Bugün 13 Mart 2017 Pazartesi
  • İstanbul7 °C
  • Ankara6 °C
  • BIST
    89.611
    %0.68
  • Altın
    144,980
    %0.33
  • Dolar
    3,7394
    %-0.76
  • Euro
    3,9897
    %0.04
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Standard Oil Company hikayesi
01 Mart 2015 Pazar 16:53

Standard Oil Company hikayesi

Dünyanın en ünlü zenginleri arasında olan ABD’li Rockefeller ailesi ve Standard Oil Company hikayesi..

Eski bir ilaç satıcısı olan John D. Rockefeller, 1800’lerin son çeyreğinde petrol işine girer ve işlerini inanılmaz bir hızla büyütür…

Standard Oil Company Rockefeller1870`e gelindiğinde, rakiplerinin çoğunu gizlice satın almış %27’sine bizzat sahip olduğu, o zamanlar Amerikan Petrolü'nün %10`undan fazlasını üreten “Standard Oil Company” adında bir şirket kurmuştur.

Petrol endüstrisinin “Üreticiler” ve “Rafinericiler” olarak iki büyük gruba ayrıldığı o günlerde, “Merkezi Rafinericiler Birliği” Başkanı olan Rockefeller yaptığı manevralar ile sektörde kontrolün tamamen Rafinericilerin elinde geçmesini sağlayarak, 1883'de, kıtanın tamamında tek söz sahibi olan “Standart Oil Tekeli“ni oluşturmuştur.

1885`e gelindiğinde, Standard Oil, pek çok devletten fazla geliri olan, federal ve federe politikacılara düzenli olarak rüşvet dağıtan, gelirinin %70`den fazlasını kıtalararası ticaretten elde eden ve sahip olduğu devasa gelir sayesinde kendi istihbarat teşkilatını kurarak rakipleri, devlet başkanları ve hedef pazarları hakkında bilgi edinen “Devlet içinde devlet” haline gelmişti.

Rakiplerine, hatta gerektiğinde kendi çalışanlarına ve ortaklarına karşı uyguladığı acımasız yöntemlerle tepki çeken tekel oluşumu, ilk darbeyi 1890`da Tekel karşıtı “Sherman Yasası” olarak adlandırılan yasa ile almasına rağmen, güçlü nüfuzu sayesinde uzun süre bu yasanın uygulanmasını engelledi.

Theodore Roosevelt döneminde, 1907`de, özel savcı Frank Kellogg Standard Oil`in, o zamanın şartlarında inanılmaz bir rakam olan milyar dolar üzeri karları ile, Sherman Yasası uyarınca tekel oluşturduğuna dair bir rapor hazırladı ve 1911`de Amerikan Yüksek Mahkemesi Standart Oil Tekeli`nin dağıtılmasına karar verdi.

Yedi kızkardeşler“, üçü Standard Oil`in dağılması sonucu ortaya çıkan 7 büyük petrol şirketi için italyan devlet adamı Enrico Mattei`nin kullandığı ve popülerleşen bir deyimdir. Özellikle 1980 öncesi dönemde bu 7 şirketin kendi özel istihbarat ağlarını kurdukları, politikacı satın aldıkları, dünyanın her yerinde kendi özel savaşlarını çıkartarak darbeler düzenledikleri kitapların, filmlerin, dergilerin vazgeçilmez konularındandı.

