2008‘i İnternet‘in iyice hırslandığı sene olarak düşünmeli. Ekonomik durgunluğun dijital medyayı vurduğu bu günlerde kullanışlı bir sosyal ağ sitesine ya da 13 yaş grubu için bir blog yazılımına sahip olmak artık yeterli değil. Şimdi Facebook ya da Twitter gibi şirketler, geleceklerini, tüm İnternet aktivitelerine kapı açacak bir İnternet merkezi haline gelme üzerine kuruyorlar. İnternet‘te başı çeken kişiler listemizi yaparken müşterilerini koruyan ve artıranları araştırdık: Hulu.com, televizyon olmadan da izleyicilerini televizyona bağlayabiliyor. Facebook‘un yeni Connect platformu, kullanıcılara arkadaşlarının çevrimiçiyken neler yaptığını görme fırsatı veriyor. InterActiveCorp (IAC), çevrimiçine yatırımla başarının anlamını yeniden tanımlıyor; Tina Brown‘un haber portalı the Daily Beast, hem gazetecilerin hem de blogcuların gözdesi. Öte yandan, eski IAC yöneticileri Washington’da yükselişte. İşte en başarılı isimler…
1. Tina Brown (The Daily Beast)
Tina Brown için bir hikaye bulmanız önemli değil; onu rakiplerden daha iyi anlatmanız yeterli. Brown‘un en yeni girişimi The Daily Beast‘in çalışma prensibi, çalışanların en sevdiği haber sitelerinden toplanan bağlantıları orijinal içerikle birleştirmek. Eğer bu size, ismini Yunanlı bir doğa gücünden alan belirli bir web sitesini hatırlatıyorsa, bunun nedeni ikisinin birbirine zaten çok benziyor olması. Brown, seleflerinin fikirlerini bir kez daha gözden geçirerek kendisine bir kariyer yarattı. Bazen işe yaradı (Vanity Fair, 1984-1992 ya da The New Yorker, 1992-1998), bazense çuvalladı (Talk, 1999-2001). The Beast şimdilik ilk kategorideymiş gibi görünüyor. site Ekim’de açıldıktan sonra Brown ve şirketi ilk aylarında 11,4 milyondan fazla sayfa gösterimine ulaştı.
Sitenin ilk başarılarından biri, Elle dergisi tarafından çok eleştirel bulunduğu için reddedilen, kısa ama çılgın bir Jennifer Lopez biyografisinin yayınlanması oldu. Site şu anda Brown‘un ismini (ve Barry Diller‘in IAC‘sinin büyük para desteğini) kullanarak dünyanın kısa bir süre önce bir kenara bıraktığı iyi gazeteciliğin elinden tutuyor. Oldukça cimri olduğu söylenen sitenin kelime başına 50 cent ödediği göz önüne alınırsa, bütçe ve yeteneğin uzun süre dayanacağı söylenebilir.
2. Julius Genachowski (İnternet Gurusu)
Başkan Barack Obama seçim kampanyasında daha önce hiç yapılmayan bir şeyi yaptı ve mesajlar atarak, Twitter ve Facebook kullanarak zafere koştu. Obama‘nın İnternet üzerinden kurduğu ilişkiler o kadar işine yaradı ki, Ocak ayında yemin ettikten hemen sonra teknoloji konusunda uzman birini işe alacağı tahmin ediliyor. Başkan’a son teknolojik trendleri kim anlatacak? Karşımızda, Obama‘nın Harvard günlerindeki basketbol partneri Julius Genachowski duruyor; seçim kampanyasının en başında dijital medyayı kullanma konusunda Obama’yı ikna eden kişi. Bu strateji Obama‘nın seçimleri kazanmasına yardım ettikten sonra Genachowski Obama‘nın geçiş takımının liderleri arasında yer aldı.
Obama ve Genachowski, birlikte Columbia Üniversitesi‘ni bitirdikten sonra eğitimlerine Cambridge‘deki hukuk fakültesinde devam ettiler. Burada, Genachowski, Harvard Law Review‘un editörü olan Obama‘nın yanında yardımcı editör olarak çalıştı. Genachowski‘nin o zamandan beri Washington‘la yakın ilişkileri var. Bir dönem Federal İletişim Komisyonu (FCC) eski başkanı Reed Hundt‘ın hukuk danışmanıydı. Eğer Obama yeni bir teknoloji makamı yaratmazsa, bu deneyimi Genachowski‘yi FCC’nin başına getirebilir. [13 Ocak 2009′da Obama Genachowski‘yi FCC‘nin başına getirdiğini açıkladı.
Ancak son girişimleri, Genachowski’nin dijital dünya konusunda danışmanlık yapmaya daha yatkın olduğunu gösteriyor. Washington’dan ayrıldıktan sonra Genachowski bir İnternet girişimcisi oldu; Expedia, Hotels.com ve Ticketmaster’ın yönetim kurullarında yer aldı. Daha sonra, Barry Diller yardımıyla InterActiveCorp’un yöneticiliğine getirildi. Burada sekiz sene görev yaptıktan sonra fikirler üretmek ve kaynak sağlamak için LaunchBox adında Web ve mobil yazılım girişimlerine yönelik bir platform oluşturdu.
Genachowski’nin başarı şansına zarar verecek bir şey varsa o da Doğu Kıyısı geçmişi olabilir. Silikon Vadisi çıkışlı birçok blog, Genachowski’nin gerçekten bir dijital dünya uzmanı mı yoksa bir başka hırslı Washingtonlu mu olduğunu tartışıyor. “Genachowski bir avukat ve eminim İnternet’in tarafsızlığından haberi vardır” diyor Vallaywag.com yazarı Paul Boutin. “Ama eğer Obama’nın teknoloji uzmanından anladığı buysa, ben silahlarıma ve dinime sıkı sıkı sarılmak için eve gidiyorum.”
3. Evan Williams (Twitter)
Şüphecilerin Williams‘ı ve San Francisco‘daki girişimini göz ardı etmeleri çok kolay. 2006 yılından beri yatırımcılardan 20 milyon dolar almasına rağmen Twitter kendisini kazanca götürecek belirli bir yol izlemiyor ve kar etmiyor. Sunduğu temel hizmet, metin mesajı, IM, e-posta ya da bir İnternet sitesi aracılığıyla arkadaş ve izleyicilere kısa durum bildirimi yapmaya yarayan “micro-blogging” adında kolay ve verimli bir teknik. Ancak bu, kültürel çöküşün bir belirtisi olarak da görülüyor. “140 ya da daha az karakterle ne söyleyebilirsiniz ki?” diyor eleştirmenler; arkadaşlarınız krep yiyip yemediğinize gerçekten aldırıyor mu?”
Ancak Williams ve Twitter‘ın b’nin gözdesi olmasının bir nedeni var. Twitter, düşünce, gözlem ve bilgi parçaları paylaşımında tercih edilen bir araç; ayrıca kullanıcıları arasında ünlüler de var, mesela Shaquille O’Neal 2008‘de Twitter kullanmaya başladı (http://twitter.com/THE_REAL_SHAQ). Daha da önemlisi, yatırımcı Roger Ehrenberg‘in kullandığı kelimelerle Twitter “olanak sağlayan bir platform” haline geldi; insanların kolaylıkla ve çabucak ortak bir ilgi alanı ya da konu çevresinde toparlanabileceği bir ortam. Bu, ani ve tahmin edilemez olaylar için bile geçerli. Teknolojiyle yakından ilgilenen yazar Robert Scoble, Mayıs’ta yaşanan Chengdu depreminden hemen sonra Çin‘den gelen haberleri düzenlemek için Twitter kullandı. Scoble‘ın iddiasına göre, CNN bu felaketten henüz bahsetmezken, kendisi olay yerinden aldığı haberleri neredeyse bir saattir okuyucularıyla paylaşıyordu.
Williams, daha en başından Twitter‘ı açık kaynak olarak sunmaya karar verdiği ve diğer yazılımcıların Twitter’ı temel alarak uygulama yazılımları geliştirmelerine izin verdiği için İnternet’te bir Twitter bazlı yaratıcılık seli yaşandı. Ehrenberg‘in yatırımlarından biri olan StockTwits, diğer yatırımcıların belirli bir şirket, yatırım fikri ya da borsa faaliyeti konusundaki düşüncelerinin finans fanatikleri tarafından duyulmasını sağlıyor. Aynı Chengdu depreminde olduğu gibi, bilgi gerçek zamanlı olarak iletiliyor; borsanın nereye gittiğini anlamaya çalışırken faydalı olacağı kesin.
2009 yılında StockTwits gibi daha dar kapsamlı eklentilerin çoğalması bekleniyor. Bunlar, insanların ilgi alanlarını paylaşım şekillerini tamamen değiştirecek. Williams‘ın bu sene karşılaşacağı zorluk, tüm bu hevesi ticari bir formüle dökmenin bir yolunu bulmak olacak. Söylenenlere bakılırsa, bu senenin başında Facebook‘un 500 milyon dolarlık önerisini reddetmiş; böyle cesur bir hamle yapması, 31 çalışanlı şirketle ilgili büyük planları olduğunu gösteriyor. Williams, yola reklam kampanyalarıyla devam etmeyeceğini, kazançlarının “ürün bazlı” olmasını istediğini söylüyor. Peki bu tam olarak ne demek? (bir tahmine göre, sunduğu hizmetin güvenli ve özel bir versiyonunu şirketlere satmaya başlayacak.)
4. Jason Kilar (Hulu)
Medya şirketleri İnternet’e görüntü ve ses koymaya zor bela alıştı. Bu ilişki çoğunlukla mahkemeler aracılığıyla çözüldü; Napster ve Grokster örneğinde olduğu gibi. Geçtiğimiz günlerde Viacom‘un YouTube‘a açtığı 1 milyar dolarlık “büyük çaplı ve kasıtlı telif hakkı tecavüzü” davası ise hala mahkemelik.
Tam da burada Hulu.com‘un genç yöneticisi Kilar devreye giriyor. Hulu‘nun yayın hayatı, NBC Universal ile News Corp.‘un ortak girişimiyle başladı. Her iki şirketin üst düzey yöneticileri, kanallarında gösterilen şovların ve filmlerin (yasal olmayan yollarla) gittikçe genişleyen çevrimiçi video dünyasına aktarılmasından bıktı. İnternet tabanlı videoya hücum akımının altında ezilmeden bu alana yatırım yapmak istiyorlardı. Amazon.com‘da üst düzey yönetici olan Kilar, bu girişime Haziran 2007′de katıldı. Kısa süre içerisinde bir mühendis takımı oluşturdu ve sadece dokuz ay içerisinde Hulu‘yu halka açtı.
Temiz ve kolay öğrenilen bir arabirimi olan Hulu‘nun tasarım prensiplerinden birini, “annemin en fazla 15 saniyede kullanmayı öğrenmesi gerekir” diye özetliyor Kilar. İçerisinde “30 Rock” ve “Family Guy” gibi popüler şovların olduğu, hızla uzayan listesiyle ziyaretçilerine yasal video erişimi sağlayan Hulu, kullanıcılar arasında çok tutuldu. Ancak Kilar‘ın esas başarısı, bir zamanlar avukatlarını YouTube‘un üzerine salan medya yöneticilerini vahşi İnternet ortamına alıştırarak en başarılı şovlarını çevrimiçi yapmalarını sağlamak oldu. Önemli olan para: bütün işi Hulu yapıyor olsa da şovları yaratan stüdyo reklam gelirinden en büyük payı alıyor.
Hulu ilk ortaya çıktığında “YouTube‘un sonunu getiren site” olacağı düşünülüyordu ama her ikisi de video sitesi olduğu halde odakları birbirinden o kadar farklı ki ikisinin birbirine rakip olduğunu düşünmek bile zor. İkisi arasından YouTube açık farkla daha popüler. YouTube Ekim ayında 5 milyar video gösterimi yaparken Hulu bunun ancak yirmide birine ulaşabilmiş. YouTube kendi nişini, CBS News ve Associated Press gibi yayımcıların dağıtım kolu görevini üstlenerek bulmuş oldu; bu şirketler sitedeki videolarının kullanıcılar tarafından üretilen amatör içerikle birleşmesini istiyor. Hulu‘daki tüm şovlar profesyonel olarak hazırlanıyor.
Reklamcılar ikincisini tercih ediyor. Şirketlerin hiçbiri kazançlarını bildirmese de analistler Hulu’nun bu sene YouTube’dan daha çok para kazanacağını düşünüyor. Google‘un sahip olduğu YouTube, ana şirketini zengin eden reklam stratejisini kullanarak kar etmekte zorlanıyor. Google‘un reklam stratejisi, ilgili içeriğin yanına yerleştirilen ve görece pek dikkat çekmeyen yazı ve manşet reklamlarından oluşuyor. Öte yandan, Hulu‘nun videoları, uzun reklam kuşakları ve diğer sinir bozucu ama kazançlı reklam türlerine alışık bir izleyici kitlesini kendine çekiyor. Bu da Hulu’yu, hala büyüme sancıları çeken çevrimiçi reklam dünyasında ön plana çıkarıyor. Kilar, çevrimiçi reklamcılığın bir ceza haline gelmemesini amaçlıyor. Bu yüzden Hulu sürekli yeni reklam biçimleri deniyor. Daha şimdiden izleyiciler, sevdikleri ya da beğenmedikleri reklamlara oy verebiliyor, geleneksel bir reklam yerine film fragmanı seyredebiliyor ya da birkaç kısa reklam yerine tek bir uzun reklam seçebiliyor. Hulu‘nun kendi bünyesindeki yaratıcı ekip, reklamcılarla birlikte çalışarak birkaç parçaya bölünebilecek şekilde hazırlanan ve bir hikaye anlatan eğlendirici reklamlar yaratıyor. Internet’i medya baronlarına kabul ettirebilen Kilar gerçekten imkansız gibi görünebilen bir şeyi daha başarabilir: Reklamları izleyicilere kabul ettirmek.
5. Sheryl Sandberg (Facebook)
Facebook‘un işletme müdürü başarıya alışık. Sandberg, Harvard Business School‘u bitirdikten sonra Larry Summers’ın yakın arkadaşı oldu. Summers o sıralar Başkan Bill Clinton yönetiminde maliye bakanıydı. Sandberg daha sonra Google‘da üst düzey yönetici olarak milyonlar kazandı; arama motoru devinin küresel reklam çalışmalarını bir düzene soktu. Bu senenin Mart ayında Facebook‘a gelişi bir darbe olarak nitelendirildi. Yapılan açıklamadan hemen sonra Google‘ın hisse senedi değeri neredeyse yüzde beş oranında düştü ve bu haberin Facebook‘un en sonunda “büyümeye başladığını” gösteren bir işaret olduğu düşünüldü.
Başarı onu Facebook’da da takip edecek mi? Sandberg’in gelişinden önce, şirket halkın göz önünde birtakım felaketler yaşamıştı. Bunlar arasından en önemlisi, Fandango ya da Digg gibi sitelerdeki aktivitelerinizi Facebook arkadaşlarınızla paylaşmanızı sağlayan Beacon adında bir reklamcılık icadına gösterilen tepkiydi. Kullanıcılar bunu mahremiyetlerine saygısızlık olarak algıladılar ve Facebook hemen kullanımı durdurdu.
Şirketin yeni gözdesi, Facebook Connect bundan çok daha hırslı. Bu projenin amacı, Facebook profilinizi çevrimiçi hayatınızın merkezi yapmak. Facebook Connect kullanarak Facebook kimliğinizle Hulu, Digg gibi siteler ve bazı popüler bloglara giriş yapabiliyorsunuz. Kullanıcılar gizlilik ayarlarını Facebook‘ta değiştirdikleri zaman Facebook Connect aracılığıyla bu değişiklikler en azından İnternet’in bir bölümüne bildiriliyor.
Partner siteler Facebook Connect‘i seviyor, çünkü böylece profilinize göz atma şansına sahip oluyor ve böylece ziyaretçileriyle ilgili daha çok bilgi edinebiliyorlar. Ayrıca, zahmetli yeni profil yaratma işlemleriyle uğraşmak zorunda olmayan yeni kullanıcıları kendilerine çekmek onlar için daha kolay olacak. Ama burada esas kazançlı olan taraf, kullanıcılarının Internet’te neler yaptığını öğrenecek olan Facebook. Bir yorumcunun da dediği gibi, “Facebook neredeyse İnternet’in kendisi olacak.” Tabii, Sandberg ve arkadaşları sizin hakkınızda ne kadar çok şey bilirse, uygun reklamlar size o kadar etkili bir biçimde ulaşabilir. Sandberg‘in başarılı olup olmayacağı işte burada anlaşılacak: Facebook, Google‘la başa baş giden bir reklam devi haline gelebilecek mi?