e-ticaret-e-ihracat
İthalat & İhracat,

Uluslararası e-Ticaret ve e-İhracatta Yapılan Önemli Hatalar

Başladığı günlerden itibaren gerek yerel gerekse uluslararası e-ticaret büyümesine hızla devam ederken her gün yeni oyuncular e-ticaret için harekete geçiyor. Ancak e-ticaret ve yurtdışı satışları kapsayan e-ihracat sanıldığı kadar kolay değil. Özellikle e-ticaret ve e-ihracat konusunda düşülen hatalar hedeflerin yakalanamamasına sebep olurken, işi doğru yapanlar hedeflerine ulaşabiliyorlar. Peki düşülmemesi ve yapılmaması gereken büyük önem taşıyan hatalar neler.

E-İhracatta Yapılan En Büyük Hatalar

E-ihracat her ölçekten firma için önemini korumaya devam ediyor. Yapılan hatalar işleri yavaşlatıp hayal kırıklığına neden olabiliyor. İşte e-ihracatta en sık karşılaşılan 5 hata…

Yanlış Dilde Reklam Vermek

E-ihracatta en önemli basamaklardan biri, hedef ülkeye yönelik sosyal medya ve Google reklamları. İngilizce uluslararası bir dil olabilir ama potansiyel müşteri kitlenizin hepsinin İngilizce bildiğini varsaymak doğru bir yaklaşım değil. Rusya, Balkanlar, Ortadoğu ve Türki coğrafyada yerel dillere uygun reklam içerikleri hazırlatmalısınız. Web sitesinde dil seçeneklerinin kullanıcı tarafından değiştirilebilmesini tercihe bırakmalısınız. Ürünülerinizin yurtdışında reklamını yaparken mutlaka itina gösterilmesi gereken bir konu.

Yanlış Para Birimi İle Ödeme Seçeneği

Yaygın hatalardan biri de yerel para birimlerine göre entegre edilmemiş fiyatlandırmalardır. Web sitenizde tüm dünya için olmasa da, en azından potansiyel 1 milyar müşterinin bulunduğu Rusya, Türki Cumhuriyetler, Ortadoğu, Kuzey Afrika ve Avrupa ülkeleri için kendi para birimleriyle ödeme yapma seçeneği sunuyor olmalısınız. Uluslararası e-ticaret ortamında satış yapmak istediğiniz ülkenin para biriminin kullanılması oldukça önemli faktör olarak öne çıkıyor.

Gümrük Vergisini Yanlış Hesaplamak

Fiyatlandırma yaparken ülkelerin ekonomik durumlarını göz önünde bulundurmalısınız. Aksi halde bazı ülkeler için fiyatlarınız aşırı ucuz, bazı ülkeler için ise aşırı pahalı kaçabilir. Fiyatlandırmalara ülkelere göre gümrük vergi oranlarını da iyi hesaplayarak yansıtmalısınız ki yaptığınız satışın astarı yüzünden pahalıya denk gelmesin.

Yanlış Ülke İçin Yanlış Kampanya Yapmak

Uluslararası e-ticarette dikkat edilmesi gereken en önemlilerinden bir tanesi de reklamlar. Satış yapmak istediğiniz ülkenin özelliklerini ve toplum davranışlarını göz önünde bulundurarak reklamlarınızı şekillendirmeniz ve ürünlerinizi söz konusu ülke doğrultusunda tanıtmanız oldukça önemli. Nabza göre şerbet vermek hayatta olduğu gibi e-ihracatta da mühimdir. Her ülkenin kendine göre adetleri, kültürleri, alışkanlıkları vardır. Bir ülkede işe yarayan pazarlama yöntemi diğerinde ters tepebilir.

Her Ürünü Her Ülkeye Satmaya Çalışmak

E-ihracata başlamadan önce hazırlık aşaması büyük önem taşıyor. Bu aşamada alanında uzman danışmanlarıyla iyi bir fizibilite çalışması yapmanız gerekiyor. Her ürünü her ülkeye satamazsınız. Mesela Rusya’ya deri ceket satabilirsiniz ama Ortadoğu’da bu ürün çok rağbet görmeyebilir. Sultan kayığı tarzında fantezi kahve fincanlarını Ortadoğu’ya satabilirsiniz ama belki Avrupalı müşteriye satamazsınız

eurodolar-piyasasi
Ekonomi,

Eurodolar Nedir? Eurodolar Piyasası Nasıl Oluşmuştur?

no comment

Amerikan dolarının ABD dışında Avrupa piyasalarında oluşan piyasasına eurodolar piyasası denir. Eurodoların 2 temel özelliği vardır.

  • Eurodolar kısa dönem ödemelerde zorunluluktur.
  • Eurodolar Amerika dışındaki bankalarda kullanılır. Bankaların yabancı banka (Avrupa bankası) olması gerekmiyor. Onlar genellikle Amerikan bankalarının Avrupa’daki şubeleridir. Bundan başka para yatıranlar (hesap açanlar) herhangi bir ülkeden olabilir. Hesap sahiplerini sıralarsak, Avrupa merkez bankası, Avrupalı ve Avrupalı olmayan firmalar, hane halkları, Amerikan bankaları ve o bölgede yaşayanlar.

Eurodolar piyasasında eurobond adı verilen uzun vadeli tahvilleri vardır. Avrupa piyasasında tedavülde bulunan bu tahviller (eurotahvil) Amerikan doları cinsinden yaratılmıştır.

Eurodolar terimi, son yıllarda özellikle 1979’li yılların sonlarından itibaren yanlış anlamda kullanılmaya başlanmıştır. Çünkü eurodolar, işlemi yapan Avrupa bankalarının operasyonları ve faaliyetleri genişlemiş, borç verme ve hesap açma faaliyetleri doların dışında diğer Avrupa paraları, örneğin pound, Alman markı gibi paralar cinsinden yapılmaya başlanmıştır. Bu gelişmeler Avrupa paraso, Avrupa piyasası ve Avrupa bankasının doğmasına yol açmıştır. Kural olarak bu piyasada yapılan bütün işlemler dolar cinsinden yapılmaktaydı. Ama piyasanın genişlemesiyle piyasadaki işlemler Alman markı, İngiliz poundu, Japon yeni gibi değişik para birimleri cinsinden yapılmaya başlanmasıyla Eurodolar piyasası Avrupa dışında, Hong Kong, Singapur gibi ülkelerde de yaygın uygulama alanı bulmuştur. Kısacası başlangıçta Amerikan dolarının Avrupa piyasasında faaliyette bulunmasıyla ortaya çıkan eurodolar piyasası zamanla Avrupa dışındaki önemli finans merkezlerinde faaliyet alanı bulmuştur.

Eurodolar (Eurocurrency) Piyasasının Gelişimi

1960 ile 1970 arasındaki dönemde eurodolar piyasası hızlı büyüdü. Eurodolar piyasasının gelişmesinin temel sebepleri arasında Amerikan dolarının anahtar para olarak üstlendiği özel pozisyon önem taşımaktadır. Uluslararası para sisteminin doların çevresinde şekillenmesi yanı sıra doların uluslararası ödemelerde kullanımının yaygınlığı ve piyasadaki gücü nedeniyle doların uluslararası para fonksiyonunu üstlenmesi eurodolar piyasasının gelişmesini hızlandırmıştır.

Diğer yandan ülkelerin para piyasasına müdehale amacı olarak Amerikan dolarını kullanmaları bu oluşumun yaygınlaşmasını hızlandırmıştır. Amerikan dolarının üstlendiği bu rol Amerika Birleşik Devletleri dışında bütün Avrupa piyasalarında da gerçekleşmesinin nedeni Avrupa para piyasalarının Amerikan para piyasasına göre daha cazip olmasından kaynaklanmıştır.

Amerikan Merkez Bankası – FED sermaye çıkışlarını sınırlamak amacıyla yaptığı düzenlemeler eurodoların Avrupa piyasalarının gelişiminin hızlanmasına neden olmuştur. FED ulusal sınırlar içinde bulunan Amerikan bankalarının verdiği en yüksek faiz oranına tavan belirler. Bu belirlenen tavan Avrupa bankalarının verdiği en yüksek faiz oranının oldukça gerisinde kaldığından fon arz edenler dolar fonlarını Avrupa’daki bankalarda ve Avrupa’daki finans piyasasında yani eurodolar piyasasında ve eurobanklarda değerlendirir. Eurodolar piyasasına eurodolar fonlarının gelişi karşılıklı olarak dünya ticaretinin gelişimi sağlamış olup bu gelişim sürekli olmuştur.

altin-fiyatlari
Altın Fiyatları, Ekonomi,

2020’de Dolar, Altın ve Petrol Fiyatları Ne Olur?

Dolar ve altın yatırımcılar önümüzdeki süreçte fiyatların ne olacağını merak ederken uzman görüşlerini inceliyorlar. Birçok farklı risk faktörlerine bağlı olan dolar, altın fiyatları ve petrol fiyatlarının önümüzdeki dönemde hangi seviyelere geleceği her zamanki gibi büyük bir merak konusu. Peki uzmanlar ne diyor? İşte önümüzdeki döneme dair döviz fiyatları, altın fiyatları ve petrol fiyatları ne olur konusunda uzman görüşleri ve tahminleri.

Dolar, Altın ve Petrol Fiyatları Ne Olur?

2020’de piyasalar siyasi ve jeopolitik gelişmeleri, merkez bankalarının kararlarını, ekonomik göstergeleri izleyecek. ABD-İran ve ABD-Çin ilişkileri ile Brexit de önemli olacak. Bu süreçte riskli varlıklardan uzaklaşıp dengeli portföy oluşturulması öneriliyor.

Yeni yılda uzmanlar tarafından doların 5.75 – 6 TRY bandında yer alacağı görülüyor. Ahlatcı Yatırım Araştırma Müdürü Barış Ürkün, ABD ile gerilimlerin ve artan jeopolitik tansiyonun kuru baskıladığını vurguluyor. Ürkün’e göre, ekonomideki canlanma belirtileri kredi hacmi ile iç talepteki artışla değerlen- dirildiğinde ilk çeyrekte enflasyon artabilir. Bu da kurda yukarı hareketlere neden olabilir. Ahlatcı Yatırım’ın dolar/TL’de ilk çeyrek öngörüsü 5,75-6 bandında bulunuyor.

Altın ve Petrol Fiyatları Yükselir Mi?

Altın fiyatları ve petrol fiyatları ne olur sorusunun cevabında ise en önemli nokta jeopolitik gelişmeler ki her iki emtia da jeopolitik gelişmelerden aşırı derecede etkileniyor. Özellike ABD, İran ve diğer petrol zengini ülkeler arasındaki siyasi durum altın fiyatlarını ve petrol fiyatlarını önemli ölçüde etkiliyor.

Riskli konjonktür ve düşük reel faizlere ABD-İran krizinin de eklenmesiyle güvenli varlık alımları arttı ve altın 1.600 ons/doların üzerini gördü. Yatırım Finansman Genel Müdürü Ömer Eryılmaz, artan jeopolitik risklerin ons altının yükselişini ivmelediğini, bunun gram altında yükselişi hızlandırdığını söylüyor. Eryılmaz, mevcut gündemin etkili olması halinde gram altında 300 TL üzeri fiyatlamaların devamını bekliyor.

Petrol fiyatlarının 60 dolar civarında seyretmesi bekleniyor. OPEC’in ek kesintisine ek olarak Irak’taki ABD ve İran saldırılarının küresel petrol arzını etkileyebileceği düşüncesiyle petrol fiyatları da yükseldi. Tera Yatırım’dan Enver Erkan, kısa vadede artışın devamını, uzun vadede ise 60 dolar dolayında seyredecek bir petrol fiyatı öngörüyor.

ons altın fiyatı
Altın Fiyatları,

1 Ons Altın Kaç Gram Fiyatı Nasıl Hesaplanır?

1 ons altın kaç gramdır? Ons altının fiyatı nasıl hesaplanır?

1 ons altın kaç gramdır? Ons altının fiyatı nasıl hesaplanır?

Altın dünyanın her yerinde aynı ağırlık birimi ile alınıp satıldığını söylemek pek mümkün olmamakla birlikte genelde en fazla kullanılan ağırlık birimi ons ve gramdır. Altının dünya borsalarındaki geleneksel ağırlık birimi troy ons olup, bir ons; 31.10 gram saf altına karşılık gelmektedir.

1 kilogram ağırlığındaki has altın külçesi 32.15 ons’a karşılık gelmektedir.

1 kg = 32,15 ons
1 ons = 31,10 gr.
1 lot Altın = 100 ons

Ons/dolar fiyatından gram/TL fiyatı aşağıdaki şekilde elde edilir:

Altın(gram/TL) = XAUUSD / 31.1 x USDTRY

Örnek: XAUUSD = 1797 ve USDTRY = 1.7600 iken bir gram altın;
1797 / 31.1 x 1.76 = 101.6 TL olacaktır.

Not: 1 ons altın; tam olarak 31,1034768 gram‘a eşittir, ancak bu saf altında olup normal olarak 1 ons altın = 28,3495231 gram altına eşittir.

rockefeller ailesi
Haber,

Rockefeller Ailesi’nin Serveti ve Ünlü Şirketleri

Paranın efendisi Rockefeller Ailesi’nin ünlü şirketleri ve kontrol ettikleri para…

Ünlü Forbes dergisi her yıl dünyanın en zengin 100 kişisinin açıkladığı bir liste yayınlar. Forbes dergisinin açıkladığı en zenginler listesinde Rockefeller Ailesi’nden tek bir isim bile görmek mümkün değil. Son olarak bu yıl yayınlanan listeye göre dünyanın en zengin kişisi 79,2 milyar dolarlık serveti Microsoft’un kurucusu Bill Gates listenin başında yer aldı.

Ancak bu listede garip olan bir yan var. Bu liste son derece detaylı ve ciddi araştırmalardan sonra yayınlanmasına rağmen hiçbir zaman listeye dünyadaki pek çok dev banka, petrol şirketi, endüstri şirketlerine sahip olan Rockefeller Ailesi’ne mensup kimsenin girmemiş oluşudur.

İşin iç yüzünü bilenler realitenin böyle olmadığının farkındalar. Kağıt üzerinde görünmeseler de ABD’nin ve dünyanın en zengin ailesi Rockefeller‘lar. Kontrol ettikleri para 5 trilyon dolarla 15 trilyon arasında değişiyor. Sadece New York’ta bu ailenin 1 trilyon dolarlık gayrimenkulü olduğu biliniyor.

PARANIN GERÇEK EFENDİLERİ

Rockefeller‘lar hangi alanlarda ne iş yapıyorlar ve bu seviyelere gelebilmek için hangi yollardan geçtiler?

ROCKEFELLER AİLESİ
AMERİKA’DA DOĞAN İMPARATORLUK

John Davison RockefellerRockefeller Ailesi 1800’lü yılların ortalarında John Davison Rockefeller tarafından kuruldu. John Davison Rockefeller bir şirkete muhasebeci olarak girdi, kısa süre içerisinde sivrilerek muhasebeci olarak girdiği şirketin ortağı oldu.

Sonrasında bir arkadaşı ile birlikte Clark and Rockefeller Co. ismindeki ilk şirketini kurdu. Şirket Amerikan iç savaşı esnasında büyüdü ve gelişti. Savaş esnasında petrolün önemini ve ileride çok değerli bir maden olacaını sezinleyen John Davison Rockefeller, 1863 yılında efsanevi petrol şirketi Standart Oli’i kurdu.

Kardeşi William ile birlikte Amerikan petrol piyasasının tek hakimi olmayı amaçladı. Çeşitli yollarla petrolün trenlerle taşınması noktasında en uygun tarifeyi elde etti. Rakip petrol firmalarının petrolü taşıyamamaları için demi yolu şirketlerine tazminatlar öded.

1884 yılında konulndan yaralandığı bir suikastten kurduldu.

1874 yılında Cleveland’daki 26 bağımsız rafinericiye, kendisiyle birleşmesini önerdi. Yirmi bir rafinerici bu öneriyi kabul etti. Birlikte National Rafinery Association’u kurdu. Kısa süre sonra demiryollarını da sahiplenen Rockefeller, böylece 10 yıl içinde birçok petrol kuyusu işletmecisini kendisine bağladığı gibi rakiplerini de aynı fiyatla petrol satmaya zorlayarak iflas etmelerine yol açtı.

1896 yılında yine suikaste uğradıysa bundan da sağ çıkmaya başardı. Bu arada petrol çıkarma ve taşıma işlerinde yenilikler yaptı. 1982’de Amerika’nın ilk gerçek milyoneri oldu.

1911937 yılları arasında Dünya’nın en zengin insanı oldu.

1882 içinde “Standard Oil Trust” kurulmuş oldu. Petrol alanında ABD’nin en büyük şirketler topluluğu id. Petrol çıkarılmasında yeni teknikler geliştirilmesini sağladı. Gazyağı fiyatlarının yüzde 80 aşağı çekerek aynı işi yapan rakiplerinin iflas etmesinin sağladı.

1901 yılında Rockefeller hakkında çizilen bir karikatür onun “Dolar torbasını” başında kral tacı gibi bulunduran bir imparatora benzetiyordu. Ayağını bastığı yerde ise petrol kuyuları vardı. Rockefeller’in sınır tanımaz zengin olma hevesleri dizginlenemedi. Ama kendisine karşı rakiplerinin açtığı basın kampanyaları sonucu 1911 yılında ABD Yüksek Mahkemesi, Standard tröstünün bir tek kişinin tekelinde olmasına son veren yasayı uygulamaya koydu.

Aynı yıl ABD’de üretilen petrolün yüzde 64’ünü tek başına kontrol ediyordu. Anti-Trust yasasının uygulanması ile birlikte Standard şirketi parçalandı ve 34 şirket ortaya çıktı. Ama en büyükleri 6 kız kardeş olarak isimlendirilen “Conoco” adını alan Continental Petrol, “Amacon” adını alan İndiana Standard, “Chevron” adını alan Kaliforniya Standard, “Exxon” adını alan New-Jersey Standard, “Mobil” adını alan New-York Standard, “Sohio” adını alan Ohio Standard idi.

John Davison Rockefeller ölünce 912 milyon dolar servet bıraktı. (Bu servet günümüzün enflasyon şartlarına dönüştürülünce 189 milyar dolar ediyor.) Böylece insanlık tarihinin en zenginleri listesinde birinci oldular.

Rockefeller Ailesi, John Davison Rockefeller’in ölümünden sonra da gelişmeye devam etti. Aile bankacılığa el attı ve Chase Manhattan Bank ile bankacılık sektörüne girdi ve ABD’de dev halina geldi. Banka daha sonra ünlü yatırım devi J.P Morgan ile birleşerek J.P Morgan and Chase adını alsa da kontrolü Rockefeller Ailesi‘nde kaldı.

Rockefeller Ailesi, 2. Dünya Savaşı’nın ardından uluslararası kurumlarda da kontrol noktasında aktif olarak etkili oldu.

Dünya Bankası’nın kuruluşundan itibaren görev alan 4 Başkan, Mc Cloy, Eugene Black, George Woods ve son zamanlarda görev alan Wolfenson, Rockefeller Ailesi‘nin elindeki Chase Manhattan Bankası’nda çalışmışlardı. Dünya Bankası, ihtiyaç duyduğu para ve kredinin en önemli kaynağı olarak Rockefeller Ailesi‘ne bağlı şirketler ve bankalardı.

Böyle bakılacak olursa aslında Dünya Bankası’ndan kredi alan ülkeler Rockefeller ‘lere borçlanmaktaydı.

IMF’te de benzer bir durum söz konusudur. 1994 yılında kurulan IMF’in kuruluş aşamasında ABD’nin destekçi şirketlerinden en büyüğü Rockefeller Ailesi olmuştur. Hali ile kontrol mekanizmasında da etkin birçimde rol almışlardır.

Öte yandan Rockefeller Ailesi‘nin kontrolündeki Chase’de başkanlık yapan Joseph Verner Reed, 1987 yılında Dünya Bankası’nda görev aldı ve aynı zamanda Birleşmiş Milletler Sekreteri’nin Siyasi İşler yardımcılığı görevine getirildi.

Aile siyasete de el attı. Nelson Rockefeller, ilk olarak 1940’ta Dışişleri Bakanlığı’nın Amerika ülkeleri arasındaki ilişkiler koordinatörü oldu. Cumhuriyetçi olmasına karşın, 1944’te Franklin D. Rosvelt’in başkanlığındaki Demokrat Parti hükümetinde Amerika ülkeleri arasındaki ilişkilerden sorumlu Dışişleri Bakanlığı’na getirildi ve bir yıl görevi yürüttü. 1959-1973 yılları arasında aralıksız 14 sene New York Valiliği görevini ve 1974-1977 yılları arasında ABD’nin 41. Başkan yardımcılığı görevini yürüttü.

Aile şu an dünyanın en zengin ve en nüfuzlu ailesi olarak gösteriliyor. Ailenin bugünkü başkanı ise David Rockefeller’dir.

Rockefeller’lere ait Rockefeller Center ise New York’un simgelerinden birisidir.

ROCKEFELLER ŞİRKETLERİ VE KONTROL ETTİĞİ SERVET

Amerika’da sermaye alanında 150 yılı aşan bir Rockefeller hanedanlığından söz edilir. Fakat sadece finans ve para piyasasında kalmamışlardır. Petrolden endüstriye çok geniş bir alana yayılmış ve oldukça güçlü bir sermayenin sahibi olmuşlardır.

Özellikle petrol alanında tam bir dev ve tröst haline gelmişlerdir ve Amerika’nın en önemli petrol şirketleri onların elindedir.

Aile tüm bunların yanı sıra birçok yardım kurumu ve binlerce vakıf açtı. Kendi mal ve gelirleri bu vakıflar ve emanetçi kuruluşlar aracılığı ile yönetiliyor. Bunun nedeni ise ABD’de vakıflardan hemen hemen hiç vergi alınmaması.

En bilinen yardım kuruluşları Chicago Üniversitesi, Tıp Araştırma Enstitüsü en ihtişamlı yapılan New York’taki ünlü Rockefeller Center’dır.

Halen Exxon-Mobile, Chevron, Citi Group, J.P Morgan and Chase en çok bilinen ve tanınan Rockefeller Ailesi şirketleridir.

Aile’nin Beyaz Saray için stratejiler hazırlayan ve ABD’nin en önemli thik-tank kuruluşlarından birisi olan Rockefeller Vakfı adıyla bir vakıfları da bulunmaktadır.

Rockefeller Ailesi’nin kontrol ettiği para konusunda kesin bir tahmin yapılamamakla birlikte 5 ila 15 trilyon dolar civarında bir rakam söz ediliyor.

Rockefeller Ailesi’nin sadece New York’ta 1 trilyon dolarlık gayrimenkulü olduğu biliniyor.

Kaynak: News Time

ROCKEFELLER AİLESİ PETROL PİYASASINDAN ÇEKİLİYOR

Rockefeller Aile Fonu (Rockefeller Family Fund), çevresel etkenlere ve iklim değişikliğine vurgu yaparak yayınladığı açıklamada, petrol şirketlerindeki hisselerini elden çıkaracağını bildirdi.

Küresel toplumun fosil yakıtları ortadan kaldırmaya çalıştığı bir dönemde bu yakıtların hala kullanıldığına finansal ve etik olarak anlam verilemediği kaydedilen açıklamada, petrol şirketlerinin de hidrokarbon arama faaliyetlerde mantıklı bir anlamın bulunamadığı belirtildi.

EXXONMOBİL’İN HİSSELERİ DAĞITILACAK

Dünyanın en büyük petrol ve doğalgaz şirketlerinden olan ExxonMobil’in davranışlarının”ahlaken ayıplanacak” nitelikte olduğu savunulan açıklamada, şirketin 1980’lerden bugüne halkı iklim değişikliği konusunda yanlış yönlendirdiği de iddia edildi.

Açıklamada, Rockefeller Aile Fonunun en kısa sürede sahip olduğu ExxonMobil hisselerini elden çıkaracağı vurgulanırken, bu hisselerin miktarı hakkında ise herhangi bir bilgi verilmedi.

adalet
Ekonomi, Haber,

Davalarda Arabuluculuk Faaliyetleri ve Arabulucu Olabilme Şartları

Zorunlu olarak arabulucuya gitmek adelet sisteminde yaygınlaşmaya başladı. Geçen yıl işçi-işveren arasında yaşanan uyuşmazlıklarda dava şartı olan arabuluculuk bundan böyle ticari davalara da getirildi. Yaygınlaşan arabuluculuk şartı yeni bir meslek grubunun da ortaya çıkmasını sağladı.

Arabuluculuk Zorunlu Olarak Yaygınlaşıyor

Türkiye’de arabuluculuğun yıldızı ‘zorunlu’, yani dava şartı arabuluculukla parladı ama son 30 yıldır gönüllü yani isteğe bağlı arabuluculuk olarak bilinen ‘ihtiyari’ arabuluculuk da kullanılıyor. Kira konusunda anlaşmazlığa giden taraflar da miras konusunda anlaşmazlığa gidenler de bu sistemi kullanabiliyor. 2012’de yasal altyapısı oluşturulan arabuluculuğun fiilen uygulanmaya başladığı 2013’ten 2017 sonuna kadar 21 bin 517 arabuluculuk faaliyeti gerçekleştirildi.

Tümü ihtiyari arabuluculuk kapsamında olan bu faaliyetlerin 19 bin 292’sinde anlaşma sağlandı. Konularına göre incelendiğinde arabuluculuk başvurularının 19 bin 411’inin işçi ve işveren uyuşmazlıklarında olduğu görülüyor. Maddi manevi tazminat davalarında 404 arabuluculuk girişiminde bulunulurken, fikri sınai ve mülkiyet haklarında 275, kira ve tahliyelerde 130 başvuru olmuş.

İş dünyasında da yargı yolunda yeni bir dönem başlamış durumda. Bir uyuşmazlık durumunda arabuluculuğu kullanan iş insanları daha az maliyetle daha hızlı sonuç alabilecekler.

Arabulucu Olma ve Arabuluculuk Yapabilme Şartları

Adalet sisteminde yaygınlaşmasıyla birlikte yeni bir meslek grubunu ortaya çıkaran arabuluculuk faaliyetleri bu alanda çalışmak isteyen ve bu meslek gurubuna katılmak isteyen birçok kişiyi de cezbediyor.

Peki arabulucu olma ve arabuluculuk yapabilme şartları neler? Kimler arabulucu olabilir ve arabuluculuk yapabilir?

Arabuluculuk faaliyet gerçekleştirmek isteyen kişilerin şu şartları taşıması gerekiyor:

Türk vatandaşı olmak.

Hukuk fakültesinden mezun olmak veya yabancı bir hukuk fakültesinin programlarına göre eksik kalan derslerden sınava girerek başarı belgesi almış olmak.

Herhangi bir suçtan dolayı bir yıldan fazla süreyle hapis cezası almamak, veya affa uğramış olsa bile devletin güvenliğine karşı suçlar, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, zimmet, irtikap, dolandırıcılık gibi suçlardan mahkum olmamak.

Mesleğinde en az 5 yıllık kıdeme sahip olmak.

Terör örgütleriyle iltisaklı veya irtibatlı olmamak.

Arabuluculuk eğitimini tamamlamak ve bakanlıkça yapılan sınavda başarılı olmak.

kokoreç satmak
İş Fikirleri,

Kokoreç En Karlı İşler Arasında Yer Alıyor

Standartları yükseldikçe daha fazla kişiye ulaşan kokoreç, iyi gelir bırakan bir iş alanı haline geldi. Kokoreç satıp para kazanmak iyi bir iş fikri..

Standartları yükseldikçe daha fazla kişiye ulaşan kokoreç, iyi gelir bırakan bir iş alanı haline geldi.

Hızlı bir gecenin arından ya da fazla uzamış bir mesainin sonunda çalışma arkadaşlarıyla yenilen temek besin maddesidir kokoreç. Ya da gündüz vakti sadece canınız istediği için yersiniz, karınınız çok aç olmasına bile gerek yoktur.

Beden yapıldığı öğrenildiğinde surat ekşiltilse de deneyenler mutlaka devamını getirir. Geçmişte çoğunlukla belli bir noktaya konuşlanmış ve yıllardır aynı yerde hizmet veren kokoreççiler bugün orta büyüklükteki dükkanlarda hizmet veriyor. Dükkanların çoğuysa yavaş yavaş zincir restoranlar haline gelmeye başlıyor. Yani sektördeki pek çok işletme büyüyor.

Elbette kokoreçte zincir restoranlar deyince akla ilk Şampiyon Kokoreç geliyor. Bugün İstanbul genelinde yayılmış 28 şubesi bulunan işletmenin ayrıca Ankara, İzmir ve Eskişehir gibi sekiz ilde şubesi bulunuyor. Ancak Şampiyon bu alanda tek değil. Her şeyden önce daha kenar semtlerde kalan seyyarlar ve küçük dükkanlarda büyük işletmelerin önemli rakipleri. Zira bu dükkanlar müşteri sadakati konusunda büyüklere oranla çok daha şanslı.

Küçük bir arabayla satış yapanlardan biri de İzmit’te Bursa yolunun hemen yanı başında satış yapan Sedat Bakar. Bütün ailesini 17 Ağustos depreminde kaybettiğinde henüz 12 yaşında olan Sedat yaklaşık sekiz yıl önce babasının işi olan seyyar kokoreç satışına başladı. “Geceleri yaklaşık sekiz saat satış yapıyorum. Ve bana günlük 300 ile 400 lira arasında net kâr kalıyor. Bu sayede kendime araba, ev ve bir dükkan almayı başardım. Yaptığım işi çok seviyorum” diyor Sedat Bakar.

Şurası bir gerçek ki kokoreç, büyük küçük her işletme için son derece kârlı bir iş. Ortalama bir şiş 2,5 – 3 kilo geliyor ve yaklaşık 22 adet yarım ekmek çıkıyor. Ürününü kendi üretmeyip dışarıdan alan bir satıcı için tek bir şişin maliyeti 35 lira civarında bulunuyor. Yani yarım ekmek kokoreçin maliyeti her şey dahil 2,5 lira civarında bulunuyor. Ancak piyasada 4,5 liradan 12 liraya kadar çeşitli fiyat aralıklarında ürün bulunuyor. Kira giderinin düşük olduğu olduğu semtte 3,5 Beşiktaş gibi yüksek olduğu yerlerde 5 liradan yarım ekmek satışı yapan Gala Kokoreç’in ortaklarından Fahrettin Orhan, “12 lira çok yüksek bir rakam bu fiyattan satanların kâr marjı bir hayli yüksek kalıyor” diyor.

Adana’dan İstanbul’a geldikten sonra seyyar bir araba ile başlayan Fahrettin Orhan bugün ortakları ile beraber 12 şubeli Gala Kokoreç’i işletiyor ve aylık ortalama 6 bin şiş kokoreç satıyor. “Eskiye nazaran daha fazla ilgi görüyor” diyor Orhan ve devam ediyor: “Müşteri kitlesi gençleştikçe bu alanda faaliyet gösteren bizim gibi işletmeler hijyen ve hizmet konularında daha fazla dikkat etmeye başladı

İşletmeler hijyen konusuna dikkat etmelerinde düzenlemelerin de önemli payı buluyor. Avrupa Birliği’nin uyum sürecinde kokoreçin yasaklanacağı konuşulsa da aslında süreç içerisinde gelen fabrikada üretim gibi hijyen koşullarıyla kokoreç çok daha yaygın bir hale gelmiş gibi görünüyor.

Kokoreç nasıl yapılır?

Kokoreç nasıl pişirilir?

Lezzetli kokoreç yapmanın püf noktaları nelerdir?

Kokoreç için hangi malzemeler kullanılır?

Kokoreçte hangi baharatlar kullanılır?

doviz
Ekonomi,

Halk İçin Döviz Mevduatı Tercih Mi, Zorunluluk Mu?

no comment

Piyasada yoğun bir döviz talebi var. Kısırdöngüye dönüşen bu durumdan çıkmak için daha çok üretmek, daha çok ihracat yapmak gerekiyor. Halkın dövize talebini engelleyecek politikalara ihtiyaç var… Peki gerçek anlamda bakıldığında piyasada döviz mevduatı halk için bir tercih mi yoksa bir zorunluluk mu?

Döviz Mevduatı Tercih Mi, Zorunluluk Mu?

Son bir yılda Merkez Bankası verilerine göre, mevduatlarda döviz tevdiat hesaplarının ağırlığını artırdığı gözleniyor. Yılın başında TL mevduatı ve döviz mevduatının ağırlığı birbirine yakınken, bugünlerde döviz mevduatının ağırlığı yüzde 55’lere yaklaştı. Yurtdışı piyasalarda Ağustos 2018’de 7.20’leri gördükten sonra sakinleşen ve giderek volatilitesi azalan bir görünümde olan dolar/TL paritesine rağmen, hane halkı her geri çekilmeyi alım fırsatı olarak değerlendiriyor. Üstelik TL cinsinden faizlerin yüksek olduğu dönemlerde bile bu eğilim devam etti.

2 Paralı Sistem

Döviz mevduatı bizim bankacılık sistemimize ne zaman girdi diye bakıldığında, ilk defa 1976 yılında TCMB’nda yurtdışındaki vatandaşlarımıza süper döviz hesapları açıldığını görüyoruz. 1980’li yıllara kadar dışa kapalı bir ekonomik sistem uygulanan ülkemizde, 24 Ocak 1980 Kararları ile dışa açık, liberal politikalar uygulanmaya başladı. Sabit kur rejiminden dalgalı kur rejimine geçildi. 1984 yılında yerli mudilerin bankalarda döviz tevdiat hesapları açmasına izin verildi. Aradan geçen 30-40 yıllık süreçte ülkemizin bankacılık sistemindeki mevduatlar sürekli olarak TL’den kaçış, dövize yöneliş trendi izledi. Halk yerli paraya karşın dövize yatırımı tercih etti de denilebilir. Uzmanlar bizim gibi dövizin çok yoğun kullanıldığı ekonomileri ‘iki paralı ekonomi’ olarak adlandırıyor.

Döviz Cinsi Varlıkların Faydası

Globalleşme ve sermaye hareketlerinin serbestleşmesi ile tasarruf sahibi olanlardan, tasarrufları yetersiz olan ülkelere doğru akış başladı. Akışın gücü arttıkça yerel piyasalarda döviz fiyatı düştü. Döviz cinsinden borçlanmak ucuzladı. Bu da yerelde yatırımları artırdı. Altyapı yatırımları döviz kredileriyle finanse edilir oldu. Döviz akışının ülkeye faydası oldu mu? Tabii ki oldu.

Yerelde bulunamayacak büyüklükteki kredi rakamlarıyla büyük yatırımlar yapıldı. Bankaların uluslararası piyasalardan bulduğu sendikasyon kredileri hane halkına kredi olarak aktarıldı. Hane halkı da normal bütçesi ile ulaşamayacağı kredi rakamlarına ulaşarak, ev, araba aldı. Yaşam standartlarını yükseltti. Ancak gelecekteki gelirler daha gelmeden, erkenden kullanılmış oldu.

Döviz Cinsinden Borçlar

Yerel piyasaya doğru akan döviz, başlangıçta yerel piyasayı coşturdu. Üretim-tüketim arttı. Konut fiyatları tırmandı. Borsa yükseldi. Gelgelelim, el atına binen çabuk inermiş. Miktarı artan döviz cinsi kredilerin de yavaş yavaş ödenme vakti geldi. Mevcut durumda Mart 2019 itibariyle Türkiye’nin toplam dış borcu 453 milyar dolar. Bunun 299 milyar doları özel sektöre ait.

Döviz akışının tersine dönmesi ve kredilerin geri ödemeleri içerideki döviz fiyatlarını (dolar endeksindeki artışın da etkisiyle) artırdı. Döviz fiyatları arttıkça vatandaş da döviz tevdiat hesaplarına yöneldi. Birbirini besleyen bir süreç sonucunda 453 milyar  dolarlık dış borca karşın 202 milyar dolarlık döviz mevduatı ile bütün dikkatler döviz fiyatlarına odaklandı. Geldiğimiz noktada halkın her kesimi, firmalar, kurumlar döviz fiyatlarıyla yatıp kalkıyor.

dizaynvip
Ekonomi,

DizaynVIP Çinli Zenginlere Lüks Araç Satacak

Kişiye özel araç üretimi gerçekleştiren ve pek çok ülkeye satış gerçekleştiren DizaynVIP Çinli zenginleri hedefleyerek Çin’de bir montaj tesisi kurma kararı aldı. Yurtdışında organize olmak ve yurtdışı satışlarını arttırmak isteyen şirket Rusya, Katar, Kamboçya ve Malezya gibi ülkelerde de işler yapıyor.

Otomobilden otobüse, tekneden helikoptere kadar birçok alanda kişiye özel lüks araç dönüşümü yapan DizaynVIP’in sahibi Erbakan Malkoç, gözünü 100 milyonun üzerinde zenginin olduğu Çin pazarına dikti. Çin’de bir ortakla montaj tesisi kuran girişimci Türkiye’de üretimini yaptığı ürünleri bu ülkede birleştirip tüm dünyaya satmaya hazırlanıyor. DizaynVIP, 2020 yılında bu şekilde 950 araç ihraç edip 80 milyon dolarlık gelir elde etmeyi hedefliyor.

DizaynVİP 1 Milyon Çinli Zengini Hedefliyor

DizaynVIP’in kurucusu Erbakan Malkoç, geliştirdikleri modelle daha fazla üretim yapabilir konuma geldiklerini söylüyor. Şirket, bu sayede gözlerini yeni pazarlara çevirmiş durumda. Malkoç, dünyadaki en zengin yüzde 10’luk kesime 100 milyon Çinlinin girdiğini ve bu ülkede lüks pazarının giderek büyüdüğünü ifade ediyor. Bu çerçevede Çinliler lüks vip araçları tercih etmeye başladı. Malkoç, “Otomobil sektöründe teknoloji kısmında farklılık yaratıyoruz. Araçların yakıt tüketimi ya da görselliğinden ziyade sunduğumuz teknolojik imkanlar bizi öne geçiriyor” diyor. Türkiye’de üretilip Çin’e tamamlanmadan giden ürünler sayesinde şirket ciddi bir vergi avantajı sağlıyor. Çinli ortakla kurulan 30 bin metrekarelik tesiste 300 kişi çalışıyor. Şu anda toplam 3 bin 600 parça tasarlayan şirket, cıvatadan koltuk süngerine, çipten kabloya kadar pek çok farklı ürün üretiyor. Bütün teknolojiler Avcılar’daki DizaynVIP ekibi tarafından geliştiriliyor. Araçlardaki deri ve mobilya gibi materyallerin hepsi de yerli üretim ve DizaynVIP için özel üretiliyor.

Birçok Farklı Ülkede İş Yapacak

DizaynVIP’in ihracat konusundaki çalışmaları önümüzdeki dönemde de devam edecek. Rusya’da distribütörlük kuran şirket, Malezya, Kamboçya, Katar gibi ülkelerde ise Çin’deki gibi bir üretim modeli kurmayı planlıyor. Böylelikle dünyaya marka ihraç edebileceklerini söyleyen Erbakan Malkoç, “DizaynVIP olarak bugün kilogram başına 300 dolarlık ihracat yapıyoruz” diyor.

kamulastirmalar
Ekonomi, Haber,

Devletlerde Kamulaştırma ve Özelleştirme Süreçleri

Hükümet ve ekonomi arasındaki etkileşim çoğu zaman gizemli bir sanatı andırır. Kamulaştırma ve özelleştirme ise bir hükümetin bir şirketi veya tüm bir endüstriyi nasıl etkileyebileceğinin en pratik örnekleri arasındadır.

Kamulaştırma ve Özelleştirme

Kamulaştırma bir şirketi veya biz dizi malvarlığını devlet kontrolü altına alır. Tarih boyunca sosyalizmi kapitalizme tercih eden ülkelerin temel stratejilerinden biri olmuştur. Örneğin 2. Dünya Savaşı sonrasında Polonya, 50’den fazla çalışanı olan tüm şirketleri kamulaştırmıştır.

Benzer şekilde, devletin sahip olduğu bir kurum, fon yaratmak veya belirli bir endüstri dalında özel sektör rekabeti yaratmak için hükümet tarafından özelleştirilebilir. Bu özelleştirmeler kapitalist toplum yapısına geçmek isteyen ülkelerde sık sık uygulanmıştır. 1990’larda Rusya ve Ukrayna’da devlet kontrolündeki şirketlere uygulanan büyük çaplı özelleştirme hareketi bunun örneklerinden sadece biridir.

Tarihte, büyük ve yapısal önemi olan şirketler ve sanayiler hep bu oyunun malzemeleri olmuşlardır: Posta hizmeti, yayın kuruluşları, elektrik ve gaz üreticiliği demiryolları, madenler ve petrol üreticileri daima hedefte yer almıştır. Altında yatan nedenler genelde ideolojiktir: Sol eğilimli siyasetçiler yapısal önemi olan sanayilerin bir avuç özel hissedara değil, herkese ait olması gerektiğini savunur. Sağ görüşlü siyasetçilerse tam tersine devletin ölü elinin olmadığı bir pazarda şirketlerin daha sağlıklı büyüyeceği görüşüne sahiptir.

Kar ve Kontrol Mekanizması 

Kamulaştırma ve özelleştirmelerde siyaset dışında bir başka önemli faktör, kâr ve kontrol arzusudur. Kamulaştırmalarda genelde sahiplere tazminat verilse de, bazen hiçbir tazminat verilmeden hükümetin doğrudan varlıklara el koyduğu da olur. Eğer bir şirket veya banka batmak üzereyse ve batması halinde bir domino etkisiyle büyük çaplı bir istikrarsızlığa neden olacaksa, riski kontrol etmek amacıyla kamulaştırmak işe yarayabilir.

Özelleştirmeler ise devlete (ve işlemleri yürüten yatırım bankalarına ve en sonunda yeni sahiplerine, hisse alım satımlarıyla büyük servetler kazandırabilir. Eğer böyle bir satış halka açık olarak yürütülürse, küçük yatırımcılar da katılabilir, böylece kullandıkları posta hizmeti veya elektrik şirketinde pay sahibi olabilirler. Şirketlerin devlet kontrolünde daha iyi işleyip işlemediği tartışmaya açık bir konudur. Devlet kontrolündeki pek çok kuruluş özel sektörde başarılı olurken bazıları da rekabetçi ortamda mücadele edemeyip tekrar kamulaştırılmak durumunda kalabilir.

Başarılı Bir Özelleştirme Hikayesi

En başarılı özelleştirme hikâyelerinden biri orta Afrika’daki Ruanda’ya aittir. 1980’lerin sonunda küresel kahve fiyatları dibe vurmuştu. Geçimlik tarıma dayanan ve temel ihraç malları kahve ve çay olan ulusal ekonomi büyük bir tahribata uğradı. Sonuçlar çok hızlı ve dramatik olmuştu; Kahve ağaçları söküldü ve tırmanan kıtlığın üstesinden gelmek için çabuk mahsül veren ekinler ekildi. Kökeni açlığa dayanan acımasız bir iç savaş çıktı.

1994’te 800.000 insanın öldüğü soykırım olayların doruk noktası oldu. 1998’de Tutsi liderliğindeki hükümet büyük bir özelleştirme hareketi başlattı; kahve endüstrisi de dâhil olmak üzere ticari engelleri kaldırdı. Bu sayede ekonomi canlandı ve GSYİH artmaya başladı. O günden bu yana endüstri yeni iş olanakları yarattı, küçük çiftçinin harcama ve tüketimini yükseltti, ayrıca Hutular ve Tutsilerin hasatlarda birlikte çalışmalarını sağlayarak aralarındaki etnik mesafeyi azalttı.