Bugün 13 Mart 2017 Pazartesi
  • İstanbul7 °C
  • Ankara6 °C
  • BIST
    89.611
    %0.68
  • Altın
    144,980
    %0.33
  • Dolar
    3,7394
    %-0.76
  • Euro
    3,9897
    %0.04
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Suna Kepolu Ataman siyasete adım attı
28 Mart 2015 Cumartesi 12:13

Suna Kepolu Ataman siyasete adım attı

Önce ağabeyini, ardından babasını kaybettikten sonra 30 bin nüfuslu Şeyhdoda aşiretinin başına geçen Suna Kepolu Ataman, bölgedeki tek kadın aşiret lideri. Şimdi de AK Parti'den aday adayı. Al Jazeera’den Abdülkadir Konuksever köyünde ziyaret ettiği Atama

Adalet Partisi ve Anavatan Partisi’nden üç dönem milletvekilliği yapan ve Şeyhdoda aşiretinin lideri olan Mahmut Kepolu’nun kızı Suna Kepolu Ataman önce ağabeyini ardından babasını kaybedince ailede erkek kalmadığı için aşiretin başına geçti. Kendisine karşı çıkanlar ve rakip olanlarla mücadele ederek oturduğu koltukta ‘hanımağa’ sıfatını da alan Ataman, Diyarbakır’ın Silvan ilçesinde 16 yıldan beri aşiretinin başında. Şimdi de AK Parti'den aday adayı.

Ataman aşiretin başına geçmesini, aşiret için yaptıklarını ve kendisini siyasete taşıyan nedenleri Al Jazeera Türk’e anlattı.

Suna Kepolu Ataman

Nasıl oldu aşiretin başına geçmeniz?
1987 yılında ağabeyimi, 1988 yılında da babamı kaybettik. Bir anlamda başsız kalmıştık. Ailede başka erkek yoktu. Bize bağlı olan köyler ve babamın dostlarını çağırdım. Bir yemekte buluştuk ve kararımı açıkladım. Sevincinden gözyaşı dökenler de oldu, kadın olduğum için karşı çıkanlar da... 

Sizden büyük ablalarınız da varken, siz nasıl geçtiniz aşiretin başına?
Benden büyük üç ablam var. Çok duyuyorum bu sorduğunuz şeyi, sadece 'kısmet' diyorum. Ablalarım da çok has insanlardır ama liderlik Allah’ın verdiği bir şey diyebilirim. Yüz tane okul da okusanız bazı şeyleri kazanamazsınız. 

Sizi kabullenmeleri zor mu oldu?
Bir yıl falan mücadele ettim, sonra kabul ettiler.‘Biz erkeğiz neden bir kadın’ diye itiraz edenler oldu. Bir yıl mücadele ettim onlarla.

Kimdi itiraz edenler?
Bize yakın olan insanlardı. Bir yıl sonra gelip, ‘kızım helâl olsun, sen haklısın ben haksızım, ben ne kadar sıkıntı çıkardıysam sen her zaman bana hürmet ettin, saygı gösterdin’ dedi. Ama zaten Suna’yı Suna yapan bunlardı. Bana zahmet çıkarmasalardı bu kadar başarılı olamazdım, olgunlaşamazdım.

Ne yaptınız aşiretiniz için?
Kız çocuklarıyla çok ilgilendim. Ben okula giderken tek kız öğrenciydim. Kızlar okula gönderilmezdi. En başta buna önayak oldum. Babaları ikna etmek için tek tek evlerine gidip rica ettim. Beni kırmadılar sağ olsunlar. Allahıma şükür şimdi herkes gönderiyor. Yine özellikle kadınların sağlık problemleriyle yakından ilgilendim, dertlerini dert edindim. Sonra kadınlar cemaatlerde benimle birlikte oturmaya başladılar.

Kadın olmanızın avantajı var mıydı?
Bizim toplumlarda kadınlar kolay kolay kırılmazlar. Kan davalarında barış için aracı olduğumda hiç kimse beni kırmadı. Kimin kapısını çaldıysam boş dönmedim.

İnsanımız kadınların değerini biliyorlar. Erkek olsaydım belki yine başarırdım ama çok uğraşırdım. Böyle pek çok davayı çözdük.

Aşiretin ileri gelenleri ile zaman zaman bir araya geliyor musunuz?
Rusıpi diyoruz biz, aksakallılar demek, zaman zaman bir araya geliyoruz.

Kadınlar da oluyor mu toplantılarınızda?
Evet zaman zaman olabiliyor. Ama genelde annemin olduğu tarafa geçip otururlar. Ama kadın olduğum için daha çok geliyorlar ve sıkıntılarını rahatça söylüyorlar. Muş’tan bile gelenler oluyor. Ben de özel bir ilgi gösteriyorum kadınlara. Babamdan kalan bir şeydir, bu evin kapısına gelen kim olursa olsun boş dönmez. Babamın değişmez duasıydı, ‘Allahım bana verdiğini ben muhtaçlara vermiyorsam benden al.’ Biri yardım isterse yapmak zorundasınız.

Siz ziyaretlere gittiğinizde kimlerle oturuyorsunuz?
Erkeklerle oturuyorum genelde.

Taziyelerde?
Erkek tarafında oturuyorum. Ama kadın tarafına da geçip taziyelerimi sunuyorum.

Aşiretiniz kaç kişi? Nasıl bir yapılanması var?
Bir kere şunu açıklığa kavuşturalım. Aşiret deyince klasik tarzda bir aşiretten bahsetmiyorum. Demokrat bir aileyiz. Ben de demokrat bir aşiret lideriyim. İşleyişi anlatayım önce. Herkes kendi köyündedir. Herkesin kendisine göre arazisi ve işleri vardır. Dünya gailesi, bazen sıkıntıya giriyorlar, kavgalar oluyor, şu oluyor, bu oluyor. O durumlarda bir aile gibi sahip çıkıyoruz ve dayanışma içinde sorunları çözüyoruz. Yoksa ekmeğini, suyunu ben veriyorum gibi bir durum söz konusu değil. Ama ihtiyacı olduğunda da koşuyorum, sahip çıkıyorum. Yanlış bir yola girdiklerinde de çağırıp konuşuyorum ve uyarıyorum. Şeyhdoda olarak 25 köy ve 30 binin üzerinde bir nüfustan bahsediyoruz.

Size ait araziler?
12-13 bin dönüm kadar.

Eşiniz Trabzon’lu ve bölgeden de aşiretten de değil. Karşı çıkanlar oldu mu?
Oldu. Evlenirsem aşiretten uzaklaşırım mantığı vardı. Ne kadar güvence versem de ‘yok evlenirse gider, bir daha gelmez’ diyorlardı. Ama uzaklaşmadım, hâlâ buradayım. Eşimi sevip sayarlar, aileden görürler. Ne o burada bir sıkıntı görüyor Türk olarak, ne de ben Trabzon’da sıkıntı görüyorum Kürt olarak. Şu an devam eden bu barış sürecine model gibiyiz. Soy babadan geçiyor, ben Kürt'üm ama çocuğum Türkmen.  Bunu evimizde yaşıyoruz neden sokaklarda yaşamayalım.

Trabzon’da böyle bir şeyle karşılaştınız mı?
Hayır, asla. Ne gördüm ne hissettim. Bizim bölgede nasıl aşırı uçlar varsa Trabzon’da da mutlaka vardır. Ama ben hiç görmedim. Benden sonra Karadeniz ile kız alıp verme çok oldu. Bizim bir köylü iki kızını birden Karadeniz’e gelin verdi. Çok memnun.

Aşiretten ve sorumluluklardan yorulduğunuz oluyor mu? Tercih eder miydiniz başka bir yerde sıradan bir kadın olarak yaşamayı?
Sıkılırdım, yapamazdım sanırım. Ben çok seviyorum burayı. İnsanını seviyorum ve toprağın içinde olmayı seviyorum. Başkalarına kötü kokabilir ama ben tarlada çalışan insanın terini güzel bulurum. Çünkü emeğin kokusudur. Ben tarladayım sürekli, çalışanlarla beraber çalışır, aynı kaptan yemeğimi yerim. Parmaklarım ojeli, her gün kuaförde olacağım bir hayat yaşayamazdım. Bana göre hayat bu değil.

Babanız varlıklı biriydi; topraklarınız, köyleriniz var, bu güç sizi nasıl etkiledi?
İnatçıyımdır. Asla kimseye kibirle, üstten bakmadım. Ne ben ne ailemde yoktur kibir. Ben evden çok tarlada çalışanlarla birlikte olurdum. Kimsenin gücü yetmezdi bana. Koşar, atlar, erkeklerle kavga eder, yüzmeye Batman Çayı'na giderdim. Erkek gibi yetiştim. Babam zaten milletvekili olduğu için Ankara’daydı sürekli. Annem de başa çıkamazdı benimle.

"Aday olmamın nedeni çözüm süreci"
Bir yandan da siyasetle iç içesiniz...
1999 yılından 2007’ye kadar Doğru Yol Partisi Silvan İlçe Başkanlığı yaptım. 2007’de siyasetten ayrıldım. 2008’de evlendim, 2009’da da anne oldum. Evlenecektim, yorgunluk da vardı, ara verdim. Eşim de Demokrat Parti’de Genel Sekreter Yardımcısı'ydı. Bu vesileyle tanıştık.

Şimdi yeniden siyasete giriyorsunuz. Neden?
Aday olmamın nedeni çözüm süreci. Çünkü biz bu süreci kendi evimizde yaşadık. Neden sokaklarda yaşamayalım? Neden halk tabanına indirmeyelim? Beni hem heyecanlandıran hem de siyasete girmeme vesile olan itici güç bu. Ailem de istedi, eşim de destek verdi. Bizim aile olarak maddi manevi hiçbir şeye ihtiyacımız yok. Koltuk derseniz babamın koltuğunda oturuyorum ve benim için en kıymetlisi bu. Aşiretimiz de istedi elbette ve destek veriyorlar.

Leyla Zana ile akrabaymışsınız?
Annemin amcasının torunudur. Zaman zaman bir araya geliyoruz. Leyla Hanım'ın babasıyla benim babam kardeş gibiydiler. İnanıyorum, seçilirse o da bu süreç için hizmet verecektir. Çünkü kendisi de çok çekmiş biridir.

Leyla Zana HDP’den aday, sizin AK Parti’den. Adaylığınıza itirazı oldu mu?
Hayır kesinlikle. Ancak birbirimize ‘hayırlı olsun’ deriz.

Milletvekili olduğunuz takdirde neler yapmak istersiniz?
Bölgeme ve ülkeme hizmet etmek istiyorum. Bakın Trabzonlu bir annenin oğlu askerde, Silvan’lı annenin de dağda. Bu sorunun artık sona ermesi ve bu oğulların karşı karşıya gelmemesi lazım. Otuz yıldır bu kan dökülüyor ve bir Kürt olarak artık dayanacak takatim kalmadı. Ben Kürt'üm ama oğlum Türk. Kalkıp atacak mıyım? Beni oğlumdan ayırabilirler mi? Benim de yapmak istediğim bu, artık birbirimizden ayrılmayalım ve bunu arzulayanlara müsaade etmeyelim.

Aday gösterilmezseniz?
Asla. Ne gönül koyarım, ne küskünlük olur, ne de mücadelemi bırakırım. Bizim dostluğumuz ölene kadardır.

Kaynak: Al Jazeera

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Tüm Hakları Saklıdır © 2015 Patron Türk | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : / Faks : | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA