. Bin tane başarılı iş yapın ama bir tanesinde hata yapın bir daha kendinizi asla toplayamazsınız. Benim meşhur bir söylemim vardır: “Ben Kuzey Kutbu’nda bir hata yapayım, bana orada avukatlık yaptırmazlar”.

Bir avukat olarak sizi buraya getiren elbette mesleki üstünlüklerinizdir. Ancak ticari yetenekler de gerekmez mi? İkisi arasında nasıl bir yönetim var?

Ben mesleğe İzmir’de başladım. 1984 yılında İstanbul’a taşındım. Çünkü İzmir’de ufkumu geliştireceğime inanmadım. Ve o tarihten itibaren tek başına avukatlığın da yapılamayacağını anladım. Çünkü bir insanın 24 saati bu kadar işi bitirmesi için yetmez. Ben de o tarihten itibaren hem insana hem teknolojiye yatırım yapmaya başladım. Ve bunun sonunda kurumsallaşmaya başladık. 2008 sonunda 23 yılda bu avukatlık bürosunu bir kurum haline getirdim. Burası şimdi bir makine gibi çalışıyor. 24 saat 365 gün açıktır. Aşağıdaki kapı hiçbir zaman kilitlenmez. Biz yurtdışı ile çalışıyoruz. Dünyanın her yerinden müvekkilimiz var. Onların ihtiyaçlarına her an cevap verebilmeliyiz. Aksi düşünülemez.

BAŞARININ İKİ SIRRI

UZMANLAŞMA: Bu işin ilk kuralı uzmanlaşmadır. Hukuk çok derin bir bilim, hepsini bir anda bilemezsiniz. Bir yerde boşanma, bir yerde arazi ihtilafına bakamazsınız. Her şeyi bilemezsiniz. Ama alanı daraltırsanız bilginiz uzmanlığa doğru gider.

İLKELİ OLMA: Bu işte ilkeli olmak önemli. Ben asla bir davanın ortasından girmem, bu benim prensibimdir. İsterlerse bana dünyayı versinler ama yine de kabul etmem. Çünkü temelinden itibaren inşaatı siz kurmazsanız, o binanın çökme ihtimali yüksektir.

Esra Kızıltan / Turkishtime