Browsing Category

Ekonomi

doviz
Ekonomi,

Halk İçin Döviz Mevduatı Tercih Mi, Zorunluluk Mu?

no comment

Piyasada yoğun bir döviz talebi var. Kısırdöngüye dönüşen bu durumdan çıkmak için daha çok üretmek, daha çok ihracat yapmak gerekiyor. Halkın dövize talebini engelleyecek politikalara ihtiyaç var… Peki gerçek anlamda bakıldığında piyasada döviz mevduatı halk için bir tercih mi yoksa bir zorunluluk mu?

Döviz Mevduatı Tercih Mi, Zorunluluk Mu?

Son bir yılda Merkez Bankası verilerine göre, mevduatlarda döviz tevdiat hesaplarının ağırlığını artırdığı gözleniyor. Yılın başında TL mevduatı ve döviz mevduatının ağırlığı birbirine yakınken, bugünlerde döviz mevduatının ağırlığı yüzde 55’lere yaklaştı. Yurtdışı piyasalarda Ağustos 2018’de 7.20’leri gördükten sonra sakinleşen ve giderek volatilitesi azalan bir görünümde olan dolar/TL paritesine rağmen, hane halkı her geri çekilmeyi alım fırsatı olarak değerlendiriyor. Üstelik TL cinsinden faizlerin yüksek olduğu dönemlerde bile bu eğilim devam etti.

2 Paralı Sistem

Döviz mevduatı bizim bankacılık sistemimize ne zaman girdi diye bakıldığında, ilk defa 1976 yılında TCMB’nda yurtdışındaki vatandaşlarımıza süper döviz hesapları açıldığını görüyoruz. 1980’li yıllara kadar dışa kapalı bir ekonomik sistem uygulanan ülkemizde, 24 Ocak 1980 Kararları ile dışa açık, liberal politikalar uygulanmaya başladı. Sabit kur rejiminden dalgalı kur rejimine geçildi. 1984 yılında yerli mudilerin bankalarda döviz tevdiat hesapları açmasına izin verildi. Aradan geçen 30-40 yıllık süreçte ülkemizin bankacılık sistemindeki mevduatlar sürekli olarak TL’den kaçış, dövize yöneliş trendi izledi. Halk yerli paraya karşın dövize yatırımı tercih etti de denilebilir. Uzmanlar bizim gibi dövizin çok yoğun kullanıldığı ekonomileri ‘iki paralı ekonomi’ olarak adlandırıyor.

Döviz Cinsi Varlıkların Faydası

Globalleşme ve sermaye hareketlerinin serbestleşmesi ile tasarruf sahibi olanlardan, tasarrufları yetersiz olan ülkelere doğru akış başladı. Akışın gücü arttıkça yerel piyasalarda döviz fiyatı düştü. Döviz cinsinden borçlanmak ucuzladı. Bu da yerelde yatırımları artırdı. Altyapı yatırımları döviz kredileriyle finanse edilir oldu. Döviz akışının ülkeye faydası oldu mu? Tabii ki oldu.

Yerelde bulunamayacak büyüklükteki kredi rakamlarıyla büyük yatırımlar yapıldı. Bankaların uluslararası piyasalardan bulduğu sendikasyon kredileri hane halkına kredi olarak aktarıldı. Hane halkı da normal bütçesi ile ulaşamayacağı kredi rakamlarına ulaşarak, ev, araba aldı. Yaşam standartlarını yükseltti. Ancak gelecekteki gelirler daha gelmeden, erkenden kullanılmış oldu.

Döviz Cinsinden Borçlar

Yerel piyasaya doğru akan döviz, başlangıçta yerel piyasayı coşturdu. Üretim-tüketim arttı. Konut fiyatları tırmandı. Borsa yükseldi. Gelgelelim, el atına binen çabuk inermiş. Miktarı artan döviz cinsi kredilerin de yavaş yavaş ödenme vakti geldi. Mevcut durumda Mart 2019 itibariyle Türkiye’nin toplam dış borcu 453 milyar dolar. Bunun 299 milyar doları özel sektöre ait.

Döviz akışının tersine dönmesi ve kredilerin geri ödemeleri içerideki döviz fiyatlarını (dolar endeksindeki artışın da etkisiyle) artırdı. Döviz fiyatları arttıkça vatandaş da döviz tevdiat hesaplarına yöneldi. Birbirini besleyen bir süreç sonucunda 453 milyar  dolarlık dış borca karşın 202 milyar dolarlık döviz mevduatı ile bütün dikkatler döviz fiyatlarına odaklandı. Geldiğimiz noktada halkın her kesimi, firmalar, kurumlar döviz fiyatlarıyla yatıp kalkıyor.

kamulastirmalar
Ekonomi, Haber,

Devletlerde Kamulaştırma ve Özelleştirme Süreçleri

Hükümet ve ekonomi arasındaki etkileşim çoğu zaman gizemli bir sanatı andırır. Kamulaştırma ve özelleştirme ise bir hükümetin bir şirketi veya tüm bir endüstriyi nasıl etkileyebileceğinin en pratik örnekleri arasındadır.

Kamulaştırma ve Özelleştirme

Kamulaştırma bir şirketi veya biz dizi malvarlığını devlet kontrolü altına alır. Tarih boyunca sosyalizmi kapitalizme tercih eden ülkelerin temel stratejilerinden biri olmuştur. Örneğin 2. Dünya Savaşı sonrasında Polonya, 50’den fazla çalışanı olan tüm şirketleri kamulaştırmıştır.

Benzer şekilde, devletin sahip olduğu bir kurum, fon yaratmak veya belirli bir endüstri dalında özel sektör rekabeti yaratmak için hükümet tarafından özelleştirilebilir. Bu özelleştirmeler kapitalist toplum yapısına geçmek isteyen ülkelerde sık sık uygulanmıştır. 1990’larda Rusya ve Ukrayna’da devlet kontrolündeki şirketlere uygulanan büyük çaplı özelleştirme hareketi bunun örneklerinden sadece biridir.

Tarihte, büyük ve yapısal önemi olan şirketler ve sanayiler hep bu oyunun malzemeleri olmuşlardır: Posta hizmeti, yayın kuruluşları, elektrik ve gaz üreticiliği demiryolları, madenler ve petrol üreticileri daima hedefte yer almıştır. Altında yatan nedenler genelde ideolojiktir: Sol eğilimli siyasetçiler yapısal önemi olan sanayilerin bir avuç özel hissedara değil, herkese ait olması gerektiğini savunur. Sağ görüşlü siyasetçilerse tam tersine devletin ölü elinin olmadığı bir pazarda şirketlerin daha sağlıklı büyüyeceği görüşüne sahiptir.

Kar ve Kontrol Mekanizması 

Kamulaştırma ve özelleştirmelerde siyaset dışında bir başka önemli faktör, kâr ve kontrol arzusudur. Kamulaştırmalarda genelde sahiplere tazminat verilse de, bazen hiçbir tazminat verilmeden hükümetin doğrudan varlıklara el koyduğu da olur. Eğer bir şirket veya banka batmak üzereyse ve batması halinde bir domino etkisiyle büyük çaplı bir istikrarsızlığa neden olacaksa, riski kontrol etmek amacıyla kamulaştırmak işe yarayabilir.

Özelleştirmeler ise devlete (ve işlemleri yürüten yatırım bankalarına ve en sonunda yeni sahiplerine, hisse alım satımlarıyla büyük servetler kazandırabilir. Eğer böyle bir satış halka açık olarak yürütülürse, küçük yatırımcılar da katılabilir, böylece kullandıkları posta hizmeti veya elektrik şirketinde pay sahibi olabilirler. Şirketlerin devlet kontrolünde daha iyi işleyip işlemediği tartışmaya açık bir konudur. Devlet kontrolündeki pek çok kuruluş özel sektörde başarılı olurken bazıları da rekabetçi ortamda mücadele edemeyip tekrar kamulaştırılmak durumunda kalabilir.

Başarılı Bir Özelleştirme Hikayesi

En başarılı özelleştirme hikâyelerinden biri orta Afrika’daki Ruanda’ya aittir. 1980’lerin sonunda küresel kahve fiyatları dibe vurmuştu. Geçimlik tarıma dayanan ve temel ihraç malları kahve ve çay olan ulusal ekonomi büyük bir tahribata uğradı. Sonuçlar çok hızlı ve dramatik olmuştu; Kahve ağaçları söküldü ve tırmanan kıtlığın üstesinden gelmek için çabuk mahsül veren ekinler ekildi. Kökeni açlığa dayanan acımasız bir iç savaş çıktı.

1994’te 800.000 insanın öldüğü soykırım olayların doruk noktası oldu. 1998’de Tutsi liderliğindeki hükümet büyük bir özelleştirme hareketi başlattı; kahve endüstrisi de dâhil olmak üzere ticari engelleri kaldırdı. Bu sayede ekonomi canlandı ve GSYİH artmaya başladı. O günden bu yana endüstri yeni iş olanakları yarattı, küçük çiftçinin harcama ve tüketimini yükseltti, ayrıca Hutular ve Tutsilerin hasatlarda birlikte çalışmalarını sağlayarak aralarındaki etnik mesafeyi azalttı.

para birimleri
Ekonomi,

Bir Ülkenin Para Birimi Ne Zaman Değer Kazanır?

Ülkenin para birimi hangi durumda değer kazanır? Para birimlerinin değerlerini etkileyen faktörler nelerdir? Parasının diğer ülkelerin paraları karşısında değer kazanmasına ne denir?

Bir ülkenin para birimi hangi durumda değer kazanır?

Bir ülke parasının diğer ülke paralarına göre değer kazanması 2 şekilde mümkündür. 

Döviz (dolar fiyatı) ucuzlar:

1. Ülkede üretim artar, ihracat patlar. Ülkenin döviz geliri, giderini fazlası ile karşılar. Ülkenin kasaları döviz (dolar) ile dolar. Örnek: Çin ve Japonya. (Almanya da aynı durumda ama ortak para birimi euro’yu AB’nin diğer ortakları rezil ediyor.)

2. Ülkenin ihracatı, ithalatı karşılayamadığı için döviz (dolar) açığı büyüdüğü halde, ülkeye şu veya bu nedenle (ülke yüksek faiz verdiği için veya borsası çok kazandırdığı için) geçici olarak (buna sıcak para diyorlar) döviz girer. Sıcak para sadece döviz açığını kapatmaz, piyasayı da dövize boğar. Bu durumda dövizin fiyatı ucuzlar, ülke parası değer kazanır.

Merkez Bankası hangi durumlarda döviz piyasasına müdahale edebilir?

Merkez bankaları döviz kurlarının aşırı oynak olduğu durumlarda, spekülasyonların çok yoğun olduğu durumlarda ve bu spekülasyonların sonucunda kurların aşırı yükselmesi ve aşırı düşmesinin makro dengeleri bozacağı kanaati yükseldiğinde daha çok müdahale yöntemini seçiyor. Ülkeden ülkeye dönemden döneme değişebilir. Ama Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nın net tavrı biraz önce tanımladığım tabirdedir. Bu da doğru bir adımdır. Aşırı spekülasyonlar ve döviz kurlarının aşırı oynak olması enflasyonu arttırır. Büyümeyi ve istihdamı olumsuz etkiler. Buna izin vermemek gerekiyor. Ama bu çok temel nedenlerden kaynaklanıyorsa, spekülasyon değil de ekonomiden kaynaklanıyorsa müdahale etmez. Temel nedenlerden kaynaklanan değer kayıpları biraz daha yavaş, sindire sindire olur.

Böyle bir iki gün içerisindeki çok sert iniş ve çıkışlar spekülatif unsurları da çok daha fazla içerebildiği için merkez bankası bu gibi durumlarda müdahale etmeyi tercih ediyor. Merkez bankası temelde iki üç türlü müdahalede bulunabilir. Bir tanesi ihale yöntemiyle mesela dövizin aşırı azaldığını seziyorsa talep olmalı ki döviz fiyatları daha fazla düşmesin ve artsın. Mesela her gün belli bir oranda döviz alabilir. Bu düzenli bir şey. Her gün 40 milyon dolar 50 milyon dolar alarak sürekli bir talep yaratır ve her gün böyle bir talep olacağını göstererek kurun daha fazla aşağı düşmesini engellemeye çalışabilir. Fakat güçlü sermaye akımı ve spekülasyonlar olduğu zaman bu çok yeterli olmuyor. O zaman doğrudan müdahale dediğimiz yönteme geçiyor. Her gün 40–50 milyon dolar değil de bir kere piyasaya giriyor 1-2 milyar dolar döviz talep ediyor. Bir şey alınırsa ne olur fiyatı yükselir. Kuru yükseltmek istiyorsa doğrudan yüksek tutarda alımlar yapar.

Fiyat çok yukarı çıkıyorsa da bu sefer satar. Rezervlerinden döviz satarak yüksek tutarda döviz fiyatlarını düşürmeye çalışır. Çünkü döviz bolluğu yaratılıyor. Bir diğer müdahale yöntemine de anons diyoruz. Yani merkez bankası başkanı bir toplantı veya panelde konuşurken, kurun seviyesinden geldiği noktalardan rahatsızlığını belli eder. Bu çok doğrudan cümlelerle değil de, kapalı ve nazik bir şekilde verilen bir mesajdır. Bu müdahale geliyor ya da geldi gelecek mesajıdır. Piyasa zaten müdahalede zarar edebilir. Çünkü siz yüksek fiyattan alırsınız o düşer. Piyasa genelde başkanların konuşmalarını yakından izler, bu tür bir etkiyi gördüğünde de bu de etkisini gösterebilir.

bisiklet
Ekonomi,

Bisiklet Üretimi Motorlu Araç Üretimini Solladı

Tüm dünya çapında bisiklet satışları her geçen yıl daha da artıyor. Birkaç yıl içinde bisiklet üretiminin motorlu taşıt üretimi sayısını geçeceği düşünülüyor. Bisiklet kullanımı arttıkça insanlar daha sağlıklı, doğa daha yeşil olacak. İşte dünyada bisikletlere dair bazı bilgiler…

Dünya bisiklet piyasası 70 milyar doları geçiyor. 2017’de 150 milyon bisiklet satıldı. Avrupa Birliği içinde Hollanda’yı bisiklet pazarının lideri olarak düşünebilirsiniz. Oysa Hollandalılar, kullanımda ve üretimde İtalya, Almanya, Polonya ve Bulgaristan’ın ardından 5. sırada yer alıyor. Ama nüfusa oranlarsınız, en büyük pay Hollanda‘ya aittir. Küresel olarak Çin, dünyada satılan bisikletlerin yüzde 40’ını üretir.

Motorlu Araçlarla Bir Tutuluyordu

1968 yılında Birleşmiş Milletler’e bağlı Viyana Konvansiyonu, bisikleti diğer motorlu araçlarla bir tuttu. Güvenlik önlemleri aldıkları takdirde operatörler, bisikletlerini kamuya açık alanlarda kullanabilirlerdi. Bisikletlerin kötü yol şartlarında kullanılması ceza gerektirecek bir trafik ihlaliydi ve o zamanlar dağ bisikletleri yoktu.

Hırvat asıllı Avustralyalı felsefeci Ivan Illich bisikletin çevreci ve sağlıklı bir araç olduğunu, dolayısıyla motorlu araç kullanımının kısıtlanması gerektiğini savunan ilk bilim insanıydı.

1890’larda bisiklet, kadınlar için özgürlük sembolü oldu. Spor yapıyorlar, sağlıklı kalıyorlar ve iyimserliklerini arttırıyorlardı. Bunu 1895’te eğitimci, reformcu kadın hakları savunucusu Frances Willard’ın kaleme aldığı “Bisiklete Binmeyi Nasıl Öğrendim” isimli kitaptan anlıyoruz.

Sessiz ve Sağlıklı Araçlar

Bisikletin sessiz bir araç olması aynı zamanda bir dezavantajdır. Araçta, yayaları, diğer araçları ve bisikletleri uyaracak bir zil sesi olmak zorundadır. Bisiklet kullanırken kask takmak bütün dünyada tartışma konusudur. Taraftarları, düşüp yaralanmalarda kafayı travmadan koruduğunu savunurken muhalifleri, kasın, bisikleti tehlikeli ve hantal bir araç olarak gösterdiğini savunmaktadır.

Bisikletler hırsızların gözde aracıdır. Çalması ve tekrar satması kolaydır. Dünyada en çok çalınan araçtır. Pek çok kimse, seri numarası olmasına rağmen bu numarayı kaydetmediğinden bisikletinin çalındığını polise rapor bile edemez.

Uganda, Tanzanya ve Sri Lanka’da yüzlerce hane halkı arasında yapılan bir araştırmada, bisikletin yoksul ailelerin gelirlerini yüzde 35 oranında arttırdığı anlaşıldı.

enflasyon
Ekonomi,

Enflasyon düşecek mi, ekonomistler ne diyor?

Son 1 yılın en önemli ekonomik gündem maddelerinden biri olarak çıkan enflasyon konusunda ciddi ayrılıklar yaşanıyor. Bazı ekonomistler enflasyonun önümüzdeki dönemde daha da yükseleceğini ve bunun da tüketimi daha da zorlaştıracağını savunurken bazıları da önümüzdeki ilerleyen dönemde enflasyonik etkilerin azalacağını düşünüyor. İki tarafın da genel yorumları şöyle.

Enflasyonda Ciddi Düşüşler Görülecek

Geçtiğimiz yıl yaşanan kur krizi akabinde enflasyon Ekim 2018 itibariyle yüzde 25’in üzerini gördükten sonra enflasyonun sonraki 2 ayda yüzde 20 civarına çekildiğini gördük. Son 3 ayda ise enflasyonun yüzde 20’nin hemen altında dalgalandığı görülüyor. Yaşanan bu durumun beklentilerle uyumlu olduğu belirtiliyor.  Enflasyonda bundan sonraki süreçte ise baz etkisinden dolayı aşağı yönlü bir trendin başlayacağı görülüyor.

Bu çerçevede, özellikle Haziran ve Eylül aylarında düşüşlerin görülmesi bekleniyor. Herhangi bir şok yaşanamamsı durumunda enflasyonda eylül ayı itibariyle tek haneli rakamlar oluşacaktır. TCMB’nin brüt ve net rezerv stoku çok yüksek düzeylerde olmasa da çok endişe uyandıracak düzeylerde de değil. Batılı basın ne yazık ki Türkiye ekonomisi ve finansı aleyhine tarafgir bir durum benimsemiş durumda. TCMB‘ye düşen görev rezervlerini bir an önce arttırması.

Enflasyonla Mücadele Sabırlı Bir Süreci Gerektiriyor

Nisan ayı enflasyonunun piyasa beklentilerinden düşük gelmesi ve  senelik enflasyonu hafif de olsa geriye çekmesi talep faktörlerinin maliyet faktörlerine baskın çıktığını gösteriyor. Alt kalemlere baktığımızda gıda enflasyonundaki aylık yüzde 1.4’lük artışın beklentilerin hayli altında gelerek analistleri şaşırttığını gözlemliyoruz. Bu senenin başında yapılan enflasyon tahminlerinde mayıs-haziran döneminde enflasyonda bir düşüş yaşanacağı bekleniyordu.

Senenin geri kalanında fiyatlama davranışları 2 senenin ortalaması paralelinde gerçekleşirse sene sonu enflasyonun enflasyon raporundaki beklentiye paralel yüzde 15 seviyelerinde gerçekleşmesi söz konusu olur. Enflasyonun daha düşmesi uzun süreli ve sabırlı bir süreç gerektiriyor.

adalet
Ekonomi, Haber,

Davalarda Arabuluculuk Faaliyetleri ve Arabulucu Olabilme Şartları

Zorunlu olarak arabulucuya gitmek adelet sisteminde yaygınlaşmaya başladı. Geçen yıl işçi-işveren arasında yaşanan uyuşmazlıklarda dava şartı olan arabuluculuk bundan böyle ticari davalara da getirildi. Yaygınlaşan arabuluculuk şartı yeni bir meslek grubunun da ortaya çıkmasını sağladı.

Arabuluculuk Zorunlu Olarak Yaygınlaşıyor

Türkiye’de arabuluculuğun yıldızı ‘zorunlu’, yani dava şartı arabuluculukla parladı ama son 30 yıldır gönüllü yani isteğe bağlı arabuluculuk olarak bilinen ‘ihtiyari’ arabuluculuk da kullanılıyor. Kira konusunda anlaşmazlığa giden taraflar da miras konusunda anlaşmazlığa gidenler de bu sistemi kullanabiliyor. 2012’de yasal altyapısı oluşturulan arabuluculuğun fiilen uygulanmaya başladığı 2013’ten 2017 sonuna kadar 21 bin 517 arabuluculuk faaliyeti gerçekleştirildi.

