bedelsiz hisse dağıtımı
Borsa,

Bedelsiz hisse dağıtımı nedir nasıl hesaplanır?

Bedelsiz hisse dağıtımı nedir neden yapılır? Bedelsiz hisse dağıtımı nasıl hesaplanır?

Bedelsiz hisse dağıtımı nedir neden yapılır?

Bedelsiz hisse dağıtımı, şirketin ana ortakları öz sermayesinden bulunan kalemlerden özellikle net karını ya da geçmiş dönem karını ödenmiş sermayeye eklemek için yapılır.

Bedelsiz Sermaye Artırımının şirketlere sağladığı avantajlar nelerdir ?

Bedelsiz Sermaye Artırımı şirketlere ek bir finansman kaynağı sağlamamaktadır. Ancak, Bedelsiz Sermaye Artırımının en önemli avantajlarından biri emisyon primi ile iştirak ve duran varlık satış karı kalemlerinden yapılan sermaye artırımlarının şirketlere sağladığı vergi avantajıdır. Diğer bir avantaj ise şirketlerin enflasyon karşısında erimiş olan sermayelerini güncelleyebilmeleridir.

Bedelsiz Sermaye Artırımı şirketlerin toplam piyasa değerlerini etkiler mi ?

Bedelsiz Sermaye Artırımı şirketlerin toplam piyasa değerini etkilemez.

Bedelsiz hisse dağıtımı nasıl hesaplanır?

Şirket ödenmiş sermayesine eklemek istediği sermaye kadar nominal değeri (1 TL üzerinde) diğer hisse sahiplerine hisse senedi olarak dağıtır.

Örneğin, net dönem kârından 20 milyon TL ödenmiş sermayeye eklemek isterse bu durumda 20 milyon adet hisse senedi dağıtır. Mesela şirketin yüzde 100 oranında bedelsiz dağıtacağını duyurması, hisse sahiplerine hisse başına 1 hisse; yüzde 200 bedelsiz hisse dağıtması hisse sahiplerine hisse başına 2 hisse vereceği anlamına gelir.

Şirketin net karından ya da geçmiş yıl karından ne kadarı ödenmiş sermayeye ekleyeceği ise şirket politikasıyla ilgilidir. Ayrıca bir formülü bulunmaz.

Bir hisse senedinin bedelli ya da bedelsiz potansiyeli olması yatırımcıları neden ilgilendiriyor?

Öncelikle “bedelsiz potansiyelinin” kısaca şirketin ana ortaklığına ait öz sermayenin ödenmiş sermayeye bölünmesiyle elde edildiğini belirtelim. Ancak ortaya çıkan rakamın bedelsiz hisse vereceği anlamına gelmediğini “verebilme potansiyelini” gösterdiğini de söylemekte fayda var. Çünkü şirketler elde ettikleri karı farklı alanlarda da değerlendirebilir. Şirketler ortaya çıkan bu rakamı, bedelli hisse senedi, temettü ödemesi veya yeni yatırımlar için kaynak olarak kullanabilir.

Bir şirketin bedelsiz hisse senedi verme potansiyelinin olması, bu yatırımcılara verilmesi bile (verilebileceği beklentisi nedeniyle) o hisse senedinin cazibesini artırır. Bu da yatırımcılar açısından psikolojik olarak olumlu bir etkisi olduğunu söyleyen analistler, bunun yatırımcıların hiçbir bedel ödemeden hisse sayısını artırma imkanına kavuşmalarına bağlıyor.

Kısacası bedelsiz hisse dağıtımında elinde o hisse olan yatırımcılar hiçbir bedel ödemeden hisse sayılarını artırabiliyor.

Daha açık bir anlatımla bedelsiz hisse dağıtımı, şirketin sermayesini iç kaynaklardan karşılayarak çıkardığı hisse senetlerinin bir “bedel” karşılığı olmaksızın ortaklarına dağıtması olarak tanımlanıyor.

Analistler, bir şirket tarafından bedelsiz hisse dağıtılacağına yönelik açıklamanın akabinde, elinde o hisse senedi bulunan yatırımcıların, açıklanan oran üzerinden belirlenen tarihte bedelsiz hisse almaya  hak kazandığını da hatırlatıyor.

Öte yandan ‘bedelli sermaye artırımı‘nın ise şirkete ek bir finansman kaynağı sağlaması amaçlandığı belirtiliyor. Bedelli sermaye artırımı, sermaye artırımına giden bir anonim şirketin hissedarlarına nominal değeri üzerinden satışını teklif ettiği hisse senetleri olarak tarif ediliyor.

Yatırımcılar bu hisse senetleri için bir bedel ödemek zorunda oldukları için bedelsiz kadar cazip bir sermaye artırımı olmuyor.

ŞİRKETLER BEDELSİZ HİSSE DAĞITMAK ZORUNDA MI?

Şirketlerin ödenmiş sermaya hariç diğer bilanço kalemlerinden özellikle net kâr ya da geçmiş  yıllardan dağıtılmamış kârlar üzerinden hisse dağıtabileceğini gibi şirketlerin dağıtabileceği “bedelsiz hisse” potansiyelini dağıtma zorunluluğu bulunmuyor.

topraksız tarım
Haber,

Topraksız Tarım Nedir, Nasıl Yapılır, Nelere Dikkat Edilmeli?

Topraksız tarım nedir? Topraksız tarım nasıl yapılır? Topraksız tarım yaparken nelere dikkat etmek gerekiyor? Topraksız tarım yapmak maliyetli midir? İşte tüm yönleriyle topraksız tarım hakkında merak edilenler…

Topraksız tarım ilk kez 1930 yılında, İngiliz Profesör Dr. William Gericke tarafından temeli atılmış daha sonraları Hollanda’da geliştirilmiş. Bu uygulamaya 1995 yılında başlayan Türkiye kısa sürede önemli bir dış pazar ve yatırım alanı konumuna gelmeyi başardı.

Ülkemizde topraksız tarım çok fazla bilinmiyor çünkü bu üretim ağırlıklı olarak ihracata yönelik yapılıyor. Bunun sebebi, topraksız tarımla üretilen ürünlerin maliyetinin yüksek olması ve bu maliyetin fiyata paralel oranda yansıması. Yani, topraksız tarımla 1 liraya mal edilen bir domatesin pazar tezgâhındaki fiyatı ortalama 3,5 lirayı buluyor. Türkiye’deki sıradan bir tüketicinin alım gücünün çok üstünde olan bu ürünlerin Avrupa’da alıcısı çok. Bu ülkeler, topraksız tarım yapmak için Türkiye’den toprak satın almaya başladı bile.

Dünyanın en sık tercih edilen üretim şekli olma yolundaki topraksız tarımda ürün, zemindeki toprak içine değil, yetiştirilecek fidelere özel kaplarda yetişiyor. Fide, Danimarka’dan getirilen Kaya yünü adlı bir maddenin içine dikiliyor. Kaya yünü, suyu tutma özelliğine sahip bir malzeme. Bununla birlikte kabın içine perlit adı verilen madde ekleniyor. Bu madde de ısı yalıtımı sağlama özelliğine sahip olduğu için bitkinin sıcaklık değişimlerinden etkilenmesini asgari düzeye indiriyor.

Fide ekildikten sonra, olgunlaşıp meyve verme aşamasında devreye bombus arıları giriyor. Bu arılar, yalayıcı ve emici özelliğe sahip dilleriyle çiçeklenme döneminde, çiçeklerin iç kısmını emerek tozlaşmayı sağlıyor böylece ürün oluşuyor.

Örneğin bu yöntemle oluşan bir domates topraklı tarıma göre daha kırmızı ve sağlıklı oluyor. Fide sağlıklı ve doğru bir şekilde yetiştirilirse, fidenin ekildiği günden itibaren 70 gün gibi bir süre sonra, ektiğiniz domatesler toplanacak olgunluğa erişiyor.

topraksız tarım domates

Girişimci sermayenin son yıllardaki yakın takibe aldığı “topraksız tarım“, yakın geleceğin en popüler yatırım alanlarından biri olmaya aday. Toprak yerine volkanik kayaların kullanıldığı, taş yünü ya da perlit denilen maddelerle çeşitli minerallerin ve suyun enjekte edildiği sistem şimdilik az sayıda girişimci tarafından yapılıyor.

Adana’dan Denizli’ye, Mersin’den, Afyon’a kadar birçok ilde yatırımcıların arazi aldığı topraksız tarımda yatırım maliyeti metrekare bazında ortalama 60 Euro olarak hesaplanıyor.

Dünyada tarım alanları giderek verimsizleşiyor. Diğer yandan artan dünya nüfusu da küresel ısınma ve gıda fiyatlarındaki anormal artışa bağlı olarak gelecekte büyük sıkıntıların habercisi. Geleneksel tarımsal üretimin geleceğine ilişkin bu karamsar beklentiler, bilim dünyasını yıllardır yoğun bir arayış içine itmiş bulunuyor. Örneğin topraksız tarım üzerine yapılan araştırmalar, bugün araştırma boyutundan çıkarak fiili olarak uygulamaya girmiş durumda.

Henüz çok çok başında olsa da Türkiye de bu uygulamanın içinde. Türkiye’deki birçok yatırımcı, gelişmeleri uzaktan ama büyük bir ilgiyle izliyor. Türkiye’nin her yerinden, her sektörden girişimcilerin ilgi odağındaki topraksız tarım, toprağa göre beş kat daha fazla sağladığı verimle, gelecek dönemin en kârlı işlerinden biri olmaya aday. İlginin nedenlerinden biri de bu.

TÜM YÖNLERİYLE TOPRAKSIZ TARIM

Hijyenik ve daha lezzetli ürünler yetiştirme imkânının dışında, gübreleme, ilaçlama, aşırı sulama gibi faktörlere gerek duyulmayan topraksız tarımda, başta geleneksel sebzeler olmak üzere hassas tıbbi bitkiler ve yumru kök içermeyen yeşillikler daha sağlıklı yetiştirilebiliyor ve hastalık seviyesi minimum düzeylere indiriliyor.

Topraksız tarımın bir çeşidi olan hareketli su kültürü ile yapılan yöntemde, bir tohumdan 16 bin tane domates, bir dönümden 80 bin ton ürün alınıyor.

Peki topraksız tarım nasıl yapılır? 
Hangi bölgelerde yatırım yapmak avantajlı?
Hangi ürünler üretiliyor ve bu ürünlerin pazarı nasıl?

Türkiye’de bu alanda üretim yapan üreticilerden üretim hikâyelerini, Türkiye ekonomisinin bu yeni yatırım dalgasını ve fizibilite analizlerini, en geniş şekli ile ortaya koyduk.

40 MİLYAR DOLARLIK PAZAR
Dünyanın son dönemde odaklandığı sektörlerin başında tarım geliyor. Çünkü gıda fiyatları son yıllarda yüzde 50’nin üzerinde bir artış yaşadı. Bu artışla birlikte dünya ekonomisi sarsılmaya başladı. Gelişmiş ülkelerin önemli temsilcilerinden gelen bilgiler, gelecekte yüz binlerce insanın açlık çekeceği yönünde. Yani bugünden tarıma yatırım yapanları, gelecekte daha rahat bir yaşam ortamı bekliyor.

Türkiye de, dünyada yaşanan gelişmeleri yakından izliyor. Yeni teknolojiler, sistemler geliştiriyor. Tabii bunu sadece tarımla uğraşanlar değil, teknoloji şirketleri de yapıyor, vizyonu olan girişimciler de… Türkiye, tarım açısından şanslı ülkeler arasında yer alıyor. Ancak tarımda bölünmüş topraklar, erozyon ve kuraklık, verimi engelliyor.

Türkiye’nin toprak verimliliğinin yapılan araştırmalara göre son 10 yılda yüzde 23 azaldığı belirtiliyor. Tarım alanında yeni gelişmeye başlayan topraksız tarım ise bugünün ve geleceğin yatırım alanı olarak yerini şimdiden üst sıralara taşımaya başladı. Topraksız tarım, diğer adıyla “hidroponik yetiştiricilik”, dünyada 40 milyar dolarlık bir büyüklüğe ulaştı. Türkiye’de ise 100’e yakın serada bu teknik kullanılmaya başlandı.

VERİM 5 KAT DAHA FAZLA
Topraksız tarımın en yoğun olarak kullanıldığı ülkelerin başında Hollanda ve Belçika geliyor. Bu iki ülkenin seralarının toplam yüzde 95’inde topraksız tarım yapılıyor. Türkiye’de ise özellikle son bir yıldır yatırımcılar bu alana akın etmiş durumda. Türkiye’deki son tabloya göre toplam 48 bin hektar seranın yaklaşık 4 bin dönümünde, topraksız tarım uygulamasına geçilmiş bulunuyor.

Uzmanlar, Türkiye’nin topraksız tarım yapılan sera alanının iki üç yıl içerisinde 15 bin dönüme çıkacağını söylüyor. Topraksız tarım yönteminde verim, normal tarıma göre beş kat daha fazla. Hareketli su kültürü ile yapılan topraksız tarımda bir tohumdan 16 bin tane domates, bir dönümden 80 ton ürün alınıyor.

Bu tarımda hormon ve ilaç kullanılmıyor. Dolayısıyla kalıntı içermeyen ve yüksek fiyatlardan alıcı bulan ürünlerin yetiştiği topraksız seralar, geleneksel seracıları da harekete geçiriyor. Ürünün pazarlanmasında fiyatı yüksek olmasına rağmen hiçbir sıkıntı çekilmediğini belirten sektör temsilcileri, hem iç pazarda hem de ihracatta alıcının sürekli olduğunu belirtiyor. Avrupa standartlarında yapılan üretim, Avrupa pazarlarına, Rusya’ya, Arap ülkelerine çok rahat bir şekilde ihraç ediliyor. Hatta zincir marketlerin bu ürünleri almak için hiçbir zorluk çıkarmadığı da belirtilenler arasında. Çünkü tüketicilerin son dönemde sağlıklı beslenme anlayışı giderek gelişiyor.

METREKARE YATIRIMI 60 EURO
Topraksız tarımın yatırım maliyeti, diğer tarım metoduna göre yüksek. Ancak alınan verim düşünüldüğü zaman bu yatırımın kârlı bir yatırım olduğu görülüyor. Yatırım tutarı plastik seralarda metrekare başına 60 Euro iken, cam seralarda 70-75 Euro’yu buluyor. Bir dönüm için yapılması gereken yatırım ise 70-75 bin Euro civarında. Yatırımın geri dönüş süresinin ise iki ila beş yıl arasında değiştiği belirtiliyor.

Geri dönüş süresi, topraksız tarımın da çeşidine göre farklılıklar gösteriyor. Topraksız tarım Dizayn Grup’un geliştirdiği gibi hareketli su kültürüne göre yapıldığı gibi, perlit, pomza gibi materyaller ile de yapılıyor. Örneğin Dizayn Grup’un Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Mirmahmutoğulları’na göre, hareketli su kültürü ile yapılan topraksız tarım yatırımının geri dönüş süresi, 25 ay. Mirmahmutoğulları, “Bizim sistemimiz çok farklı bir topraksız tarımı ortaya koyuyor. Biz anahtar teslim proje, tesis veriyoruz. Yatırım maliyetimiz yüksek olabilir. Ancak yatırımın geri dönüş süresi çok hızlı” diyor.

TOPRAKTA DEĞİL TAŞTA TARIM
Yatırımla ilgili olarak, volkanik bir kaya türü olan pomza ile de topraksız tarım yapmak mümkün. Bir ton pomzanın fiyatı, sadece 30 Ytl ve pomzanın kullanım süresi sekiz yıl. Burada yatırım yapılacak materyalin bilinçli bir şekilde seçilmesi, bu materyallerin nasıl kullanılacağı da önemle araştırılmalı. Büyük şirketler bu alana büyük yatırım yapıyor. Kendi bünyelerinde ziraat mühendisleri çalıştırıyor. Ancak sektör temsilcileri küçük ve orta boy yatırımcıların mutlaka üniversitelerden danışmanlık hizmeti almaları gerektiğini söylüyor.
Topraksız tarım, bilgisayar kontrollü bir sistem gerektiriyor. Güneşin zararlı ışınlarının ürüne ulaşmasını engelleyen UV ve IR katmanlı sera malzemeleri, Türkiye’ye ithal ediliyor. Asıl yatırımı, bu ürünler oluşturuyor. Arazi yatırımı ise sözleşmeli çiftçilik modeli ile karşılanabiliyor.

Bitkilerin ihtiyacı olan mineraller, özel bir sulama yöntemiyle bitkiye aktarılıyor. Seranın ısınması, nem, buhar düzeyi de bilgisayar kontrollüyle yapılıyor.

1 KİLO DOMATESİN MALİYETİ
Tüm bunlar maliyeti artıran etkenleri oluşturuyor. Ancak ekipmanların kullanımı, bitkilerin büyüme sürecinin belirlenmesi, üretimin devamlılığı için uzman personel desteği şart. Tüm bu girdilerle birlikte bir kilo domatesin ne kadara üretildiğini sorduk.

Bir üreticiden aldığımız bilgiye göre, bir kilo domatesin 1.2 Ytl’lik bir maliyeti var üreticiye. Satış fiyatı ise 2 ila 4.5-5 Ytl arasında değişiyor. Burada katma değerli bir üretimden söz etmek mümkün. Denizli’de iki yıldır bu işi yapan Gökşin Tarım’ın Genel Müdürü Ahmet Onur Karademir, bir dönüm için 140 bin YTL yatırım yaptıklarını söylüyor ve şöyle devam ediyor:

“25 dönümün bize maliyeti, 2 milyon Euro’yu geçmiş bulunuyor. Yatırımın geri dönüşünü beş yıl gibi hesap ettik. Ancak ürünler, devamlı pazar buluyor. İlk yıl hem ihracata, hem de lüks marketlere çalıştık.”

Topraksız tarımla yetiştirilen ürünlerin hemen raflarda yer bulabildiğini anlatan Karademir, “Ürünlerimizin fiyatı daha yüksek. Kış ayı için normal sera malı domates 2 YTL ise bizim malımız 4-5 YTL’ye satılıyor. Ama güvenilir bir ürün oluyor” diyor.

GİRİŞİMCİLERDEN YOĞUN TALEP
Türkiye’de özellikle son yıllarda farklı alanlara yatırım yapmayı araştıran girişimciler, topraksız tarıma odaklanmış durumda. Topraksız tarım için gerekli materyalleri pazarlayan şirket yöneticilerinden aldığımız bilgilere göre inşaat sektöründen, özellikle de tekstil sektöründen kaçan patronlar, bu işte nasıl kâr elde ederiz sorusunun yanıtını arıyor. Tedarikçi bir şirket yöneticisinden aldığımız bilgiye göre, kendilerine mal temini için başvuran girişimci sayısı, son bir yılda 100’ü geçmiş durumda. Yetkili, “Özellikle jeotermal bölgelerde, Akdeniz ve Ege’de bu işi yapanların sayısının hızla arttığını görüyoruz. Klasik serasını topraksız tarım serasına, yani bir anlamda da modern seraya dönüştürmek isteyen yatırımcılar artıyor” diyor.

İÇ PAZAR TALEBİ ARTIYOR

Topraksız tarım ürünlerinin bahsettiğimiz gibi ihracatta hiçbir sorunu yok. Ürünler, zincir marketlerde ise kilo yerine, paket olarak satılıyor. Bir üreticinin verdiği bilgiye göre, eskiden üretimlerinin sadece yüzde 2’sini iç pazara verirken, bu oran bir yıl içinde yüzde 10’a çıkmış.

Anahtar teslim tesis satan Dizayn Grup’un topraksız tarım teknolojileri müdürü Bülent Karayel, sektör değiştirmek isteyen birçok yatırımcı olduğunu söylüyor. Karayel, “Gayrimenkulden, tekstilden birçok yatırımcı var. Dengesi bozulan dünyada, tarım ürünleri çok önemli olacak. Ultra teknoloji kullanılıyor bu sistemde. Seraların içinde meteoroloji istasyonu bile var” diyor.

Karayel, yatırım için güney bölgelerini ve jeotermal bölgeleri tavsiye ediyor ve ekliyor: “Sakarya, Aydın, Manisa, Afyon’da da yatırımlar artıyor.”

KUMLUCA, TOPRAKSIZ TARIM ÜSSÜ
Türkiye’de seracılığın ilk başladığı yer olan Antalya’nın Kumluca ilçesi, seracılıktaki verimini topraksız tarım ile geliştirmeye başlamış. Hatta üreticiler, Kumluca’nın topraksıztarımda bir üs olma yolunda ilerlediğini söylüyor.

Kışlık sebze ihtiyacının yüzde 40’ını karşılayan Kumluca’da halen dört büyük topraksıztarım yapılan sera bulunuyor. Bu seraların büyüklüğü 100 dönüme ulaşmış ve bu alanda beş büyük yatırımcı olduğu belirtiliyor. Kumluca’nın 55 bin dönümlük arazisi var. Bu araziden ise yer almak isteyen girişimci sayısının, her geçen gün arttığı belirtiliyor.

Talep, Kumluca’daki arazi fiyatlarını da yükseltmiş. Kumluca’da bir dönüm arazi 40 bin YTL’den satılıyor. Şimdi Kumluca’da işleme ve paketleme ihtisas organize sanayi bölgesi de yapılması planlanıyor.

YATIRIMCILAR TAKİPTE
Bununla birlikte yatırımların daha da artacağını söyleyen Kumluca Sanayi ve Ticaret Odası Başkanı Alaaddin Aytekin, “Burada topraksız tarım, 100 dönüme ulaştı. Çiftçi başarıyı görmeden değişime yanaşmıyor. O yüzden sera açıp, verim artışını göstermeye karar verdim. Daha şimdiden 20 sera sahibi beni yakın takibe aldı.” diyor.

Aytekin, bu işe öncelikle 6 dönümle başlamış. Bugün ise 18 dönümlük bir araziye ulaşmış. 45 bin fidesi var. İsviçre’den ithal ettiği bilgisayar kontrollü seraların yatırım maliyeti ise 2 milyon doları bulmuş. Aytekin, yatırımın geri dönüşü ile ilgili olarak şunları söylüyor:

“Yatırım beş yılda kendini amorti eder. Ekonomide iyi bir çıkış olursa daha kısa sürer. Şimdi narenciye bahçelerimizi topraksız seraya dönüştürmek istiyoruz. Büyük tesislerin kurulması için narenciye bahçelerinin değerlendirilmesi gerekiyor. Bu işin rantabl olması için arazinin 20 dönüme ulaşması gerekir.”

DİZAYN GRUP BİR TOHUMDAN 16 BİN TANE DOMATES ALINIYOR
“Beyin göçüne karşı beyin gücü” kampanyasına gelen bir projeyletopraksız tarım işine başlayan Dizayn Grup, bu işte farklı bir yöntem kullanıyor. Hareketli su kültürü yöntemiyle topraksız tarım yaptıklarını ve diğer topraksız tarım metotlarından tamamıyla farklı olduklarını anlatan yönetim kurulu başkanı İbrahim Mirmahmutoğulları, bu yöntemle bir tohumdan 16 bin tane domates alındığını söylüyor. Adana’da serası olan Dizayn Grup, artık seri üretime geçmiş durumda. Mirmahmutoğulları, şunları anlatıyor:

“Taşıyıcı olarak pelit, taş yünü gibi yöntemlerle yapılana da topraksıztarım deniyor. Bizimki hareketli su kültürü. Biz tamamen su içinde üretiyoruz. Şu anda seri üretime geçtik” diyor. Dizayn Grup’un üretim rakamları oldukça yüksek. Projelerini açıkladıktan sonra telefonlarının kilitlendiğini söyleyen Mirmahmutoğulları, girişimci sayısının bini geçtiğini belirtiyor. Dizayn Grup, anahtar teslim tesis satıyor. Yatırımcılarla ise sözleşmeli çiftçilik yapıyor. Mirmahmutoğulları geliştirdikleri sistemi şöyle anlatıyor:

“Yatırımcının tüm girdi ihtiyaçlarını da biz karşılıyoruz: Fide, gübre, danışmanlık gibi. Tüm çıktısını yine biz satın alıyoruz. Mahsulü de biz satın alıyoruz. Markamız Miracle. İlk pazarlayacağımız ürünler aralık ayında olacak. Önce iç pazara satacağız. Çözümümüz bir diz avantajları da beraberinde getiriyor.”diyor.

ALTERNATİF TARIM A.Ş. BAZALTİK POMZA İLE EN BÜYÜK ÜRETİCİ
Saray Halı’nın sahibi Necati Kurmel’in ağabeyi Mustafa Kurmel, çiftçiliğin yanı sıra maden ocağı sahibi. 1995 yılında Almanya’dan bazaltik pomza ile ilgili araştırma yapan bir profesör ile görüşen Kurmel, bazaltik pomzanın topraksız tarım için son derece önemli bir materyal olduğunu keşfediyor. Kurmel’in Adana Osmaniye’de bulunan maden ocaklarından da zaten bazaltik pomza çıkıyor.

Bu materyali, üniversitelerle birlikte inceleyen Kurmel’in bu işin başındaki asıl yöneticisi ise kızı, Dinamis Kurmel Taşdelen. 1998 yılında AlternatifTarım A.Ş.’yi kuran Dinamis Taşdelen, o yıldan itibaren topraksız ve organik tarım yapan seracılara bu materyali satıyor. Taşdelen’in verdiği bilgilere göre, pomza topraksız tarım yapabilmek için bir taşıyıcı. Yüksek su tutma ve ısı depolaması nedeniyle seralarda en önemli harcama kalemi olan ısıtma giderlerini azaltıyor. Pomza, yoğun gözenekli yapısı nedeniyle havalanmayı sağlarken drenaj sorunlarını da gideriyor. Fiyatı ise diğer materyallere göre daha uygun. Bir ton pomzayı 30 Ytl’ye alabiliyorsunuz. Taşdelen, “Biz bunun dünya ile aynı zamanlarda araştırmasını yaptık. Türkiye’de topraklı seralar yapıldı. Üretim oraya alındı. Oraya da kimyasal atıldığı için toprak bozuluyor. Kapalı seralardatopraksız tarıma uygun bir materyal bu. Yüzde 40’ının yapısında gözenek var. Kök, inanılmaz hızlı gelişiyor” diyor.

Verimin pomza ile topraklı tarıma oranla beş kat daha fazla olduğunu söyleyen Taşdelen, “Çapalama yok, yabancı ot yok. Mantar, küf üretmiyor. İşgücü tasarrufu ve üretim artışı var topraksız tarımda” diyor. Osmaniye’deki maden ocaklarında 1 milyar metreküplük yatak rezervi ile yalnızca Türkiye’nin değil, dünyanın en önemli pomza üreticileri arasında yer alan Alternatif Tarım’a son iki yıldır büyük bir talep patlaması olmuş. Taşdelen, taleple ilgili olarak şunları söylüyor:

“Adana, Tarsus, Mersin, Silifke, Erdemli, Antalya’ya kadar büyük talep alıyoruz. Girişimciler artıyor. Mesela Erdemli’de çok yakın tarihte, 40 dönüm yaptı bir girişimci. Hemen arkasından 200 dönümün üzerine çıkıyorlar. En ekonomik, en faydalısı bazaltik pomza. Topraksız tarımda burayı destekledik. Geçen yıl 100 ton sattık.”

GÖKŞİN TARIM “İKİ YILDA 25 DÖNÜME ULAŞTIK”
Denizli’de tekstil kimyasalları sektöründe faaliyet gösterirken, tekstil sektöründeki gerilemeye karşı farklı alanda yatırım yapmayı araştıran Gökşin Tekstil Kimyasalları şirketi, topraksız tarıma girmiş.

İki yıl önce küçük bir arazi ile bu işe başlayan şirket, bugün 25 dönüme ulaşmış durumda. Bu iş için Gökşin Tarım A.Ş.’yi kurduklarını söyleyen Genel Müdür Ahmet Onur Karademir, halen domates ürettiklerini, ancak Kaliforniya tipi biber üretimine de geçeceklerini söylüyor. Halen dünyadaki seraların yüzde 90’ının domates üretmesi, Gökşin Tarım’ı da domates üretimine yöneltmiş. Karademir, “Karpuz, kavun, salatalık da üreteceğiz” diyor.

25 dönümlük arazi için yatırımın 2 milyon Euro’yu geçtiğini söyleyen Karademir, arazilerini sürekli olarak büyütmeyi hedeflediklerini, bu işte beklentilerinin üzerinde bir verim elde ettiklerini belirtiyor.

Gökşin Tarım’ın ürettiği domatesler için market raflarında hemen yer bulunmuş. Fiyatlar da oldukça yüksek. Karademir’in belirttiğine göre, ilk yıl Migros, Carrefour, Kipa gibi zincirlere mal vermişler. İhracat da yapmışlar. Karademir’in bu sisteme ilişkin görüşleri şöyle:

“Tüketici bilinci geliştikçe, bu yatırımlar hızlanacak ve insanlarımız daha temiz ve sağlıklı ürünler tüketebilecekler. Ayrıca istihdam açısından bakıldığında bu tarz işletmelerde dönüme bir işçi çalıştırılmakta olduğundan, özellikle tekstil sektöründeki daralmayı tarım sektörüyle aşabilme ihtimali göz ardı edilmemelidir.”

AGROBAY MEKSİKA’NIN LİDERLİĞİNİ ELİNDEN ALACAK

İnşaat sektöründe faaliyet gösteren Bayburt İnşaat’ın sahibi Hasan Şentürk’ün İzmir Dikili’de kurduğu sera, Türkiye’nin tek bir alanda sahip olduğu en büyük sera unvanını taşıyor. 2002 yılında topraksız tarım işine başlayan Agrobay’ın sahibi Hasan Şentürk, halen 350 dönüm üzerinde faaliyet gösterdiklerini, yılsonuna kadar ise 500 dönüme ulaşacağını söylüyor. 2010 yılı planı ise bu tarımı bin dönüm üzerinde yapmak. Tarımda büyük bir potansiyel keşfederek bu alana yatırım yapmaya karar verdiğini anlatan Şentürk, “Şu an Agrobay’da üretim 8 bin tonun üstünde. Gelecek yıl 12 bin tona ulaşacak. Domates, biber ve salatalık çeşitleri üretiyoruz. Üretimimizin yüzde 90’ını ihraç ediyoruz. Ciromuz ihracatta 8 milyon Euro. Gelecek yıl 10 milyon Euro hedefliyoruz” diyor.

Satış iç pazarda ise sürekli olarak artıyor. Agrobay, bu yıl için yapacakları ek yatırımın 25 milyon Euro’yu bulacağını söylüyor. 500 dönüm üzerindeki üretim ile Meksika’nın liderliğini elinden almayı hedefleyen Agrobay, yatırımın karşılığını bir yılda almayı planlıyor. Şentürk, “Bu tarımın avantajları verimlilik ve kaliteyle sınırlı değil. Bu kültürde yetişen ürünlerin ihraç pazarları da daha geniş ve sorunsuz oluyor. Böylece yaptığınız yatırım, kısa zamanda geri dönüyor. Geçen yıl Akdeniz Sineği nedeniyle Türkiye’nin Rusya’ya ihracatı durdu. Bizim Rusya’ya satışımız aksamadan sürdü” diyor.

BOSTAN TARIMSAL ÜRÜNLER PERAKENDECİYKEN, ÇİFTÇİ OLDU

Trakya Bölgesi’ndeki Güler Marketleri’nin sahibi olan ve marketleri Kiler’e satan Yusuf Bostan, geçen yıl topraksız tarım işine girmiş. Manisa Salihli’de 170 dönümlük arazi üzerinde 145 bin metrekarelik bir kapalı alanda taş yünü yöntemiyle fidelerini diken Bostan, ürünlerini önümüzdeki ay toplamaya hazırlanıyor.

Bir projesi de Afyon’un Sandıklı bölgesinde olan Bostan’ın buradaki arazisi ise 200 dönüm. Bu işe büyük yatırımlarla giren Yusuf Bostan, bu yatırımlar için 20 milyon Euro’ya yakın bir yatırım yapacak. Şu anda domates ve Kaliforniya biberi üreten Bostan Tarım Ürünleri A.Ş. üretimini kaya yünü aracılığıyla gerçekleştiriyor. Bostan, “Bizim bu yılki üretim hedefimiz 5-6 bin ton civarında olur. Ama yurt dışından talep daha fazla. Markamızı taşımak için iç pazara da satış yaparız. Üç tane markamız var” diyor.

Dört ziraat mühendisini Avrupa’da eğitim almaları için gönderen Bostan, Türkiye’de bu işi bilen yeterli uzmanın olmadığını söylüyor. İhracatla ilgili olarak ise Bostan, şöyle konuşuyor: “Geçen yıl ben pazarı öğrenmek için Antalya’da mal alıp sattım. Şu anda Rusya’da bir şirketle yaptığımız bir anlaşma var. Altı bin değil, 20 bin ton bile ürünüm olsa almayı talep ediyor” diyor.

TOPRAKSIZ TARIM NASIL YAPILIR?

Uluslararası topraksız tarım derneği (ISOSC) topraksız tarımı şöyle tanımlıyor: “Sucul olmayan bitkilerin köklerinin besin solüsyonuyla desteklenmiş, tamamen inorganik ortamlarda yetiştirilmesi.” Topraksıztarımda fidelerin dikimi toprak yerine nötr kabul edilen kaya yünü (rockwoll), hindistan cevizi kabuğu (cocopeat), perlit, pomza, hareketli su veya benzeri nötr kabul edilen ortamlar kullanılarak yapılıyor. Hiçbir içeriği olmayan tamamen nötr denilebilecek bu maddelerin tek işlevi, bitki kökünün su tutmasını sağlamak. Dolayısıyla çok verimsiz alanlarda bile rahatça tarım yapılabiliyor.

Topraksız tarımda, bitkinin topraktan alması gereken doğal besin maddeler (potasyum, azot, fosfor, magnezyum v.b) ve mineraller, spagetti damla sulama yöntemiyle doğrudan bitkinin köküne, tamamen bilgisayar kontrollü olarak veriliyor. Böylece bitkinin optimum yetişmesi sağlanıyor.

Eksik, fazla ya da zararlı bir oluşum, böylelikle bitkiye yaşatılmıyor. Ayrıca bitkinin döllenmesi Bombus arıları tarafından yapılıyor. Böylece sağlığa zararlı hormon kullanımı engellenmiş oluyor. Bitkilerin beslenmesi, dışarıdan makine aracılıyla bitkilerin köklerine drip denilen malzemeyle iletiliyor.

Dışarıda bulunan makine o gün -gün sıcaklığı, bitkilerin ışıklanma süresi, gün uzunluğu gibi değerleri değerlendirerek- bitkiye gönderilecek gübre, asit ve su oranını ayarlıyor. Topraksız tarımda, verimli toprak arazisine ihtiyaç duyulmuyor. Hormon, kimyasallar ve gübreye ihtiyaç duyulmuyor. Toprak kullanılmadığı için toprak bakterileri ya da hastalıklarının yol açtığı riskler bu sistemde söz konusu değil. Ayrıca nadas uygulamasına da ihtiyaç yok. Tam otomasyonlu ve kontrollü üretim imkânı tanıması sayesinde ürün kalitesi yükseliyor.

HANGİ SİSTEM DAHA KÂRLI?
Topraksız tarımda bitkilerin yetişmesi için gerekli olan materyal de şu an tartışma konusu. Su içinde yapılan üretim mi daha kârlı, perlit ya da bazaltik pomza aracılığıyla yapılan üretim mi?

Dizayn Grup’tan aldığımız bilgilere göre hareketli su kültürü ile yapılan topraksız tarım diğer topraksız tarıma göre yaklaşık 10 kat daha az su tüketiyor. Dizayn’ın iddiasına göre kendi yöntemleriyle altı kilogram su ile bir kilogram domates üretilirken, diğer sistemlerde 60 kilogram su ile bir kilo domates üretiliyor. İlaç tüketimi ise diğer topraksız yöntemlere göre kendilerinde binde 6. Gübre tüketimi daha az. Çevre kirletme riski ise yok. Çünkü atık yok. Su kapalı devre çalışıyor.

Bazaltik pomzanın bir tonu, 30 Ytl. Pomzanın kullanım süresi ise sekiz yıl. Perlit ya da taş yünü kullanımında ise atık oranının yüksek olduğu belirtiliyor.

UZMANLARDAN YATIRIMCILARA ÖNERİLER
Topraksız tarım yatırımı için uzmanlara girişimcilerin hangi unsurlara dikkat etmeleri gerektiğini sorduk. Aynı zamanda topraksız tarım ile hangi ürünler yetiştirilir? İşte aldığımız yanıtlar:

  • Başta iklim özellikleri olmak üzere, arazinin sulama suyu varlığı, elektrik kaynağına yakınlık, pazara ulaşım açısından ana yollara hatta havaalanına yakınlık önem taşıyor.
  • Termal ve jeotermal enerji kaynaklarına yakınlık ise son derece önemli.
  • Don olmayacak bölgelerin tercih edilmesi gerekiyor.
  • Çukurda kalan ve rüzgâr almayan bölgeler yerine güneye bakan araziler tercih edilmeli.
  • Ürünlerle ilgili olarak, Türkiye’deki üretimin yüzde 90’ı şu an domates. Başta domates olmak üzere biber, patlıcan, salatalık, kavun ve kabak da yetiştirilen ürünler arasında yer alıyor.
  • Halen az miktarda da olsa fasulye, karpuz, marul, ıspanak, maydanoz, tere ve roka gibi ürünler de yetiştiriliyor.
  • İzmir’ in Menderes Bölgesi ağırlıklı olarak salatalık yetiştiriciliği, Derme ise biber yetiştiriciliği konularında alıcıların tercih ettiği bölgeler.
  • *Antalya merkez ve çevresinde hemen hemen tüm ürünler bulunabiliyor.
  • Kesme çiçekte ise sırayla gül, karanfil, lale, krizantem, orkide, lilium, gerbera, frezya, glayör ve gipsofila yetiştiriliyor. Bu ürünlerden Türkiye’nin ihracat kaleminde yer alanlar ise karanfil ve gerbera.

TÜRKİYE’DEKİ SERA ALANI ARTIYOR
*Türkiye’ deki sera alanı 300 bin dönüm civarında,
*Ortalama işletme başına sera alanı 3 dönüm civarında,
*Seracılıkla uğraşan aile sayısı 100 bin-120 bin arasında,
*Dönüm başına alınan verim 8-9 aylık periyotta domates için 35 ton, renkli biber için 15 ton.

İNGİLTERE’DE BULUNDU, HOLLANDA VE İSRAİL GELİŞTİRDİ
Topraksız tarım metodu, 1930 yılında İngiltere’de Kaliforniya Üniversitesi’nden Profesör Doktor William Gericke tarafından keşfedildi, Hollanda ve İsrail tarafından ise geliştirildi.

Toprağın zaman içinde kirlenmesinden dolayı ikinci dünya savaşından sonra başlatılan çalışmalar sonucunda özellikle 90’lar sonrasında Hollanda ve İsrail’de bu üretim modeli ticari hayata da girdi. Türkiye’de ise son 5-6 yıldır şirketler kuruluyor.

Türkiye’de topraksıztarım yapan üreticilerin ağırlıklı olarak ihracat yaptığı belirtiliyor. Yaklaşık beş serada da çiçek üretimi var.

Topraksız tarım, günümüz için yeni bir teknoloji sayılabilir ancak tarihte buna örnekler bulmanın mümkün olduğu belirtiliyor. Çinlilerin pirinç yetiştiriciliği, Eski Mısırlılar’ın milattan yüzlerce yıl önce Nil Nehri’nin sularında topraksız yetiştiricilik yapmaları, topraksız tarım yani hidroponik sistem için tarihten birer örnek olarak gösteriliyor.

Orta Amerika’da Aztekler’in Tenochtitlan gölünden çıkardıkları göl tabanı tortullarını sallara doldurarak göl üzerinde yüzen bahçeler yaptıkları söyleniyor. Bitki kökleri, çamur ve dalların içerisinden geçerek suyun içerisine uzanıyor ve yüzen adalar oluşuyor. Batmayan bu salların ise pazarlara yüzdürülerek götürüldüğü ve üzerlerinde yetiştirilen sebze ve çiçekler toplanarak, taze olarak satıldığı bu konuyla ilgili söylentiler arasında.

nathaniel rothschild kimdir
Kimdir,

Nathaniel Philip Rothschild kimdir?

Dünyanın en zengin ailesi olan Rothschild Ailesi’nin üyesi olan Nathaniel Philip Victor James (Nat) Rothschild kimdir?

Nathaniel Philip Victor James Rothschild kimdir?

Nathaniel Philip Victor James “Nat” Rothschild Alman kökenli yahudi bir aile olan Rothschild Ailesi’nin önemli bir üyesidir. (Rothschild Ailesi’nin serveti) 12 Temmuz 1971  Londra doğumlu olan Nathaniel Philip Rothschild metal, maden ve doğal kaynaklar üzerine yatırım danışmanlığı yapan JNR Limited’in başkanıdır ve doğal kaynaklar ile ilgili faaliyet gösteren Bumi PLC’nin eş başkanıdır. Bu şirketin kurulmasına ve London Stock Exchange’de yer almasına yardım etmiştir.

Nathaniel Rothschild uluslararası iş dünyasında çok geniş bir faaliyet alanına sahiptir ve dünyanın en zengin ailelerinden Rothschild Ailesi’ni bir üyesidir. Nathaniel Philip Rothschild Jacob Rothschild, 4. Baron Rothschild’in ve Serena Mary Dunn’in 4 çocuğundan en küçük olanıdır ve tek erkek çocuklarıdır.

Nathaniel Rothschild kariyerine 1994 yılında Londra’da Lazard Brothers portföy yönetiminde başladı. Daha sonra Morgan Stanley ve Lehman Brothers’ın eski birleşme ve satın alma başkanı Eric Gleacher’in New York’da kurduğu birleşme ve satın alma danışmanlığı firması Gleacher Partners’de çalışmaya başladı.

Birçok fonun kurucusu ve yatırımlarında söz sahibi Nat Rothschild, İngiltere’nin en iyi fon yöneticileri listesinde üst sıralarda.

nathaniel rothschild

Nathaniel Rothschild, Avrupa perakendecisi ve giyim markası Kookai’nin sahibi Vivarte’nin eski başkanıdır.

Mezun olduğu okullar
King’s College London Bağımlılık Psikolojisi Yüksek Lisansı(2013-2014)
Oxford Üniversitesi Tarih bölümü(1989-1993)
Eton College(1984-1989)
Court College(1977-1984)

Resmi vatandaşı olduğu ülkeler
Birleşik Krallık, Kanada, İsviçre, Karadağ

Nathaniel Rothschild 2010’dan beri, Barrick Gold Corporation’da icracı olmayan yönetici olarak görev yapmaktadır.

Nathaniel Philip Rothschild ayrıca 2007 yılındaki kuruluşundan 2011 yılının Aralık ayındaki dağılışına kadar dünyanın en büyük alüminyum üreticisi olan United Company Rusal PLC’nin Ulsuslararası Danışmanlık Kurulu’nda başkan olarak görev yapmıştır.

The Observer gazetesinin haberine göre, Nathaniel Rothschild 200 yılında Rothschild’in miras yoluyla elde ettiğini açıkladığı 500 milyon İngiliz sterlini’ne ilaveten, gerçek miktarın İsviçre’de birtakım ortaklıklarda gizlenmiş 40 milyar İngiliz sterlini olduğu ifade edilmektedir. 2011 yılında, The Sunday Times, Nathaniel Rothschild servetini $1.6 milyar olarak tahmin etmiştir.

NAT RORHSCHOLD INGİLTERE’NİN EN ZENGİN 67’NCİ KİŞİSİ
Sunday Times tarafından hazırlanan listede 1 milyar pound’luk servetiyle Nat Rothschild İngiltere’nin en zengin 100 kişisi arasında 67’nci sırada gösterilmişti. Ama bu servetin buz dağının görünen yüzü olduğunu söyleyenlerin sayısı çok. Ünlü milyarder, Forbes dergisinin en zenginler listesinde ise yer almıyor.

Rothschild ailesi Alman Yahudi kökenlere sahip. Başta İngiltere, ABD olmak üzere dünyanın her yerinde yatırımları var. Yönettikleri paranın 15 trilyon dolar civarında olduğu söyleniyor.

Nat Rothschild ailenin son kuşak temsilcilerinden.
İngiltere’nin elit okullarından Eton ve Oxford mezunu.
Dünyanın en büyük alüminyum üreticisi Rusal’m, altın üreticisi Barrick’in ve Endonezyalı kömür devi Bumi’nin yönetiminde. Ayrıca Brookings Enstitüsü gibi önemli düşünce kuruluşlarında da söz sahibi.

Karamehmet’in yeni ortağı Nat Rothschild (2011)
Dünyanın en zengin ailelerinin birine mensup Nat Rothschild in Karamehmet ile ortaklığını değerlendiren Wall Street Journal “Rothschild dünyanın son büyük petrol rezervleri için Kuzey Irak’a girdi” dedi. Nathaniel Philip Victor James Rothschild, bilinen ismiyle Nat Rothschild şirketin yüzde 50″sini 2.1 milyar dolara satın aldı.

Nathaniel Rothschild ve Annabelle Neilson
Annabelle NeilsonNathaniel Rothschild, 1989 yılında Hindistan’da bir plajda ünlü bir model olan Annabelle Neilson ile tanıştı. 6 yıl boyunca çıktıktan sonra Kasım 1995’de evlenmeye karar verdiler. Ailelerinden habersiz Las Vegas’a kaçarak gizlice evlendiler. Aralarında çıkan sorunlar sebebiyle 1997 yılında boşanmaya karar verdiler ve 1998 yılında boşandılar. Neilson, Rothschild ile yaşadığı ilişki hakkında konuşmayacağına dair gizlilik anlaşması imzalamıştır.

2000 yılında İsviçre’ye yerleşmeden önce belli bir süre New York’da yaşayan Nathaniel Rothschild’in Paris, Moskova, New York ve Yunanistan’ın Korfu adasında evleri vardır. Bu evlerde en fazla birkaç gün kalmaktadır. Kışın vaktinin büyük çoğunluğunu İsviçre Klosters’daki evinde geçirmektedir. Düşük vergi oranları sebebiyle 2000 yılında İsviçre’ye yerleşmiş ve 2006 yılında İsviçre vatandaşlığına geçmiştir.

Nathaniel Rothschild 5 milyon İngiliz sterlini değerindeki özel Gulfstream G550 jetiyle her sene 750 saatlik uçuş gerçekleştirmektedir.

Futbolu sevdiğini söyleyen Nathaniel Rothschild yakın arkadaşı olan Roman Abramoviç‘i Chelsea FC takımını satın alması için ikna etmiştir. Rothschild, geçmişte Abromovic’in servetini onun adına yönettiğini ifade etmiştir.

Nat Rothschild, 40’ıncı yaşgününü Karadağ’da partiyle kutladı

Nat Rothschild doğum günü partisiRothschild ailesinin varisi bankacı, 400 ünlü ve zengin konuğu davet ettiği parti için tam 1 milyon sterlin (2.6 milyon TL) harcadı. Milyarder, davetlileri parti için kapattırdığı, geceliği 700 sterlin olan Aman Sveti Stefan Oteli’nde ağırladı.

3 gün süren partide 5 ton içki ve yiyecek tüketildi. Kutlamada en çok dikkat çeken 165 metrelik ve içinde dev disko toplarının yüzdüğü havuz oldu. Parti için Uruguay’dan 100 palmiye getirtildi. 100 bin sterlinlik şampanya tüketildi. Partiye Roman Abramoviç, Rus oligark Oleg Deripaska ve BP’nin eski patronu Tony Hayward da katıldı.

Montenegro hosts billionaire Nat Rothschild’s birthday bash

en büyük armatörler
Şirketler,

Türkiye’nin En Büyük Armatörleri ve Denizcilik Şirketleri

Türkiye’nin en büyük armatörleri listesinde Mehmet Emin Karamehmet ilk sırada yer alıyor. İşte Türkiye’nin en büyük armatörleri ve denizcilik şirketleri…

Türkiye’nin en büyük armatörleri listesinde Mehmet Emin Karamehmet ilk sırada yer alıyor. Onu Ya Sa Denizcilik patronu Yalçın Sabancı izliyor. Üçüncü sırada ise sektörün sessiz sedasız büyüyen beş yıllık armatörü Ömer Sabancı var. Azeri işadamı Mubariz Grubanoğlu ve sektörün duayenlerinden İhsan Kalkavan, Türkiye’nin en büyük armatörleri listesinin ilk başındaki diğer isimleri oluşturuyor.

Dünyada ticaretin yüzde 90’ı denizyolu taşıması ile gerçekleşiyor. Dünyadaki toplam gemi taşımacılığı kapasitesinin 1,2 milyar deadweight (DWT) olduğu tahmin ediliyor. Özellikle de konteyner taşımacılığının payı her geçen gün artıyor. Öyle ki 1990’lı yıllarda dünya genelinde tahminen 30 milyon TEU taşınırken, bu rakam günümüzde 135 milyon TEU seviyesine ulaştı. 2020’lerde ise bu rakamın 200 milyon TEU’ya ulaşması bekleniyor. Bu büyüme ile beraber konteyner gemilerinin kapasitesinde de nir artış söz konusu. 10 yıl önce en büyük konteyner gemileri 6 bin TEU’luk iken şimdi artık 18 bin TEU’luk gemiler var.

en büyük denizcilik şirketleri50 MİLYAR DOLARLIK FİLO

Beş yıl önce 17 milyon DWT kapasitesiyle dünya sıralamasında 15’incikte yer alan Türk armatörlerin ise iki basamak atlayarak bugün 30,4 milyon DWT taşıma kapasitesiyle dünyada 13’üncü sıraya yükseldiği dikkat çekiyor. Bunun 8,6 milyon DWT’lik kısmını Türk bayraklı, kalan kısmını ise Türk armatörlere ait yabancı bayraklı gemiler oluşturuyor. Türk gemileri genellikle limanlarda sorun yaşamamak için Panama, Malta, Marshall Adaları gibi ülkelerin bayraklarını tercih ediyor. Türk Deniz Ticaret Filo’sunun 45-50 milyar dolar değerinde olduğu tahmin ediliyor.

KARAMEHMET İLK SIRADA

Sektörün gelişmesinde Türk armatörlerin payı büyük. Toplam gemi tonajlarına göre yapılan sıralamada, 2014 sonu verilerine göre, Türkiye’deki en büyük armatörler listesinin başında Çukurova Holding patronu Mehmet Emin Karamehmet yer alıyor. 1970’lerin sonunda Geden Lines’i kurarak bu sektöre giriş yapan Karamehmet’in şirketi Genel Denizcilik bugün 28 gemisi ve toplam 2,4 milyon DWT’lik toplam tonajıyla listenin ilk sırasında. Onu Sabancı Holding’ten emekli olduktan sonra 1999 yılında Ya Sa Denizcilik’i kuran Yalçın Sabancı takip ediyor. Sabancı’nın 26 gemisinin toplam tonajı 2 milyon 471 DWT. Gemilerini ‘zaman sözleşmeli’ olarak Amerikalı, Avrupalı ve Uzakdoğulu şirketlere kiralayan Ya Sa Denizcilik filosunun yaş ortalamasını 5-6 arasında tutmaya çalışıyor.

BEŞ YILDA ÜÇÜCÜ OLDU

En büyük armatörler listesinde beş yıldır bu sektörde faaliyet göstermesine rağmen üçüncülüğe yerleşmeyi başaran ÖMer Sabancı yer alıyor. Ömer Sabancı’nın şirketi Densa Denizcilik, Ocak 2015’te filosuna kattığı yeni gemi ile toplam 22 gemiye sahip. Toplam taşıma kapasitesi ise 1 milyon 730 bin DWT’yi buluyor.

84 GEMİYE SAHİP

En büyük armatörler listesinin öne çıkan isimlerinden biri de Palmali Shipping’in sahibi Azeri kökenli Türk vatandaşı Mubariz Grubanoğlu. Yüksek gemi sayısıyla dikkat çeken Palmali Shipping’in bünyesinde 84 gemi var. Bunların toplam tonajı ise 1,4 milyon DWT.

Grubanoğlu’nu denizcilik sektörünün duayenlerinden sayılan İhsan Kalkavan izliyor. Kalkavan’ın şirketi Beşiktaş Shipping Group’un 16 gemisi var. Bunların toplam tonajı ise 1,1 milyon DWT düzeyinde bulunuyor.

Türkiye’nin en büyük armatörleri listesinde beşinci sırada yer alan İhsan Kalkavan’ın ardından Turgut Kıran, Turgay Ciner ve Bedri İnce geliyor. – Ekonomist / ÖZLEM BAY YILMAZ

çok para kazanan doktorlar listesi
Haber,

Türkiye’nin en çok kazanan doktorları

Doktorlar yılda ortalama 1.3 milyon TL kazanç ile gelir rekortmeni oldu. Bu açıdan mühendis, avukat ve mimarları hatta sanatçıları bile geride bıraktılar.

Doktorlar yılda ortalama 1.3 milyon TL kazanç ile gelir rekortmeni oldu. Bu açıdan mühendis, avukat ve mimarları hatta sanatçıları bile geride bıraktılar.

Türkiye’nin en çok kazanan doktorları araştırmasına göre, listede yer alan doktorların yıllık ortalama kazancı 1.3 milyon TL, aylık kazancı ise 37 bin TL. Araştırmaya göre, en yüksek geliri onkoloji sağlıyor. Listede ilk sırayı alan Ortopedi ve Travmatoloji Omurga Cerrahisi Uzman Prof. Dr. Azmi Hamzaoğlu’nun günlük kazancı 10 bin TL’yi buluyor.

En çok kazanan uzmanlık alanlarına baktığımızda genel cerrahi çoğunluğu oluşturuyor ama onkoloji uzmanlarının da arttığını görüyoruz. Çünkü Türkiye’de kanserli hasta sayısında ciddi yükseliş var. Son bir yılda kanserli hasta sayısı binde 2 arttı. Gelecek 10 yılda 1.5 kat artacağı tahmin ediliyor. Bu da onkoloji uzmanlığına olan ilgiyi artırıyor. Genel cerrahi ve onkoloji iç hastalıkları uzmanları takip ediyor.

İller bazında baktığımızda ilk 10 sıraya İstanbul’daki doktorlar alıyor. Ankara’dan sadece iki doktor, vergi listesinde kendine yer bulurken İzmir ve Bursa gibi büyük illerde vergi rekortmeni doktorlara rastlanamadı. Samsun, Mersin, Denizli ve Kayseri illerinin vergi rekortmenleri listelerinde doktorlar da yer alıyor.

en çok para kazanan doktorlar

NASIL HESAPLANIYOR?

İllerin 2013 vergi rekortmenleri listelerini referans aldık. 100 vergi mükellefi içinde yer alan doktorları belirledik ve 30 kişilik bir liste oluşturduk. Bu listeyi oluşturduktan sonra doktorların ödediği vergiden hareketle yaklaşık yıllık gelirlerini hesapladık. Bu hesaplamayı yaparken mevcut gelirler vergisi tarifesini kullandık. Sonuçta ortaya yaklaşık olarak bir kazanç tablosu çıktı.

iş rotasyonu
Nedir?,

İş Rotasyonu Ne Demek?

İş rotasyonu bir iş yerinde çalışan personele birden fazla iş yapabilme bilgi ve tecrübesi kazandırılarak günün belirli saatlerinde personel arasında iş değişikliği yapma olgusudur.

İş rotasyonu ne demek?

İş rotasyonu bir iş yerinde çalışan personele birden fazla iş yapabilme bilgi ve tecrübesi kazandırılarak günün belirli saatlerinde personel arasında iş değişikliği yapma olgusudur.

İş rotasyonunun amacı, yoğun dikkat isteyen ve tekrarlı nitelikteki tekdüze (monoton) işlerin işçiler üzerinde yarattığı can sıkıntısı ve psikolojik yorgunluğu önleyerek, verimlilik düşüşünün önüne geçmedir. Yalnız, İş rotasyonuna gidebilmek için bir kişinin yapabileceği işleri seçerek, işlerin gerektirdiği dikkatin niteliği ve tekrarlı hareketlerin yaptırılacağı vücut organının değişik olması gereklidir.

Bunun amacı, bir işte elde edilen yorgunluk diğer işi yaparken ortadan kalkabilmeli ve dinlenme imkanı sağlamalıdır. İş rotasyonunu yaparken dikkat edilecek diğer bir husus da işlerin nispeten basit, kolay öğrenilebilen ve yüksek derecede uzmanlık gerektirmeyen nitelikte olmaları ve bir verimlilik düşmesinin nedeni olmamalarıdır.

Bir iş dizaynı tekniği olarak, alt düzey işlerde otomasyonun yol açtığı monotonluğun hafifletilmesi amacı ile geliştirilmiş, ancak gözlenen yararları sonucu yöneticilerin geliştirilmesinde de bir eğitim tekniği olarak yararlanmaya başlanmıştır. Kariyer yönetimi açısından önemli olan zaten bu tür uygulama biçimidir.

İş rotasyonu, örgütte çalışanların potansiyellerini yükselterek başka işlere yönelmelerini sağlar. Özellikle yeni işe girenlerin faklı iş değişikliklerini deneme yoluyla kendilerini test etmelerini ve kişisel değerleri ile iş arasındaki uyum noktalarını karşılaştırarak değerlendirmelerine yol açar. Farklı özelliklerdeki işlere yapılacak rotasyonla, örneğin üretim departmanından mali analiz departmanına yapılacak değişimle, çalışanlar kendi yetenek ve tercihlerini değerlendirme fırsatı elde ederler.

İş rotasyonunda önemli olan nokta, rotasyona tabi tutulacak elemanların yeni mesleki bilgi ve beceriler kazanacak olması dikkat edilmesi, mevcut becerilerden yaralanırken de yeni bilgi ve beceriler edinmeye özendirilmesidir.

İŞ ROTASYONU RİSKLİ Mİ?

İş rotasyonu bazı riskler de taşıyabilir. Eğer çalışan değişime ve yeniliklere açık değilse adapte olması kolay olmuyor. Eğer zamansız bir rotasyonsa belli bölümlerde yüksek performans gösteren kişiler verimsizleşebiliyor. Çalışanda bir kararsızlık ve konsan- trasyon eksikliği yaratabiliyor. Yeterince deneyim kazanmadan yapılan hızlı rotasyonlar da eksik deneyim kazanılmasına ve yanlış algılamalar oluşmasına neden olabiliyor. Mevcut rolünde çok başarılı bir performans sergileyen bir çalışanın, yeni geçtiği pozisyonda aynı performansı gösterememesi ve motivasyonunun zarar görme riskinin her zaman olduğunu söyleyen Vlad Bog, “Bu durumda çalışanı motive etmek için hem İK’ya hem de yöneticisine oldukça büyük bir görev düşüyor” diyor.

erman ılıcak
Kimdir,

Rönesans şirketinin sahibi Erman Ilıcak kimdir?

Dünya çapında ödül kazanmış projelerle alışveriş merkezinin müteahhit sıfatıyla yapımını gerçekleştirmiş olan Rönesans İnşaat Yönetim Kurulu Başkanı Erman Ilıcak kimdir?

ERMAN ILICAK KİMDİR?

erman ılıcakErman Ilkcak, 3 Ekim 1967 yılında Malatya 1967 yılında Darende’nin Hacıdevriş Mahallesi’nde doğmuştur. Avukat Bekir Ilıcak’ın oğludur. 1969 yılında Ankara’ya yerleşmişlerdir. İlköğretim ve liseyi TED Ankara Koleji’nde okudu. 1990 yılında ODTÜ İnşaat Mühendisliği Bölümü’nden mezun olan Erman Ilıcak, Viyana Ekonomi Üniversitesi’nde işletme yüksek lisansını tamamladı. Fransa’da bulunan Fransa’da bulunan International School of Management’ta işletme doktorası yaptı.

Erman Ilıcak, İngilizce ve Rusça bilmektedir. Ayrıca TÜSİAD’a da üyedir.

Erman Ilıcak evli ve 3 çocuk sahibidir.

İş hayatına 24 yaşında atılan Erman Ilıcak, ENKA şirketinin Rusya operasyonlarında mühendis olarak başladı. Daha sonra arkadaşlarıyla 1993 yılında St.Petersburg’da Rönesans Holding’i kurdu. Rusya, Türkmenistan, Ukrayna, Azerbaycan, Irak, Libya, Suudi Arabistan ve Katar’da işler yapan Rönesans Holding’in Yönetim Kurulu Başkanlığını yürütürmektedir.

Türkiye’nin en zengin 100 Türkü sıralamasında 2,5 milyar dolarlık servetiyle 10. surada yer alan Erman Ilıcak, 2015 yılında Europalia Uluslararası Sanat Festivali’ne konuk ülke olarak katılacak Türkiye’nin Genel Komiseri seçilmiştir. Ayrıca Ekovitrin 2014 yılında “Yılın İşadamı” olarak seçilen Erman Ilıcak, TED Üniversitesi Mütevelli Heyeti Üyesi ve TED Ankara Kolejliler Spor Kulübü’nin başkanıdır.

Kimi insanlar bir ömre birkaç hayat sığdırıyor. Rönesans Holding’in patronu Dr. Erman Ilıcak onlardan birisi… ODTÜ mezunu… Çalışmaya 24 yaşında, Enka’da, şirketin Rusya operasyonlarında genç bir mühendis olarak başlıyor. Zor koşullarda gece gündüz çalışıyor.

Sonra bu hayatı biçimlendirip servete giden yolu açıyor kendisine… 1993’te çalışanlarından biri kendisi, birisi muhasebeci, birisi tercüman olmak üzere St. Petersburg’da evleri boyamak için kurduğu, 5 kişinin çalıştığı şirketi bugün Rusya’nın en büyük ikinci yabancı müteahhitlik şirketi haline geldi. Kendisi de 45 yaşında, 18 yıllık iş hayatında yapıp ettiklerinden kazandığı 2 milyar dolarlık kişisel servetiyle Türkiye’nin en zengin 20 işadamı arasına girdi.

Ankara’da kral gibi

Sıfırdan gelip zirveye tırmanan Hüsnü Özyeğin, Hamdi Akın gibi kendini yaratanlardan. Ama onlar kadar tanınmıyor; kısmen çok göz önünde olmaktan hoşlanmamasından kısmen de işlerinin yurtdışında olmasından. Bilmiyorum belki şirketinin merkezinin Ankara’da olması ve Ankara’da yaşamakla da ilgidir kamuoyunda çok tanınmaması.

Çünkü Erman Ilıcak Ankara’da kral gibi, İstanbul ise pek tanımıyor kendisini. Malum, İstanbul’dakiler için dünya çoğu zaman İstanbul’un, kimi zaman da güneşin etrafında döner ya! Ekşisözlük’te Erman Ilıcak hakkında yazılanların hemen tamamında mütevazı ve mesafeli olduğuna vurgu yapılıyor.

18 yılda 2 milyar $’lık servetin formülü

* 18 yılda 2 milyar dolarlık servet yapmışsınız. Forbes’ın “En zengin 100 Türk” listesinde geçen yıl 11’inci sıradaydınız. Sizi bu sonuca ulaştıran formül nedir?

ERMAN ILICAK: Her zaman 7 – 8 farklı işverenle çalışırım. Bir-iki işverene bağımlı çalışmak her zaman risktir. Rusya’yı ele alın, sadece Gazprom’a bağlı çalışırsanız yarın orada yönetim değişirse işinizi koruyamayabilirsiniz. Bir de karşı tarafın da en az benim kadar kazanmasını isterim. Bu sayede yıllardır süren iş ilişkilerim oluştu ve bugün hala işlerimin yüzde 70’i eski müşterilerimden gelir. Basketboldan öğrendiğim bir şey var: Son saniyeye kadar mücadele etmek, takımla hep paslaşmak zorundasın. Tek başına istediğin kadar yıldız ol, hiçbir şey yapamıyorsun. Basketin ilkelerini işte hep kullandım.

Hayatınızdaki en büyük lüks nedir?

ERMAN ILICAK: Kendi arabamı (Bentley) kendim kullanırken yarım saat boyunca arabada müzik dinlemek, bir saat kendi başıma kalıp da bir şey yapabiliyorsam bu benim için bir lükstür… Okul hayatımda hep basketbol oynadım. Sitede arkadaşlarla basket oynamaya vakit bulduğum zamanlarda hayatımın en lüks, en pahalı anları.

en zenginler erman ılıcak

Erman Ilıcak nasıl Türkiye’nin en zengin 2. ismi oldu?

Erman Ilıcak geçen yıl Forbes zenginler listesinde 2,3 milyar dolarlık serveti ile 5. sırada yer almıştı. Bu yıl 4 milyar dolarlık serveti ile Erman Ilıcak 2. sırada bulunuyor.

Rönesans Holding Başkanı Erman Ilıcak, Forbes 2018 en zenginler listesinin ikinci sırasında yer aldı. Peki Erman Ilıcak kimdir? Kaç yaşında ve nereli? Erman Ilıcak hangi üniversiteden, hangi bölümden mezun oldu?

Rönesans Holding’in patronu Erman Ilıcak son yıllarda eşine az rastlanır bir başarıya imza attı. Ilıcak, ekonominin çarklarının çok da istendiği gibi dönmediği son iki yılda servetini yüzde 100 artırdı. 2016 yılında 2 milyar doları olan Ilıcak’ın serveti 2018 yılında 4 milyar dolara çıktı.

ÜNİVERSİTEYE GİRİŞTE KARARSIZDI

Peki ya Erman Ilıcak kim? Çok göz önünde bir iş adamı değil. Ilıcak 1967 Malatya doğumlu. Hayatının ilk yılları babasının mesleği gereği Malatya-Ankara arasında geçti. İki kız kardeşi ve evin en büyük çocuğu olan Ilıcak liseyi TED kolejinde okudu. Üniversitede ise ne istediğine tam karar veremediği için gelişigüzel tercihlerinin sonucunda ODTÜ İnşaat Mühendisliği’ ne yerleşti. Okul bitmeden, henüz 3. sınıftayken ENKA’ nın patronu Şarık Tara ile tanıştı ve Enka’ da staj yaptı.

ŞARIK TARA HAYATINI DEĞİŞTİRDİ

ODTÜ’deki üniversite yıllarında tanıştığı ENKA şirketinin sahibi Şarık Tara, Ilıcak’ın hayatının değişmesine önayak olmuş ve kendi şirketinin merkezinde iş imkanı tanımıştır.

90′ lı yılların başında Ilıcak, Irak’taki şantiyelere gitmeyi düşünürken, savaş çıkması sebebiyle şirket onu Libya’ ya yolladı. Orada 1.5 yıl çalıştı. Daha sonra şirketi Ilıcak’ ı 1992 yılında Belarus’a yolladı. Burada Rusya pazarını iyice öğrenen Ilıcak, biriktirdiği 30 bin dolar sermayeyle 1994 yılı Ocak ayında “Rönesans” adlı şirketini kurdu. Kendi başına kurduğu için çıtayı düşük tutup 5-10 bin dolarlık ofis tamirat işlerine bile talip oldu. Şirket 1996 yılına kadar ufak tefek tamirat işleriyle yavaş yavaş büyüdü.

BELARUS’TA RUS PAZARINI ÖĞRENDİ

Okulu bitirdikten sonra da Enka’nın şirket merkezi olan İstanbul’da çalışmaya başladı. 90′ lı yılların başında Erman Ilıcak, Irak’taki şantiyelere gitmeyi düşünürken, savaş çıkması sebebiyle şirket onu Libya’ ya yolladı. 1.5 yıl çalıştı orada. Daha sonra şirket Ilıcak’ı Belarus’a yolladılar. Yıl 1992 idi. Rusya pazarını iyice öğrendi burada. Fakat ofis işi onu iyice sıktı ve biriktirdiği 30 bin dolar sermayeyle 1994 yılı Ocak ayında “Rönesans” adlı şirketini kurdu. Kendi başına kurduğu için çıtayı düşük tutup 5-10 bin dolarlık ofis tamirat işlerine bile talip oldu. Şirket 1996 yılına kadar ufak tefek tamirat işleriyle yavaş yavaş büyüdü.

İlk büyük iş 1996′ da geldi. 10 milyon dolarlık devlet ihalesine girdi ve aldı. Daha sonra işler çorap söküğü gibi gelmeye başladı. Uluslararası şirketlerin fabrikalarından Mega alışveriş merkezlerine kadar bütün işleri Rönesans aldı. Ilıcak Suat Günsel ve Mehmet Nazif Günal ile birlikte ODTÜ mezunu 3 milyarderden biri.

PROJELERİ

Ilıcak’ın patronu oluğu Rönesans Holding son yıllarda büyük projelerle adından söz ettiriyor. Önce Başbakanlık Çalışma Ofisi olarak projesi yapılan ardından Recep Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı seçilmesiyle Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na dönüştürülen yapıyı Rönesans İnşaat yaptı. Projenin maliyeti o dönem için 1 milyar 370 milyon TL olarak gösterildi.

Ilıcak o dönem yaptığı açıklamada sarayın büyüklüğü ve masrafına ilişkin yaptığı açıklamada, “Kremlin’den büyük mü bilmem ama biz Rusya’da buradan büyük alışveriş merkezi açtık. Neden Türkiye’ye büyük görüldüğünü bilmiyorum. Bu saray Anıtkabir gibi Meclis gibi çocuklarımıza bir mirastır” demişti.

Rönesans Holding’in Türkiye ve dünyada yaptığı en yüksek yapılar.

rönesans inşaat projeleri

para birimleri
Ekonomi,

Bir Ülkenin Para Birimi Ne Zaman Değer Kazanır?

Ülkenin para birimi hangi durumda değer kazanır? Para birimlerinin değerlerini etkileyen faktörler nelerdir? Parasının diğer ülkelerin paraları karşısında değer kazanmasına ne denir?

Bir ülkenin para birimi hangi durumda değer kazanır?

Bir ülke parasının diğer ülke paralarına göre değer kazanması 2 şekilde mümkündür. 

Döviz (dolar fiyatı) ucuzlar:

1. Ülkede üretim artar, ihracat patlar. Ülkenin döviz geliri, giderini fazlası ile karşılar. Ülkenin kasaları döviz (dolar) ile dolar. Örnek: Çin ve Japonya. (Almanya da aynı durumda ama ortak para birimi euro’yu AB’nin diğer ortakları rezil ediyor.)

2. Ülkenin ihracatı, ithalatı karşılayamadığı için döviz (dolar) açığı büyüdüğü halde, ülkeye şu veya bu nedenle (ülke yüksek faiz verdiği için veya borsası çok kazandırdığı için) geçici olarak (buna sıcak para diyorlar) döviz girer. Sıcak para sadece döviz açığını kapatmaz, piyasayı da dövize boğar. Bu durumda dövizin fiyatı ucuzlar, ülke parası değer kazanır.

Merkez Bankası hangi durumlarda döviz piyasasına müdahale edebilir?

Merkez bankaları döviz kurlarının aşırı oynak olduğu durumlarda, spekülasyonların çok yoğun olduğu durumlarda ve bu spekülasyonların sonucunda kurların aşırı yükselmesi ve aşırı düşmesinin makro dengeleri bozacağı kanaati yükseldiğinde daha çok müdahale yöntemini seçiyor. Ülkeden ülkeye dönemden döneme değişebilir. Ama Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nın net tavrı biraz önce tanımladığım tabirdedir. Bu da doğru bir adımdır. Aşırı spekülasyonlar ve döviz kurlarının aşırı oynak olması enflasyonu arttırır. Büyümeyi ve istihdamı olumsuz etkiler. Buna izin vermemek gerekiyor. Ama bu çok temel nedenlerden kaynaklanıyorsa, spekülasyon değil de ekonomiden kaynaklanıyorsa müdahale etmez. Temel nedenlerden kaynaklanan değer kayıpları biraz daha yavaş, sindire sindire olur.

Böyle bir iki gün içerisindeki çok sert iniş ve çıkışlar spekülatif unsurları da çok daha fazla içerebildiği için merkez bankası bu gibi durumlarda müdahale etmeyi tercih ediyor. Merkez bankası temelde iki üç türlü müdahalede bulunabilir. Bir tanesi ihale yöntemiyle mesela dövizin aşırı azaldığını seziyorsa talep olmalı ki döviz fiyatları daha fazla düşmesin ve artsın. Mesela her gün belli bir oranda döviz alabilir. Bu düzenli bir şey. Her gün 40 milyon dolar 50 milyon dolar alarak sürekli bir talep yaratır ve her gün böyle bir talep olacağını göstererek kurun daha fazla aşağı düşmesini engellemeye çalışabilir. Fakat güçlü sermaye akımı ve spekülasyonlar olduğu zaman bu çok yeterli olmuyor. O zaman doğrudan müdahale dediğimiz yönteme geçiyor. Her gün 40–50 milyon dolar değil de bir kere piyasaya giriyor 1-2 milyar dolar döviz talep ediyor. Bir şey alınırsa ne olur fiyatı yükselir. Kuru yükseltmek istiyorsa doğrudan yüksek tutarda alımlar yapar.

Fiyat çok yukarı çıkıyorsa da bu sefer satar. Rezervlerinden döviz satarak yüksek tutarda döviz fiyatlarını düşürmeye çalışır. Çünkü döviz bolluğu yaratılıyor. Bir diğer müdahale yöntemine de anons diyoruz. Yani merkez bankası başkanı bir toplantı veya panelde konuşurken, kurun seviyesinden geldiği noktalardan rahatsızlığını belli eder. Bu çok doğrudan cümlelerle değil de, kapalı ve nazik bir şekilde verilen bir mesajdır. Bu müdahale geliyor ya da geldi gelecek mesajıdır. Piyasa zaten müdahalede zarar edebilir. Çünkü siz yüksek fiyattan alırsınız o düşer. Piyasa genelde başkanların konuşmalarını yakından izler, bu tür bir etkiyi gördüğünde de bu de etkisini gösterebilir.

bulgaristan tarım ürünleri ithalatı ve ihracatı
İthalat & İhracat, Sektörler,

Türkiye İle Bulgaristan Arasındaki Tarım Ürünleri Ticareti

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakan Yardımcısı Mehmet Daniş, Bulgar mevkidaşı Tzvetan Dimitrov ve iki ülke bakanlık yetkilileriyle bir araya geldi.

Daniş, AA muhabirine yaptığı açıklamada, birkaç ay önce Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba ile Bulgaristan’a bir ziyaret gerçekleştirdiklerini söyledi. Ziyarette, iki bakanın da bazı konularda mutabık kaldığını aktaran Daniş, “Şimdi onun bir uzantısı olan toplantıyı burada yapacağız. Tarımsal ve hayvansal anlamdaki ticareti nasıl geliştirebiliriz, nasıl kolaylaştırabiliriz onları konuşacağız. Bazı yaşadığımız teknik problemler varsa bunları nasıl aşabiliriz ve iki komşu olarak ticaret hacmimizi nasıl artırabiliriz toplantısı yapıyoruz.” diye konuştu.

Bulgaristan Tarım, Gıda ve Ormancılık Bakan Yardımcısı Dimitrov da bir yıldır görüştüklerini ve konuları kendi aralarında değerlendirdiklerini dile getirerek, sağlanan diyalog ve görüşme için Bakanlık çalışanlarına teşekkür etti. Açıklamaların ardından Daniş, Dimitrov ve bakanlık yetkilileri, Edirne Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü’nde basına kapalı toplantı gerçekleştirdi.

kosifler oto sahibi kim
Kimdir,

Kim bu Kosifler?

Kosifler deyince akla önce otomobil daha doğrusu BMW, sonra da Mini ve Land Rover geliyor. Kim bu Kosifler? Ne iş yaparlar?

1945 yılında kurulan Kosifler bir aile şirketi olup otomotiv, turizm, inşaat, gayrimenkul geliştirme ve sigortacılık alanlarında faaliyet göstermektedir. BMW-Mini ve LR markalarını Türkiye’de satan en büyük bayilerden biri. 

Kosifler deyince akla önce otomobil daha doğrusu BMW, sonra da Mini ve Land Rover geliyor. Ancak “Kim bu Kosifler” sorusuna sadece cemiyet hayatını yakından takip edenler yanıt verebiliyor. Çünkü Kosifler, çok fazla konuşmayı sevmiyor.

hilal kosif hasan kosif hakan kosif meral kosif

Hilal Kosif, Hasan Kosif, Hakan Kosif, Meral kosif

Para dergisi okurları için suskunluğunu bozan, kızı Hilal Kosif ve torunu Cihan Kosif‘i de yanına alarak sorularımızı yanıtlayan Hasan Kosif, grubunu “kurumsal bir aile şirketi” olarak tarif ediyor.

Türkiye’nin ilk sanayicilerinden olan babasının ya Kosifler Group 1940’larda kendi deyimiyle “yap-satçı” olarak iş hayatına atılan Hasan Kosif, “konjonktür gereği” 1970’lerden bu yana otomotive çok ağırlık verdiklerini söylüyor. Ancak hemen ardından ilk meslekleri inşaatçılığı da artık ciddi şekilde gündeme aldıklarını açıklıyor.

Hasan Kosif, Hilton Garden Inn ile birlikte girdiği turizm sektöründe “uzman otel inşaatçısı” olmayı hedefliyor. Kosif in bir planı da inşaattaki tecrübesini özel bir projeyle konutta da kullanmak…

Sizi otomotivci olarak tanıyoruz. İnşaat işine nasıl girdiniz?

Babam eski sanayicilerden, Türkiye’nin ilk motor şirketinin (Necmettin Erbakan’ın diye bilinen Pancar Motor) kurucularından… Benim ilk tecrübemse o zamanki deyişle “yap-sat” denilen inşaat işlerinde oldu. Babamın yanında başladım. İstanbul’da Bağdat Caddesi, Bostancı, Selamiçeşme gibi yerlerde yaptım bu işi. Sonra konjonktürdeki gelişimi görüp, otomotiv sektörünün gelişeceği öngörüsüyle 1984 yılında Kosifler Oto’yu kurarak BMW ailesine katıldık. O yıllarda BMW Türkiye’de bu kadar popüler değildi.

Az sayıda modeli vardı. Yılda ancak 5-6 tane satıyordu. Genç arabası gibi algılanıyordu. Biz Kosifler olarak BMW’yi sevdirdik. Şimdi yılda 15 bin araç satıyoruz. Markalarımız çok güçlü. Çok efor harcayıp bugünlere geldik. İnanıyorum ki, Türkiye’de kişi başına gelir 25 bin dolarları bulduğunda 35 bin hatta 50 bin adetlik satışlar yapacağız. Planlarımızı bu doğrultuda yapıyoruz.

Bu süreçte inşaattan uzaklaştınız ama sonra yatırımcı olarak döndünüz. Bu yolla turizm sektörüne de girdiniz. Bu alanda yeni yatırımlar olacak mı?

Eski inşaatçı olmamıza rağmen BMW’ye harcadığımız efor inşaat işlerimizi aksattı. Onu yüceltip aynı seviyeye getiremedik. Ama 3-4 yıl önce oturup “Bizim ana işkolumuz inşaat. Neden onu da bir marka haline getirmeyelim, neden inşaata da ağırlık vermeyelim” diyerek yeni bir yapılanmaya gittik. Türkiye’de önemli bir ihtiyacı görerek, Anadolu otellerinde uzmanlaşmaya karar verdik.

Hilton Garden Inn gibi güçlü bir markayla beraber otel yatırımcısı olduk. Kütahya, Konya, Şanlıurfa ve Mardin’de otel açtık. Anadolu’da Avrupa standartlarında oteller yaptık, 5 yıldız konforunda 4 yıldızlı oteller inşa ettik. 5’inci otelimizi İstanbul’da, Bostancı-Maltepe yolu üzerinde yapacağız. Birkaç aya kadar inşaatına başlamış oluruz. Hilton Garden Inn’le edindiğimiz tecrübeyi diğer turizm yatırımcılarıyla da paylaşacağız.

Kosifler Oto

Bu 5 otelin toplam yatırım bütçesi nedir? Otel işine girmek isteyenlere tecrübe aktarımını nasıl yapacaksınız?

100 milyon dolarlık yatırımla 900 yatağa ulaştık. Otelcilik çok meşakkatli bir iş. Yatırımın geri dönüşü çok uzun zaman alıyor. Biz bu Anadolu otelleriyle bir anlamda sosyal bir iş yaptık. Kimsenin gidip otel yatırımı yapmadığı şehirlerde otel açtık. Bu işin öncülüğünü üstlendik.

Bu anlamda heykelimizin dikilmesi lazım. Anadolu’da otel açarken Hilton’la çalışmak bize büyük bir uzmanlık kazandırdı, önemli bir know-how edindik. Bu aşamadan sonra anahtar teslim oteller yapmayı planlıyoruz. Hilton da kendisine giden yatırımcıyı bize yönlendiriyor. Biz de bu sektöre girmek isteyenlere teklif sunuyoruz. Artık otel yatırımcılığının inşaatından halısına, kasasından perdesine her şeyini biliyoruz.

Toplu alım yapabildiğimiz için, yatırımcıya hem maliyet hem de neyin nasıl olması gerektiğini bildiğimiz için kalite ve zaman avantajı sağlayabiliriz. Bu alanda gerek Hilton gerekse turizm yatırımcılarına faydalı işler yapacağız.

İlgilendiğiniz projeler hangileri?

Şu anda Samsun, Diyarbakır ve İstanbul’daki yatırımcılarla görüşme halindeyiz.

Mevcut otellerin durumu nasıl?

Bu işe 2009 yılında Kütahya’da açtığımız Hilton Garden Inn ile başladık. Ardından Konya, Şanlıurfa ve Mardin’de otel yaptık. Performanslarından memnunuz. Ama bu şehirlerimizin önemli eksiklikleri var. Yerel yönetimlerin, turizm il müdürlüklerinin çok çalışması gerekiyor.

Mesela Şanlıurfa’da küçücük çocuklar isteyene İngilizce, isteyene Fransızca rehberlik yapıyor. Muhteşem bir kent. Açılış yaptığımız gün “Urfa halkı size minnettardır” diye bir afiş asmışlar, çok etkilendim.

Buna karşılık Kütahya’da mesela rehber bulmak çok zor. Oysa Kütahya şu anda Yunanların en çok ziyaret ettiği kentlerden biri. Çünkü muazzam bir tarihi ve kültürü var. Ama bunu anlatacak rehberi yok. Bize “Siz yetiştirin” diyorlar. Ama bu bizim uzmanlık alanımız değil ki…

Hizmet sektöründe yeterli eleman yok. Meslek okullarına öncelik vermek gerekiyor. Bugüne kadar boyacımızdan kaportacımıza elemanlarımızı hep kendimiz yetiştirdik. Meslek okulları yaygınlaşsa inanıyorum ki Türkiye’de işsiz insan kalmayacak.

Konut sektörünü de yeniden gündeminize alacak mısınız?

Aslında gündemimizde. Müşteri portföyümüze uygun konut projeleri geliştirmek üzere çalışıyoruz. Halen 50 bin müşterilik bir portföyümüz var. Onlara hitap eden, Kosifler kalitesine layık bir proje geliştireceğiz.

Bu proje için yer seçimi yaptınız mı?

Doğma büyüme Anadolu insanıyız. Bu yakada büyüdük, bu yakada yaşıyoruz. Çalışmak için de yaşamak için de Anadolu Yakası’nın çok uygun olduğunu düşünüyoruz. Onun için konut projemiz de Anadolu Yakası’nda olacak.

Para Dergisi/Nilgün Karataş