Söz konusu yedi şirketin zamanla isim değişikleri ve birleşmeleri bile Tekel`in dağıtılmasının ne oranda başarılı olduğu hakkında bize büyük ipuçları veriyor:

1. Standard Oil of New Jersey(Esso): Sonradan Mobil ile birleşerek ExxonMobil adını aldı

2. Royal Dutch SHELL

3. Anglo-Persian Oil Company(Şu anda BP olarak tanınıyor)

4. Standard Oil Co. of New York(“Socony”). (Sonradan Exxon ile birleşek ExxonMobil oldu)

5. Standard Oil of California(“Socal”).(Sonradan Chevron adını aldı ve Texaco ile birleşerek ChevronTexaco`ya dönüştü. Daha sonra `Texaco` ekini terkederek Chevron adını tekrar kullanmaya başladı)

6. Gulf Oil(1985`de büyük oranda Chevron tarafından satın alındı)

7. Texaco (2001`de Chevron ile birleşti)

Yukarda bahsi geçen satın alma olursa, yani ExxonMobil Shell`i satın alırsa, bu sadece ekonomi alanında değil, dünya politikası alanında da değişiklere yol açacaktır.

Bu arada, önemli bir detayı atlamayalım: Amerikan Council on Foreign Relations ve Trilateral Comission oluşumları Rockefeller ailesinin liderliği ve himayesinde yaşayan oluşumlardır.

Türkiye`de masonluğun ikiye ayrılmasında pay sahibi en büyük iki aktörün, o dönemin başbakanı Süleyman Demirel ile bu şirketlerden birinin Türkiye Tepe Yöneticisi olduğunu da eklersek, resim biraz daha netleşir.

Sadece petrol fiyatında yaşanan büyük düşüşün bile, başta Rusya olmak üzre pek çok ülkenin sesini kısmaya yetmesi göz önünde bulundurulduğunda, “enerji”nin yeni dönemde Amerikan dış politikasının sac ayaklarından birini oluşturacağını varsayabileceğimizi düşünüyoruz.

Amerika ilginç bir yapı. Bizde Merhum Turgut Özal`ın “İki buçuk parti” söylemi ile popülarize edilen, iki güçlü partinin egemenliğinde bir siyasal sisteme sahip.

Cumhuriyetçiler: Dünya genelinde Amerika`nın hegemonik bir güç olmasını savunan, şiddete başvurmaktan asla çekinmeyen, ekonomik refahtan çok “Amerikan Hegemonyası”nı önceleyen, politik anlamda “Amerikan Ulusalcıları” olarak da vülgarize edilebilecek siyasal parti. Bu siyasal akımın ekonomik destekçileri arasında silah sanayii ve petrol endüstrisi dikkat çeker. Ekonomik destekçileri, uluslararası alanda iş yapsa da, “Önce Amerikalıyız” anlayışını güden şirketlerdir.

Demokratlar: Daha içe kapanmacı, “Önce Amerikan Halkı`nın ekonomik refahı” diyen, “demokratik” anlayışı öne çıkartan siyasal parti. Genelde, ancak barış zamanında, belirli bir refah düzeyine ulaşıldıktan sonra para kazanabilen, bilgi işlem ve finans sektöründeki ekonomik yapılar tarafından desteklenirler. Bu tip şirketler, genelde, “Rusya`da Rus, Fransa`da Fransız, Amerika`da Amerikalıyız” anlayışında olan çok uluslu yapılardır. Zira, gelirlerinin asıl sebebi, iş yaptıkları ülkelerdeki refah ve demokrasi düzeyinin yüksek oluşudur.

Demokratların siyasi iktidarı elinde bulundurduğu fakat, demokrat bir yaşam tarzı ve refah sayesinde para kazanan bilişim ve finans şirketlerinin aksine, kargaşa, savaş ve darbe meraklısı petrol ve silah şirketlerinin başını çektiği ekonomik elitin güdümündeki bir Amerika ile önümüzdeki dönemde Dünya nasıl bir hal alacak?

Bush Yönetimi döneminde ekonomik anlamda semirtilen bu devasa tekellerin politik etkileri nelere yol açacak?

Kendi içinde demokrat mesajlar ve imgelerle halkını uyutan Amerika, nerelerde hangi halkları birbirine kırdırmaya devam edecek?

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Tüm Hakları Saklıdır © 2015 Patron Türk | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : / Faks : | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA