Bugün 13 Mart 2017 Pazartesi
  • İstanbul7 °C
  • Ankara6 °C
  • BIST
    89.611
    %0.68
  • Altın
    144,980
    %0.33
  • Dolar
    3,7394
    %-0.76
  • Euro
    3,9897
    %0.04
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Küresel ekonominin geleceğine ilişkin üç senaryo
12 Temmuz 2016 Salı 04:13

Küresel ekonominin geleceğine ilişkin üç senaryo

Küresel ekonominin geleceğine ilişkin üç senaryo var: Güçlü canlanma, yönetilebilen durgunluğa devam, tüm krizlerin anası.

Yüksek borç, deflasyon, yavaş büyüme gibi Büyük Buhran'dakilerin benzeri yanlış politikaların sürdürülemeyeceği uyarıları artıyor. Buna bir de Brexit ile başlayan ekonomik milliyetçilik eklendi. Küresel ekonominin geleceğine ilişkin üç senaryo var: Güçlü canlanma, yönetilebilen durgunluğa devam, tüm krizlerin anası.

"Politikacılar Büyük Buhran'ın sürmesine neden olan hataları tekrarlıyorlar. Mevcut ekonomik ortam 1930'larla kayda değer benzerlikler taşıyor. Yüksek borç, deflasyon, yavaş büyüme ve düşük getiriler yanlış ekonomik politikaların başlıcaları..." Bu sözler yatırım bankası Morgan Stanley'in baş ekonomistlerinden Chetan Ahya'ya ait.

Küresel ekonominin geleceği ile ilgili karamsarlık artıyor. Ünlü spekülatör George Soros uzun aradan sonra yatırım dünyasına dönüş yaparak küresel piyasalarda satıcı olduğunu ve altın pozisyonuna girdiğini açıkladı. Servetinin büyük bölümünü olumsuz piyasa koşullarında aldığı ve büyük çoğunluğu da isabetli çıkan "ayı" pozisyonları ile yapan Soros, bu sefer küresel finansal kriz beklentisinde.

Soros özellikle Çin ve Avrupa Birliği'nin geleceği konusunda karam sar. Çin'in sermaye kaçışından olumsuz etkileneceğini, rezervlerindeki erimenin yanında siyasi çekişmelerin bu finansal sorunlarla baş edilmesini güçleştireceğini savunuyor. Çin'deki sorunların küresel ekonomideki deflasyonist baskıyı artıracağı ve ABD ile diğer büyük ekonomilerde düşen ücretler ve fiyatlara dayalı hasar verici döngüye dönüşeceğini vurguluyor.

Soros Brexit öncesinde Guardian gazetesine yazdığı yazıda da Britanya'nın AB'den ayrılması durumunda bu ülkenin büyük ve yıkıcı bir devalüasyonla karşı karşıya olduğunu da söylemişti. Soros göçmen krizi yüzünden AB'nin dağılacağına dikkat çekip "Eğer Brexit olursa bu domino etkisi yapabilir" uyarısında bulunmuştu. Soros bundan tam 24 yıl önce yine Britanya'daki gelişmelere yönelik yatırım yapmış ve 1 milyar dolar kazanmıştı.

Bunlar biraz karamsar gelebilir. Ancak dünya ekonomisinin geleceğine ilişkin üç senaryodan söz ediliyor. Kısaca şöyle: 1- Bazı umut ışıkları çerçevesinde güçlü bir canlanma... 2- Kontrol edilebilir bir durgunluk. Zayıf büyüme, düşük enflasyon, yüksek borç: Aynı günümüz gibi... 3- En kötüsü: Bütün krizlerin anası geliyor olabilir. Sistemde büyük arızalar var ve kriz 2008'den daha da hasarlı olabilir. Senaryoların ayrıntısına girelim:

YENİDEN DİRİLİŞ: Küresel ekonominin ABD'nin öncülüğünde, Avrupa'nın da gerekli iç transferleri ve mali dengeyi sağlamasıyla güçlü bir canlanma yoluna girmesi. Topluluk Brexit'i de uyumlu müzakere süreci sonunda fazla hasar almadan atlatacak. Japon ekonomisini Başbakan Abe'nin ekonomi politikalarının canlandırması ve Çin'in borçların finanse edildiği yatırım ekonomisinden tüketime geçmesi iyice ivme kazandıracak. Diğer gelişmekte olan ekonomiler de gerekli yapısal reformları yaparak istikrara kavuşacak. Büyüme ve artan enflasyon borç yükünü azaltırken parasal politikalar kademeli olarak normalleşecek. Ülkeler arasında yıkıcı bir ekonomik savaştan çok güçlü uluslararası politika işbirliği öne çıkacak.

Çok olumlu ancak gerçekleşmesi de bir o kadar zor bir senaryo. Çünkü yıllardır uygulanan mevcut politikaların canlanmaya yol açmadığı gibi verimsiz olduğu da ortaya çıktı. Talepte eksiklik,

üretkenlikte yavaş artış, yenilik ve kaynak sıkıntısı, çevresel faktörler ve artan eşitsizlik büyümeyi sınırlarken aşırı kapasite, teknolojik gelişmeler, para birimlerinin değer kaybı ve fiyatlandırma gücünün eksikliği enflasyonu düşük tutuyor.

YENİ NORMALE DEVAM: Bu senaryo "yönetilebilen durgunluk" olarak özetlenebilir. Ya da Japonya benzeri yıllar süren bir hareketsizlik. Ekonomik büyüme zayıf ve dalgalı, enflasyon düşük, borç seviyeleri yüksek ve artışta. Ticaret ve sermaye hareketleri ise yavaşlıyor. Ekonomiyi hızlandırma paketlerine devam, arada bir daha da kötüyü önlemek için parasal genişleme programları uygulamaya konulur. Ancak sonunda büyük bir düzeltme kaçınılmaz hale gelir.

BÜTÜN KRİZLERİN ANASI: Finansal sistemdeki aksaklıklar ülkeleri, şirketleri ve bireyleri borçlarını ödeyemez hale getirir. Temerrüde düşmeler bankacılık sistemindeki sorunları büyütür, büyük likidite sıkıntısı başlar ve sorun reel ekonomiye yansır. İstihdam tüketim ve yatırımlardaki düşüş büyük krizin fitilini ateşler. Tasarrufların güvenliği ile ilgili endişeler ülkelerden, bankalardan ve yatırım araçlarından sermaye kaçışı başlatır. AB'den ayrılma referandumları Fransa ve Hollanda gibi ülkelere de sıçrar, Birlik dağılma sürecine girer. Ekonomik milliyetçilik artar, ticaret duvarları yükselir. Sorunlar küreselleşir hem gelişmiş hem de gelişen ülkelerde piyasalar altüst oluş sürecine girer. 2008 krizinin de çözümlenmeyerek ertelenmiş yapısal sorunların yansıması olarak değerlendiriliyor.

'Yeni Normal'in sonu mu?

Bir yanda negatif faiz, deflasyon gibi sürdürülemez ekonomi politikaları, diğer yanda yatırım ve üretkenlikte düşüş gibi krize yol açacak reel ekonomi gerçekleri. Ve son olarak da Britanya'nın AB'ye elveda demesi, AB'ye olumsuz bakan diğer üyelerin "sıraya girmesi..." Gerçi "Bu tür uyanlar yıllardır yapılıyor, IMF, OECD, Dünya Bankası sürekli olarak yavaş büyümeye önlem çağrısı yapıyor. Küresel ekonomi de kontrol edilebilir durgunluk içinde yaşamını sürdürüyor" denilebilir. Evet ekonomik büyümedeki uyuşukluk "yeni normal" haline geldi. Ancak bunun da bir sonu var.

Küresel finansal sistemin şimdiye dek 2008 benzeri bir krize girmemesinin en önemli nedeni, ABD Hükümeti'nin bankaları kurtarması, Fed'in başlattığı program ile ultra düşük faiz oranları ve finansal sisteme 4 trilyon dolar pompalanmasına neden olan parasal genişleme olarak özetlenebilir. Fed'in parasal genişleme politikasını, Japonya, İngiltere ve Avrupa merkez bankası da kendi yöntemleriyle uyguladı. Ve son olarak da Çin yarım trilyon dolarlık ekonomiyi hızlandırma paketi başlattı.

Ancak parasal genişleme politikaları reel ekonomik büyümeye itici güç olmaktan çok bir başka finansal balon yarattı. Avrupa'da yatırım seviyeleri ve reel büyüme kriz öncesi durumuna dönemedi. Sağlıklı küresel ekonominin ana göstergelerinden dünya ticaretindeki büyüme belirgin bir biçimde zayıflarken, reel ücretlerde artış donuklaştı. Diğer yandan parasal genişlemenin yarattığı spekülatif balonun etkisiyle sosyal eşitsizlik arttı.

ABD ekonomisi yılın ilk çeyreğinde son iki yılın en düşüğü olan yıllık yüzde 0,5 büyüme gösterirken tüketim, iç yatırımlar ve ihracattaki düşüş de moral bozucu oldu. Son olarak IMF 2016 büyüme tahminini yüzde 2,2'ye düşürdü. Mayıs ayı işsizlik verileri de hayal kırıklığı yarattı ve son beş yılın en kötüsü oldu. Mayıs ayında sadece 38 bin yeni iş yaratan ABD ekonomisinin sağlıklı seyrini sürdürebilmesi için bu rakamın ayda 150 bin ve üstü olması gerekiyor. Fed'in haziran ortasındaki toplantısında faiz artırımından kaçınmasının nedeni de işte bu tablo. Tabii artık Britanya'nın AB'den çıkma kararı almasıyla faiz artırımı kararı en azından 2016 için rafa kalkmış gibi gözüküyor.

Başkan Janet Yellen, Fed'in faiz oranını sabit tutma kararı aldığı FOMC toplantısından sonra kararın son dönemde karışık bir tablo çizen verilere tedbirli yaklaşımı yansıttığını belirtiyor.

Küresel ekonominin ikinci büyüğü Çin ise dünya ekonomisinin kurtarıcısı olduğu dönemleri mumla arıyor. Çift basamaklı oranlardan, yılın ilk çeyreği itibarıyla yüzde 6,7 büyümeye geçerek vites düşüren Çin'in esas büyük derdi yüksek borç seviyeleri. Borçların gayrisafi yurtiçi hasılaya oranının yüzde 237'ye çıkması, bu durumun sürdürülemez olduğu uyarılarını da beraberinde getiriyor.

Dünyanın üçüncü büyük ulusal ekonomisi Japonya ise ocak ayı sonundan bu yana negatif faiz politikası uyguluyor. Bu şekilde; enflasyonda canlanma ve yenin değer kaybetmesi ile Japon şirketlerinin küresel pazarlarda rekabetçi pozisyonunda olumlu gelişmeler bekleniyordu. Ancak tam tersi oldu, küresel belirsizlik ortamında Japonya'yı "güvenli sığınak" olarak gören yatırımcılar sayesinde yılbaşından bu yana Japon Yeni yüzde 15 değer kazandı. Japon şirketleri ise yüksek yen nedeniyle kar beklentilerini revize ediyor.

NEGATİF FAİZİN ZARARI 24 MİLYAR DOLAR

Negatif faiz politikası halen küresel ekonominin dörtte birinde hakim durumda ve uzun vadeli devlet tahvillerine yatırım yapan sigorta şirketleri ve emeklilik fonlarını fazlasıyla olumsuz biçimde etkiliyor. Rating kuruluşu Fitch'in hesaplamalarına göre toplam 10 trilyon dolarlık negatif faizli devlet tahvili yatırımcılara yılda 24 milyar dolara mal oluyor ve sigorta şirketleri ile emeklilik fonları uzun vadeli yükümlülüklerini yerine getirmekte zorlanıyorlar. Fitch raporunda, emeklilik fonlarındaki açıkları "saatli bombaya" benzetti. Küresel ekonomik sistem, yapısı gereği ekonomik büyümeye dayalı; büyüme, talebe... Talep ise tüketim ve yatırım demek. Tüketim aşırıya kaçtığı ya da çok düştüğü zaman yatırımlar karlı hale gelmediğinden azalmaya başlıyor.

Yatırım olmadığı takdirde ise sistemin krize girmesi kaçınılmaz oluyor. Genellikle döngüsel bu krizler tüketim yeniden eski normal seviyesine döndüğünde sona eriyor. Üretim karlı olmadığında sermaye bir dönem finansal spekülasyona yöneliyor. Ancak bu uzun ömürlü değil, tüketim ve yatırım olmadığından kriz kaçınılmaz hale geliyor.

(Levent Gürses/Forbes Dergisi)

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Tüm Hakları Saklıdır © 2015 Patron Türk | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : / Faks : | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA