Webrazzi nereye koşuyor?
Bundan beş yıl önce kişisel bir blog olarak yola çıkan Webrazzi, şimdilerde sektörün en önemli online bilgi kaynaklarından biri haline geldi. Sitenin kurucusu Arda Kutsal ise 11 kişilik Webrazzi ekibini yönetiyor. Son yıllarda online yayıncılığın yanı sıra sektörel etkinlikleri de faaliyetlerine ekleyen Webrazzi’nin dünden bugüne hikayesini kurucusu Arda Kutsal’dan dinledik.
Webrazzi hikayesi nasıl başladı?
Ben Webrazzi‘yi 2006 yılının Ağustos ayında açtım. O sıralarda bir yatırım şirketinde Türkiye ve dünyadaki internet pazarını inceliyordum. Bu sırada Blogspot üzerinde kendi ismimnle açtığım kişisel blogumda da her telden yazılar yazıyordum. Zaman içinde buradaki içerikleri ayırma ihtiyacı ortaya çıktı. Blogu toplasanız 100-150 kişi okuyordu ama hedefine ulaşıyordu. Bir akşam sadece internet üzerine yazılar yazacağım ayrı bir blog yapmaya karar verdim. İsmi ne olsun diye düşünürken bir anda Webrazzi geldi aklıma. Tamamen o anda aklıma esen bir isim, üzerinde çalışmışlığım yoktu. Ucuzundan bir hosting hesabı aldım, üzerine WordPress’i kurdum, tasarımında biraz oynadım ve Webrazzi çıktı ortaya. Diğer blogum da bir yandan devam ediyordu ve oradan da Webrazzi’yi duyurmaya başladım.
Webrazzi’yi ilk açtığınızda içerik seçinimde dikkat ettiğiniz noktalar neler oldu?
Kurulduğu günden bu yana Webrazzi‘nin sektörel haberleri ilk duyuran mecra olmasını istedim. Bu disiplin bugün de aynı şekilde devam eder. Elbette yurtdışından haberler söz konusu olduğunda bu çok mümkün değil. Çünkü dünyada bir haber çıkar ve etrafa yayılır. Orada da ilk olmak gibi bir çabamız var ama ben bugün Facebook’un yaptığı bir şeyi TechCrunch‘tan, Mashable‘dan önce duyuramam. Onun için orada ilk defa biz yazarız psikolojisine girmiyoruz. Ama Türkiye’yle ilgili durumlarda ilk defa biz yazmak istiyoruz. Zaten ben tek başımayken yazdığım zamanlarda bile bu imkan bana sunulmuştu. Bir yatırım şirketinde çalışıyordum, kişisel blogum sayesinde küçük de olsa beni tanıyan ve takip eden bir kitle vardı. Webrazzi’de de birisi yeni bir site açacağı zaman haber vermeye başladı.
Webrazzi’deki ilk yazı neydi hatırlıyor musunuz?
Pilli’nin açtığı Sosyomat’ın haberiydi. Hasan Yalçınkaya site açılmadan önce haber verip ekran görüntülerini göndermişti. Sosyomat’ın açılışını ilk Webrazzi yazdı. Biraz önce de söylediğim gibi zaman içinde bu tarz haberleri ilk Webrazzi’ye verir oldular ve farklılık çıktı ortaya. İlk bir yıl sonunda Webrazzi yavaş yavaş da olsa reklam alabilen bir platforma dönüştü.
Yola çıkarken Webrazzi’yi bir kazanç kapısı olarak görmüş müydünüz? Yoksa tamamen amatör beklentilerle mi açıldı?
Aslında en başta amaç içerikleri ayrıştırmaktı. Diğer yandan ben Endüstri Mühendisliği okudum, üzerine MBA yaptım. Bu süreçte de her şeye “iletişim” beyniyle baktım. Bir yatırım şirketinde çalışınca karşına çıkan tüm işlere fizibilite olarak bakıyorsun ister istemez. Şimdi ben aslında bunu çok naif duygularla yaptım dersem çok doğru olmaz. Tabii ki beynimin bir tarafında her zaman Webrazzi iyi giderse bir para da döndürebilirim düşüncesi vardı. Daha doğrusu bu düşünce otomatik olarak oluşuyor.
Peki, danışmanlık şirketiniz Crenvo’yu kurma fikri de bu sırada mı çıktı ortaya?
Evet tam da o sıralarda yatırımcılar çok fazla danışmaya başlamıştı. Webrazzi de iyi gidiyordu, kendini döndürmeye başlamıştı. Artık kendi işimi kurmanın zamanı geldiğini anladım. 2007 sonbaharında Crenvo’yu kurdum. Webrazzi’yi de Crenvo’nun tescilli bir markası haline getirdik. Crenvo yatırım ve stratejik planlama, raporlama konusunda bir danışmanlık şirketi olarak çalışırken, Webrazzi de aynı çatı altında yoluna devam etti bugüne kadar. Ama zaman içinde Webrazzi büyüdü ve bir süre sonra çok fazla zamanımı almaya başladı. Çünkü Crenvo’nun danışmanlığına kıyasla Webrazzi çok daha fazla iş yaratır hale geldi. Şu anda şirket içindeki yapılanmamızda danışmanlıkları iyice kesmiş durumdayız. Müşterilerimiz Türkiye pazarına girmek isteyen ya da yeni girmiş yabancı şirketler. Ama sayıları iyice azalttık.
Şimdilerde etkinlikleri de eklediniz Webrazzi markasının altına. Nasıl karar verdiniz bu etkinlikleri düzenlemeye?
Bunun da oldukça enteresan bir hikayesi var aslında. Benim 2008 yılında yaptığım ilk etkinlik San Francisco’da oldu. Web 2.0 Expo’ya gittiğimde Silikon Vadisi’nde çalışan Türkleri bir araya getirelim ve bir yemek düzenleyelim dedik. Nokta da etkinliğe sponsor oldu. “Webrazzi Meet Up San Francisco” adı altında 30 kişilik bir yemek yapıldı. Aynı sene Haziran ayında da Webrazzi Meet Up İstanbul’da yapıldı.
TechCrunch da dahil olmuştu değil mi İstanbul’daki event’e?
Evet, o yıl TechCrunch Avrupa’da bir tura çıkıyordu. TechCrunch’ın editörü Mike Butcher bir yazı post etmişti ve uğrayacakları Avrupa ülkelerini gösteriyordu. Bir baktım İstanbul yok, damarım kabardı. Hemen bir mail attım Mike Butcher’a ve Webrazzi Meet Up’tan bahsettim. TechCrunch Avrupa turuna İstanbul ayağının da eklenmesini ve bunun için Webrazzi Meet Up’ı kullanabileceklerini belirttim. Mike Butcher ikna oldu ve tamam dedi. Böylece ilk event’in adını TechCrunch-Webrazzi Meet Up yaptık.
Bu arada tüm bunlar olurken hep tek başına mıydınız?
Evet! Düşünsenize Conrad’da 450 kişilik bir event planlıyorum. Şirketi daha yeni kurmuşum ve ofiste benden başka kimse yok! Ofis telefonunun cebime yönlendirdim. Telefon çalıyor, açıyorum. “Arda Bey’le görüşecektik” diyorlar. Sanıyorlar ki Webrazzi çok kurumsal bir yer. “Siz benim direkt hattımı aradınız” gibi yalanlar söylüyorum. Bu arada bir arkadaşımdan bana bir PR ajansı önermesini rica ettim. Onlardan organizasyon için destek aldım. Kendi kendime bir sponsor dosyası hazırladım ve iletişimde olduğum kişilere gönderdim. 14 sponsor buldum ve event’i yaptım. Kardeşim ve arkadaşlarım da event günü gelip bana yardım ettiler. Şimdi düşünüyordum da, “Cehalet mutluluktur” diyen bir laf var ya, çok doğru. Çünkü aradan yıllar geçti, şu anda Webrazzi’de 11 kişilik kadrodan bahsediyoruz. 2010′da Webrazzi Gündem Toplantıları ve Webrazzi Summit’le 2500′den fazla kişiye ulaştık. Webrazzi günde 25-30 bin arası bir takipçiye ulaşıyor. Ama geriye dönüp baktığımda ne kadar cesurmuşum diyorum. Artık o kadar cesur değilim.
Bu arada gerek Crenvo gerekse Webrazzi sayesinde Türkiye’deki girişimcilik ekosistemini en yakından tanıyan isimlerden biri haline geldiniz. Bu konudaki görüşlerinizi de merak ediyoruz. Girişimci-yatırımcı dünyasına baktığınızda neler görüyorsunuz?
Herkes bir Mark Zuckerberg değil
“Türkiye’deki her girişimci girişimci değil. Bu belki biraz da bizlerin hatası. Biz gençleri girişimciliğe özendirmeye çalışıyoruz. Ama herkes girişimci olamaz. Çünkü bu beraberinde başka sorunları getiriyor. Üniversiteden yeni mezun olmuş bir genç ‘ak Mark Zuckerberg yapmış ben de yaparım’ diyor. Oysa yazılım bilmiyor, tasarım bilmiyor, hiçbir iş tecrübesi yok, daha limited şirketle anonim şirket arasındaki farkı bilmiyor, kazanacağı ilk parayla kendine bir sekreter almayı düşünüyor. Herkes bir Mark Zuckerberg değil, bu örnekler sayılı çıkıyor. Dünyada, özellikle Amerika’da girişimci ekosistemi gelişirken işler böyle yürümüyor. Orada üniversite döneminde böyle bir proje bulur, üzerinde çalışır, mezun olduktan sonra ona ağırlık verir. Bu arada bir iş bulur ve oradan aldığı tecrübeyi kendi işine aktarır. Belki birkaç projeyi de batırır bu arada. Bugün LinkedIn, Youtube, Twitter gibi dev internet şirketlerinin kurucuları hep benzer hikayelere sahip. Oysa Türkiye’deki girişimciler daha okuldan mezun olmadan kendi şirketini kurmaya çalıştığı için ne kendine ne de sektöre faydası olabiliyor.”
Bence Türkiye’deki yeni internet girişimcilerinin en büyük sorunu kendini ifade etme sıkıntıları.
Yaptıkları işin ne olduğunu gerektiği gibi anlatamıyorlar. Kimisi de yaptığı işi kendi çevresinden baktığı için fazla büyük görüyor. Öncelikle bu sorunların aşılması gerekiyor. Bu da ancak biraz daha yakın coğrafyaya ve dünyaya bakmakla oluyor. Türkiye’de yeni kurulan internet şirketlerinin birçoğunun arayıp filir aldığı danıştığı bir kanal durumuna geldik. Ben girişimcilerin iş planlarında hep şunu görüyorum, şirket kurulacak, kendine bir sekretek alacak, yazılımcı, tasarımcı alacak, sunucusunu alacak. Ofis kirası, ofis mobilyası, bilgisayarlar ve sonra kendine maaş alacak. Bu da genelde yılda 100 bin dolardan başlayıp girişimcinin lüks tercihlerine göre 300-400 bin dolara varan bir yatırım ihtiyacı anlamına geliyor. Böyle bir iş planını dünyanın başka bir yerinde kolay kolay göremezsiniz. Çünkü şirketi kurar kurmak kendine sekreter almak isteyen girişimci dünyada pek yoktur. Galiba bizdeki girişimciler biraz girişimci ruhlu değiller. Girişimcilikte biraz acı çekmek gerekiyor. O sekreteri almaktansa onun acısını çekerek “ne kopartırsam kârdır” mantığıyla her yere saldırman, çabalaman, gördüğün herkesle konuşman, fikir alman lazım. Ama yeni nesilde inanılmaz bir özgüven patlaması var. Türkiye’deki internet girişimcilerinni bir bölümü aslında girişimci değiller ve olmamalılar. Girişimci olmak iyi bir şeydir. ÖZellikle Türkiye gibi gelişmekte olan pazarlarda çok önemli ama burada bizlerin doğru kişilere oynamamız gerekiyor. Zamanımızı ve eforumuzu yanlış kişilere aktarırsak gerçekten buna ihtiyacı olan kişiler mahrum kalıyor. Bunun yanı sıra sektörün insan kaynağını yok ediyor gibi başarısız girişimcilerin ortaya çıkması kötü örnek oluyor. O yüzden bana sorarsanız herkes girişimci olmasın. Gerçekten “girişebilecek” kişiler olsun.


Arda Kutsal: 
“Türkiye’deki her girişimci girişimci değil. Bu belki biraz da bizlerin hatası. Biz gençleri girişimciliğe özendirmeye çalışıyoruz. Ama herkes girişimci olamaz. Çünkü bu beraberinde başka sorunları getiriyor. Üniversiteden yeni mezun olmuş bir genç ‘ak Mark Zuckerberg yapmış ben de yaparım’ diyor. Oysa yazılım bilmiyor, tasarım bilmiyor, hiçbir iş tecrübesi yok, daha limited şirketle anonim şirket arasındaki farkı bilmiyor, kazanacağı ilk parayla kendine bir sekreter almayı düşünüyor. Herkes bir Mark Zuckerberg değil, bu örnekler sayılı çıkıyor. Dünyada, özellikle Amerika’da girişimci ekosistemi gelişirken işler böyle yürümüyor. Orada üniversite döneminde böyle bir proje bulur, üzerinde çalışır, mezun olduktan sonra ona ağırlık verir. Bu arada bir iş bulur ve oradan aldığı tecrübeyi kendi işine aktarır. Belki birkaç projeyi de batırır bu arada. Bugün LinkedIn, Youtube, Twitter gibi dev internet şirketlerinin kurucuları hep benzer hikayelere sahip. Oysa Türkiye’deki girişimciler daha okuldan mezun olmadan kendi şirketini kurmaya çalıştığı için ne kendine ne de sektöre faydası olabiliyor.”