Küçük işler görünmeyen fırsatları başarıya dönüştürür!
“Küçük işler kriz dönemlerinde ortaya çıkar. Göz kamaştırıcı başarılar ancak kriz dönemlerinde yakalanır. Küçük işler görünmeyen fırsatları başarıya dönüştürür!” Siz de bu küçük işlerden birini seçerek kendi başarı öykünüzü yaratabilirsiniz…
Halk arasında yaygın bir kanı olan “Gıda işi zarar etmez” ifadesi aslında dayanağı olmayan bir önyargı değil, deneyime dayanan doğru bir tespit. Gerçekten de ‘gıda işi’ temel ihtiyaçların karşılanmasını sağlamakla kalmıyor, yarınların en popüler işini de temsil ediyor.
İşte girişimcisine zarar ettirmeyecek işler ve bu işlerde kar etmenin püf noktaları…
KURALLARA DİKKAT EDİN!
Artan nüfus, genç bireylerin popülasyon içindeki ağırlığı girişimlere olan ilgiyi daha da artırıyor. Amacımız, girişimcilerin ufkunu açmak ve onların esinlenmesini sağlamak. Araştırın, ölçün biçin ve işinizi kurun!
Aşağıdaki proje özetlerini inceledikten sonra bir girişimci adayı olarak, karar vermeden önce şunlara dikkat etmenizi öneriyoruz: Önce tüketici odaklı beklenti ve ihtiyaçları saptamaya çalışın. Yörenizde böyle bir girişim olası ihtiyaçları karşılayabilir mi? Üzerinde karar kıldığınız iş moda haline dönüşecek kalitede mi? Makine teçhizat ve diğer teknolojik unsurların tedariki kolay mı? (Özellikle yurtiçi kaynaklardan temin rahatlığı üzerinde durun.) Yapacağınız iş bir ilki temsil ediyorsa kesinlikle benzerleri ortaya çıkacaktır. Rekabeti göğüsleyebilecek hukuki ve teknik altyapıyı hazırlayabilecek misiniz? İşinizle ilgili proforma karlılık analizlerini yapabilecek durumda mısınız? (Eğer bu konuda yeterli teknik bilgiye sahip değilseniz uzman birinden yardım alabilirsiniz.)
Etrafınızda sizi yüreklendirecek ve girişiminize destek olacak birileri var mı? (En başta aileniz işin getirisine inanmalı.) İleriki dönemlerde işi daha da geliştirecek parasal güce sahip misiniz? (İşletmenin karlarıyla fon yaratma kabiliyetini bu işin tekniğini bilen birine ölçtürmenizde yarar var.)
En az üç yıllık bir bütçe hazırladınız mı? Karlılık oranınız -olası risk paylarını da hesaba katarak- ne düzeyde şekilleniyor? Yaptığınız işin yalnız ekonomik değil, sosyal ve kültürel taraflarını da analiz ettiniz mi? İleride işler büyüyünce patent haklarını güvence altına alacak altyapınız hazır mı? İşinizin zirve yaptığı dönemi beklemeden faaliyetinizi bir zincire dönüştürebilecek kadar kendinizi şanslı görüyor musunuz?
Önerilen projeler basit ve pratik olmakla birlikte düşündüğünüz takımı en iyi şekilde kurabileceğinize inanıyor musunuz?
Ve sonunda Amerikalı ünlü pazarlama uzmanı Martin L.Bell’in küçük işlerle ilgili söylediği şu sözleri de bir kenara kaydetmeyi unutmayın: “Küçük işler kriz dönemlerinde ortaya çıkar. Göz kamaştırıcı başarılar ancak kriz dönemlerinde yakalanır. Küçük işler görünmeyen fırsatları başarıya dönüştürür!”
Eğer tüm bunlara evet diyorsanız araştırmaya hemen başlayabilir, işinizle ilgili karar verme noktasına gelebilirsiniz. Size şimdiden üstün başarılar diliyoruz!
İşte her zaman kazandıracak projelere kısa bir bakış…
GEZGİNCİ YOL BOYU FIRINLARI
İster şehir içinde ister şehir dışında. Onlarca çeşit ekmek imalatıyla ünlenmiş yeni bir zincir kurmak elinizde. Üstelik kolaylığı da var: Son yıllarda moda olmaya başlayan ‘Trabzon Tipi Doğal Ekmek’ imalatını çeşitli boyutlarda yapabilir, bu işte uzmanlaşabilirsiniz.
İşin sırrı ürün yelpazesinde standart ekmeğe ve klasik hipermarket çeşitlerine yer verilmeyişi. Ekmekleri bir taraftan pişiriyor diğer taraftan satıyorsunuz. Mobil sistem böyle kurgulanmış. Yürüyen bir fırın bu!
Aykırılık ve orijinallikle isim yapmaya hazır olmalısınız. Bu sistemle sadık bir müşteri kitlesi yaratılacağı kesin. İmaj farklılığıyla da kendi pazarını kendi yaratacak bir iş. Heraraçta sadece iki kişi çalışıyor
İmalat mekanize edilmiş. Merkez imalathanede hazırlanan ürünler aracın derin dondurucusunda depolanıyor, araçta pişirilerek en taze şekliyle müşteriye sunuluyor.
Mobil fırının ismini Trabzon’la ilişkilendirmeniz şart. ‘Trabzon Fırınbüs’ örneğin! Büyükçe ‘sprinter’ türü bir aracın içini paslanmaz çelik tezgahlarla donatmanız kafi. En önemli yer ise otomatik sistemle çalışan fırın mekanizması. Kısacası farklılık ve buluşçulukta sınır yok! İsterseniz araçlarımerkezden takviyeli satış mekanı olarak da düşünebilirsiniz.
PİZZA KENARINDA MESAJLAR!

Söz hamur işlerinden açılmışken farklılık yaratan bir icadın devreye girdiğini de ifade edelim. Richard Ben Errera (Rich Errera) adlı iş bilir girişimci oturup düşünüyor… Kafası farklı çalışan Bay Errera birkaç yıl önce hayalindeki işi başarıyor. Öyle bir buluş yapıyor ki pizzacılar sıraya giriyor. Önce her işletmekendi reklamını yapıyor. Ve o kalın Amerikan pizzalarının kenarına sloganlar, kutlamalar, isimler derken reklam da konmaya başlıyor.
Tabii Bay Errera, işyerini yerel bir atölyeden dünya çapında lisans veren bir işletmeye dönüştürüyor…
Yüzlerce basın yayın organı ilgileniyor buluşuyla. Newsweek gibi dergiler, Sales&Marketing Management gibi periyodikler, CNN gibi televizyonlar bu buluştan günlerce övgüyle bahsediyor. Çoğu yazar ise geleceği görüp hayranlıklarını dile getiriyor. Buluşun en etkili özelliği reklam gücü!
Eğer Türkiye’ye bir temsilcilik vermediyse dağıtım haklarını almak için “www.gourmetImpression.com” adresiyle temasa geçmenizde yarar var.
DÜRÜM PİZZA OLUR MU?

Ne çatal gerekiyor ne tabak! Sokakta hem kola içip hem de pizza yemek mümkün. Sonunda Amerikan fast-food kültürü bunu da başardı! Bildiğimiz pizza, ortaçağda ilk Napoli’de ortayaçıktı. Özel hamuru, pişirilmesi, dilimlenmesi ve sofra ritüeliyle İtalyan beslenme kültürüne zamanla damgasını vurdu.
Her pizza diliminin üzerine sızma zeytinyağı gezdirilmesinden çeşidine göre kekik serpilmesine dek birçok merasim bugün İtalya’da hala uygulanıyor.
İtalyanların deyimiyle pizza, bir “tavola caldo” (sıcak masa) simgesi ve yine sıcak bir restoran başyemeği olarak anılıyor.
Buna rağmen pizzayı ketçap ve mayonezle katleden alışkanlıklar 1950′lerden sonra Amerika’da ortaya çıktı. 1905 yılında İtalyan göçmeni Gennaro Lombardi New York’ta ilk”Pizzeria”yı kurdu. Lombardi’nin tüm hayali, İtalya’daki incecik pizzaları Amerika’da üretmek ve ticari hale getirmekti. Temel malzemesi özel hamur, domates püresi, mozzarella peyniri olan pizzalar, İtalyan tipi sosis ve pepperoni ile lezzetlendirilince bu yeni beslenme trendi bir anda Amerika’yı sardı.
Şimdi biraz da Ortadoğu kültüründen esinlenerek pizzayı ‘rulo’ haline getirmek moda oldu. Bizde buna ‘dürüm’ adı veriliyor. Eğer değişimi hedefleyen bir girişimciyseniz ‘dürüm pizza’ sizin için bir çıkış noktası olabilir. Klasik pizzacılar bir tarafa, dürüm pizzacılar bir tarafa! Time dergisi bile bunu konu yaptı. Amerika’da Latin kökenlilerden sonra her yere yayılan moda şimdilik bu.
EV YAPIMI BİSKÜVİ

Bir Amerikan vatandaşı hayatı boyunca 40 bin adet bisküvi tüketiyor. Pazarın büyüklüğü 7.5 milyar dolar civarında…
Avrupa’da da aşırı bisküvi merakı var. Amerikalılar endüstriyel olarak üretilen tüm bisküvi çeşitlerine ‘cookies’ adını veriyor. Krakerler, kaplamalı ve dolgulu ürünler ile bizim ‘kurabiye’ adını taktığımız çeşitler hep bu sınıfın içinde. Amerika’da pazar birkaç marka etrafında şekillenmiş. ‘Oligopol’ denebilecek bir piyasa var. Lider ‘Nabisco’ yüzde 45′le en büyük payı alıyor. Ünlü Kraft Foods’la birlikte 2001′de Philip Morris şemsiyesi altına giren bir bisküvi devi
Nabisco’nun hemen arkasından ‘Keebler’ geliyor. Kelloggs’un bisküvi markası olan Keebler, yüzde 25 civarında pazar payına sahip. Üçüncü sırada mükemmel çeşitleri ve yüzde 12′lik pazar payıyla ‘Pepperidge Farm’ var. İşin ilginç yanı, dördüncü sırada yüzde 10′luk pazar payıyla ‘private label’ ve fason markaların yer alması…
En popüler markalar ise kakaolu sandviç bisküvi formunu koruyan ‘Nabisco’nun ünlü ‘Oreo’su ile doğal katkılarıyla öne çıkan ‘Chips Ahoy’u…
Üçüncü sırada ‘Keebler’in ‘Chips Deluxe’u var. Ve dördüncü sıraya yine Nabisco’nun dolgulu bisküvileri ‘Newtons’lar oturmuş. Top 5′in son sırasını Keebler’in ‘Fudge Shoppe’u oluşturuyor. Amerika’da manzara böyle…
KENDİN PİŞİR KENDİN YE

Önce dev bir metal ‘sac’ düşünün. Kimisi buna ‘tandır sacı’ diyor. Dairesel sacın çapı en az 5 metre. Altında tam merkez noktasında bir ocak var. Çok iyi yalıtılmış. Etrafında yüksekçe tabureler üzerinde yine dairesel olarak sıra sıra dizilmişmüşteriler oturuyor.
Dünyada yükselen ‘grill fast-food’ modasıyla karşı karşıyayız! Şu sıralar Amerika ve Avrupa’da bir ‘mongolian grill’ modası başladı. Ancak burada önereceğimiz proje daha çok güney illerimizde yayılan ve adına ‘tantuni’ denilen kavurma kebabın açık büfe şekli.
Önce Araplara özgü lezzet çağrışımları yapan tantuninin nasıl bir şey olduğunu anımsayalım: Seçilmiş etlerin belli bölümleri paçal edilerek kuşbaşı doğranıyor. Bu doğrama şekli aslında ‘kuşgözü’ diyebileceğimiz küçüklükte oldukça meşakkatli bir iş. Sinirlerinden arındırılan et uzun bir süre kendi suyuyla haşlanıyor. Haşlama safhasının odunla kızdırılmış özel bir fırında yapılması işin inceliklerinden. Sonra sıra tümüyle suyu çekene kadar etin düşük sıcaklıkta dinlendirilmesine geliyor. Ete bir miktar ‘uykuluk’ ekleniyor. Bu işlem jelleşmeyi ve kavrulma aşamasında etin özgün lezzetini sağlıyor. İşin asıl püf noktası ise, çok az kuyruk yağı konarak yapılan buğu etkisiyle kavurma işleminde.
Dinlendirilmiş et, içbükey kızgın bir sac üzerine yayılarak tamamen kendi buğusuyla ve sebze katkılarıyla yeniden pişiriliyor. Bu pratik kebap Hintçe ‘tandoori’ ifadesinden esinlenip Arapça vurgusuyla ‘tantuni’ olmuş. Tantuni asıl ününü Mersin’in ünlü ustaları sayesinde kazanmış. Bu işin uzmanları kendi adlarına bu lezzeti tescil ettirmişler. Kısacası “tantuni” Mersin’den dünyaya yayılan yeni bir fast-food türü…
İster tantuni olsun ister bildiğimiz geleneksel sac kavurma işte bu yeni konseptin yeni şekli.
Dev sacın etrafındaki dairesel bölümde sadece bir aşçı var. Herkesin elinde tabaklar ve diledikleri kadar alıp orada tüketiyorlar. Banko bir masa kadar geniş! Üzerinde salata ve meşrubat servisi yapılmış. Tantuni ya da benzeri kebaptan tekrar almak serbest… Ta ki doyuncaya kadar! Tam anlamıyla oryantal bir fast-food türü bu. Daha samimi ve alışılmadık bir oturma düzeniyle ilgi çekecek bir uygulama. Ocakbaşı denilen sistemin daha değişik bir şekli.
Bunun minimalist şeklini ise Japonlar ‘Teppan Yaki’ dedikleri bir başka sistemle gerçekleştiriyorlar. Müşteriler yalıtılmış kızgın sacın etrafında oturuyor. Yapacağınız tek şey özel bir sac yaptırmak ve bunun etrafına müşteri bankosunu yerleştirmek. Sac, sürekli temiz tutulmalı; ‘vakum davlumbaz’ sistemiyle koku ve sıcaklık giderilmeli. Sacın etrafınarahatça 30 kişi oturabilmeli.
ANTEPFISTIĞI ENERJİ BARI
Buradaki ‘bar’ ifadesi yiyene anında zindelik ve güçveren ambalajlı şekerlemeleri kapsıyor. Henüz ‘enerji barı’ olarak piyasaya sürülmüş değil.
Antepfıstığının öyle bir ünü var ki neredeyse milli sembollerimizden biri haline gelmiş. Bu lezzet iyi tanıtılırsa dünyada en az Türk lokumu kadar ünlenecek. İşte ‘antepfıstığı eneri barı’ bunlardan biri olabilir! Aslında antepfıstığının dünyada bir benzeri yok. Diğer çeşitlere göre nispeten küçük ve gösterişsiz. Ama lezzeti harika! Rengi diğer çeşitlere göre daha uçuk. Özel yağ bileşenleri ise oldukça zengin. Sağlık açısından da öyle… Antepfıstığında 100′e yakın aromatik bileşik olduğu keşfedilip literatüre geçmiş.
Afrodizyak özelliği bir yana antepfıstığından yapılacak enerji barları lezzet açısından da diğerleri içinde hemen ayrışabilir. Çiçek balı veya özel karışımlarla enerji barı haline getirilecek bu yeni ürünün gençler arasında büyük pazar bulacağına şüphe yok.
Üstelik yapılan araştırmalar sonucu antepfıstığının anti kanserojen özellikler taşıdığına ilişkin güçlü kanıtlar var. Bu özelliği onu tüm yaş grupları için bir takviye haline getirebilir. Ufak bir yatırımla yalnız bu işi yapan bir markanın büyük ün kazanacağını söylemek herhalde kehanet olmasa gerek.
YENİ TREND YOĞURT DONDURMASI!
Yoğurttan dondurma yapma fikri ilginç bir buluş. Yoğurt dondurması estetik, sağlık ve lezzet açısından mükemmel bir ürün. Biyoteknolojik olanaklar günümüzde başka türden maya ve bazı katkıların ilavesiyle değişik lezzet ve dokuda yoğurt yapımına izin veriyor.
Bu ilginç pazarın Batı ülkelerinde haklı bir şöhreti var. Giderek daha fazla tüketiliyor ve lezzet içeriği oldukça değişik. Tüm yaş gruplarına hitap eden bu ürün, nitelikli bir dondurma serisi haline dönüşebilir.
Yoğurttan üretilmiş bir ‘Türk dondurması’ dış pazarlarda da ilgi uyandıracaktır. Yoğurt ülkesinde yoğurt dondurması olmaması en büyük eksiklik!
Yoğurt bir Türk ürünü ve yoğurt bazlı bir dondurma da ancakTürkiye’de yapılabilir. Bu konuda ilk denemelerin turistik bölgelerde yaygınlaştırılması amaçlanabilir.
Girişimcilerimizin bu konuda literatürü karıştırarak bir yeniliğe imza atmaları ulusal gıda markalarımız için de bir zorunluluk olsa gerek.
Aksi halde yoğurt dondurmasına başka ülkelerin sahip çıkması bir kalenin daha kaybedilmesine yolaçabilir. Biraz araştırma ve yatırım… Bu işi ciddiye alanların kazanacağına hiç şüphe yok!
Para Dergisi / Nur Demirok