Tümü ihtiyari arabuluculuk kapsamında olan bu faaliyetlerin 19 bin 292’sinde anlaşma sağlandı. Konularına göre incelendiğinde arabuluculuk başvurularının 19 bin 411’inin işçi ve işveren uyuşmazlıklarında olduğu görülüyor. Maddi manevi tazminat davalarında 404 arabuluculuk girişiminde bulunulurken, fikri sınai ve mülkiyet haklarında 275, kira ve tahliyelerde 130 başvuru olmuş.

İş dünyasında da yargı yolunda yeni bir dönem başlamış durumda. Bir uyuşmazlık durumunda arabuluculuğu kullanan iş insanları daha az maliyetle daha hızlı sonuç alabilecekler.

Arabulucu Olma ve Arabuluculuk Yapabilme Şartları

Adalet sisteminde yaygınlaşmasıyla birlikte yeni bir meslek grubunu ortaya çıkaran arabuluculuk faaliyetleri bu alanda çalışmak isteyen ve bu meslek gurubuna katılmak isteyen birçok kişiyi de cezbediyor.

Peki arabulucu olma ve arabuluculuk yapabilme şartları neler? Kimler arabulucu olabilir ve arabuluculuk yapabilir?

Arabuluculuk faaliyet gerçekleştirmek isteyen kişilerin şu şartları taşıması gerekiyor:

Türk vatandaşı olmak.

Hukuk fakültesinden mezun olmak veya yabancı bir hukuk fakültesinin programlarına göre eksik kalan derslerden sınava girerek başarı belgesi almış olmak.

Herhangi bir suçtan dolayı bir yıldan fazla süreyle hapis cezası almamak, veya affa uğramış olsa bile devletin güvenliğine karşı suçlar, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, zimmet, irtikap, dolandırıcılık gibi suçlardan mahkum olmamak.

Mesleğinde en az 5 yıllık kıdeme sahip olmak.

Terör örgütleriyle iltisaklı veya irtibatlı olmamak.

Arabuluculuk eğitimini tamamlamak ve bakanlıkça yapılan sınavda başarılı olmak.

fed dolar borsa ne olur
Ekonomi,

Fed faiz artırırsa dolar ve borsa ne olur?

Fed faiz artırırsa dolar ve borsa ne olur? Artırmazsa ne olur?

ABD Merkez Bankası’nın (FED) bugün başlayacak toplantıları öncesinde dolar son 29 yılın en büyük rallisini yaşıyor. ABD’nin faiz artırma olasılığıyla iki yılda Japon Yeni karşısında yüzde 20 değerlenen dolar, euro karşısında da yüzde 17 artış gösterdi. TL karşısında ise yüzde 25 değerlenen dolar, Brezilya Reali ve Malezya Ringiti gibi para birimleri karşısında rekor kırdı.

Doların bu çıkışı 1980’lerdeki yükselişe benzeten uzmanlar ancak bu kez o dönemden farklı olarak çıkışı durdurmanın zor olduğu uyarısını yapıyor.

1980 – 1985 yıllar arasında dolar zengini ülkelerin parası karşısında ortalam yüzde 50 değer kazanmıştı. O dönemde yükseliş New York’ta yapılan Plaza Anlaşması ile durdurulmuştu.

Fed faiz artırırsa dolar ve borsa ne olur?

Elbette FED’in faiz artırımına gideceği beklentisi dolar varlıklarını uzun bir süredir yukarı taşıyordu. Bu beklentinin birçoğunun fiyatlamaların içerisinde olduğunu düşünüyoruz ancak atılacak adımın piyasalarda ilk reaksiyonu şüphesiz dalgalı olacak. Bunun sonucu olarak başta gelişmekte olan ülke para birimleri olmak üzere dolara karşı birçok para birimi değer kaybedecek diyebiliriz. Doların değerlenme süreci muhtemelen bir süre daha devam edecek. Bu durum Dolar/TL tarafında 3.10’unda üzerinde bir hareketi beraberinde getirebilir. Endeks tarafı 70.000’in altına sarkabilir ve TL varlıklarındaki zayıflama söz konusu olabilir. Piyasa ilk kargaşayı atlattıktan fiyatlar belirli bir bant aralığında dengelenecek ancak artık piyasalarda daha çok FED’in faiz artırımı değil, faiz artırım hızı konuşulacak.

GCM Menkul Kıymetler Araştırma Direktörü Erdoğan Turan, Fed’in faiz artması durumunda doların yükseleceğini ancak, burada faizin ne kadar artırılacağının önemli olduğunu söylüyor. Turan, “10 baz artmasıyla 25 baz artmasının etkisi farklı olur. 10 baz, yani küçük bir faiz artırımı olduğunu varsayarsak, dolar 3.10’u görür. Sonra biraz geri çekilir. Faiz artışı 25 baz olursa, doların 3.20’ye yaklaşmak çok zor olmaz” diye konuştu.

Turan, euro Türk Lirası kuru içinse şu değerlendirmede bulundu: “Fed’in faz artırımı euroyu aşağıya çekebilir. Yani dolar Türk Lirası kuru yükselirken, Euroda daha sakin bir seyir izleyebilir. Nitekim, Avrupa Merkez Bankası’nın euroyu değersiz kılma çabası var ve bunda da başarılı.”

A1 Capital Direktörü Belgin Maviş, içerideki tansiyonun yükselmesi, terör olaylarında artış, hiç istenmeyen şehit haberlerinin artması durumunda dolarda 3.08 ve 3.10’u görme ihtimalinin çok yakın olduğunu söyledi.

Maviş, Fed’in faiz artırması durumunda, 3.15-3.20 ataklarının görülebileceğini, ancak Fed’in faiz artırmaması durumunda ise hızlı geri çekilmelerle 2.80-2.85’e ve sonrasında 2.80’in altına inebileceğini söyledi. Maviş, geri çekilmelerde iç gündemin ağırlaşmamasının önemli olduğunun altını çizdi.

Diğer yandan, Bloomberg sıralamasına göre yılın ilk çeyreğinde Türk Lirası konusunda en iyi tahmini yapan Ebury Partners Risk Yöneticisi Enrique Diaz Alvarez BusinessHT’ye yaptığı değerlendirmede Fed’in faiz artırması durumunda Türk Lirası’nın 3,10 seviyesine çıkabileceğini öngördü.

Yine aynı sıralamaya göre en iyi ikinci Türk Lirası tahmincisi olan Bank Of Tokyo Mitsubishi UFJ Analisti Lee Hardman BusinessHT’ye Fed’in faiz artışına gitmesi halinde doların 3,20 seviyesine doğru yükselebileceğini belirtti.

Fed faiz artırmazsa dolar ve borsa ne olur?

FED, bu toplantıyı pas geçerse piyasalarda sürpriz karşılanmayacak. Çünkü gelişmekte olan ülke para birimlerinin sınırlı değer kaybı, Dolar endeksindeki yavaş yükseliş ve faizlerdeki yatay bant aralığına bakılırsa piyasalar FED’den bir hamle beklemiyor. Yani FED’in faiz artırımına gideceği piyasalarda şuan için pek fiyatlanmıyor. FED faizleri sabit tutarsa bu durumda toplantı notları ve FED Başkanı Yellen’ın ileriye dönük açıklamaları takip edilecek. Piyasalar Yellen’dan bir sonraki toplantıyla ilgili sinyal almaya çalışacak. Piyasalar için faizlerin sabit tutulması ilk etapta olumlu karşılanabilir. Özellikle Dolar/TL açısından değerlendireceksek 3.02-3.00 seviyeleri karar sonrası test edilebilir. Ancak FED’in faiz artırımına gidememesi piyasalar için ayrı bir endişe yaratabilir. Çünkü bu durum, ABD ekonomisinin tam olarak krizden çıkmadığına ve küresel yavaşlamanın devam ettiğine işaret ediyor. Bu sebeple FED’in faizlerde bir değişikliğe gitmemesi doların değer kaybı ile sonuçlanır ancak başta ABD piyasaları olmak üzere küresel vadeli piyasalarda satışlar, başta saydığımız sebeplere bağlı olarak artabilir.

Fed toplantısından karar yarın çıkacak 

ABD Merkez Bankası’nın iki gün sürecek olan faiz toplantısı bugün başlıyor. Bazı analistler bu toplantıda Fed’in faiz artırımlarına başlayabileceğini beklese de Çin ekonomisinde görülen yavaşlama sinyalleri, küresel büyümeyi olumsuz etkileyeceği endişeleri ve piyasalardaki oynaklık nedeniyle artırımın daha ileri bir tarihte yapılabileceği yönündeki beklentiler ağırlıkta.