Uluslararası derecelendirme kuruşu Moody’s, Türkiye’nin kredi notunu Ba2’den Ba3’e yükseltirken görünümünü de durağandan pozitife çevirdi. Raporda özetle kamu maliyesinin önceki krizlere kıyasla çok daha sağlam olduğu ve hükümetin kriz şoklarını absorbe etmek konusunda çok daha fazla güven verdiği görüşlerine yer verildi. Açıklamanın buraya kadarki kısmı Türk medyasında ve finans piyasalarında bahar rüzgarları esmesine yetti. Devamında gelen Türkiye’nin hala aşağı yönlü risklere maruz olduğu, borç çevirme kapasitesine ilişkin rakamların zayıf seyrettiği yönündeki uyarılar ise her nedense dikkatlerden kaçtı. Bütçe disiplini hususunda uzun süredir konuşulan mali kuralın hala yürürlüğe girmediği ve seçimlerin yaratabileceği siyasi istikrarsızlığın ekonomide sorunlar yaratabileceği yönündeki uyarılar da kaale alınmadı.
Öte yandan aynı kuruluşun diğer Avrupa ülkelerinin kredi notlarına ilişkin değerlendirmeleri daha da çarpıcı uyarılar içermekteydi. Moody’s, Türkiye’nin notunu yükselttiği günlerde Avrupa’da Aaa seviyesinde nota sahip olanların şu anda güvende göründüğünü, ancak özellikle notu Aa ile A arasında olan ülkelerden bazılarının finansal sağlıklarını yeniden tesis edebileceğine ilişkin şüphelerin olduğunu duyurdu.
GSYH’ye Katkı daha dengeli
TÜİK, AB’ye uyum kapsamında bundan sonra GSYH rakamlarını bölgesel bazda da yayınlayacak. İlk veriler 2004-2006 dönemine ilişkin. Bu GSYH’ler bölgesel bazlı ilginç istatistiki verilerin hazırlanabilmesine olanak sağlıyor. Örneğin bölgelerin ekonomi içerisindeki paylarının, ihracata katkıları… Acaba hangi bölge ekonomi içindeki payını ihracata yansıtabiliyor? İstanbul tahmin edileceği üzer her iki veriye katkı açısından da ilk sırada yer alıyor. Ancak İstanbul bölgesi ekonominin dörtte birini oluştururken ihracatın yarısından fazlasını üretiyor. Sanayi bölgesi Doğu Marmara da GSYH’ye ortalama yüzde 12 civarı katkı sağlarken 2004 ve 2005 yıllarında ihracata bundan çok daha fazla katkı sağlıyor. Ancak Doğu Marmara bölgesinin ihracat içerisindeki payı azalan bir trend göstererek 2006’da GSYH’ye katkının gerisine düşüyor. Kuzey Doğu Anadolu Bölgesi ihracat en az katkıyı yaparken hemen arkasından gelen Batı Karadeniz’in 2006’da payını önemli ölçüde artırması dikkat çeken bir olgu.
Tarım Dışı İstihdam Umut verdi
TÜİK’in Ekim 2009 dönemine ait açıkladığı son istihdam verilerinde tarım dışı istihdamda krizin başladığı günden bu yana ilk kez artış görülmesi son dönemde tarihi zirvelerini test eden işsizlik verileri açısından olumlu bir gelişme olarak algılandı. Makroekonomik verilerde geçtiğimiz yılsonuna doğru olumlu gelişmeler yaşanmaya başlamasına rağmen istihdamda artış kaydedilememesi endişe yaratıyordu. Ancak belirtmekte fayda var, tarım dışı istihdamda yaşanan artış işgücüne yeni katılan kişi sayısından daha düşük olduğu için mevsimsel etkilerden arındırılmış işsizlik rakamlarına yansımış değil. TÜİK verilerine göre tarım dışı işsizlik oranı ağustos ayında yüzde 17 ile tavan yaptıktan sonra eylül’de 16,9’a, ekim 16,4’e geriledi. Ancak BETAM’ın yayınladığı mevsimsellikten arındırılmış verilere göre tarım dışı işsizlik hala yüzde 18’in üzerinde seyrediyor. Tarım dışı istihdamda artış görülen sektörler olarak madencilik, ulaştırma ve haberleşme, ticaret ve de sosyal hizmetler ön plana çıkıyor.
Teşvik sistemi ‘iş’e yarıyor
Hazine’nin yeni teşvik sisteminin yatırım ve istihdam rakamlarına pozitif etkisi görülmeye başladı. 2008 yılında eski yasaya göre toplam 25 milyar liralık yatırıma teşvik belgesi verilirken yaratılan istihdam yaklaşık 91 bin kişiydi. Yani teşvik belgesiyle yapılan her 275 bin liralık yatırım bir kişiye istihdam imkanı sağladı. Kasım sonu verilerine göre ise 2009 yılında toplam 7,6 milyar liralık yatırıma teşvik belgesi verildi. Yaratılan istihdam ise 32 bin 574 kişi oldu. Yani bu kez her 232 bin liralık yatırım bir kişiye yeni istihdam olanağı sağladı. Yatırım Teşvik Belgesi tebliğine göre, Eylül ayında, 14 Temmuz 2009 tarihli yeni teşvik sistemi çerçevesinde, toplam yatırım tutarı 1 milyar 869 milyon 41 bin 572 lira olan 222 adet yatırım teşvik belgesi düzenlendi. 222 yerli firma, çoğunluğu komple yeni yatırım olmak üzere, 7 bin 605 kişilik istihdam sağlamayı taahhüt etti. 28 Ağustos 2006 tarihli eski teşvik sistemi uyarınca, Eylül ayında, 15 yerli firma için 226 milyon 867 bin 985 liralık yatırım teşvik belgesi düzenlendi.
Çin Bölgesini de Sırtlıyor
Dünya Bankası’nın raporuna göre Doğu Asya ve Pasifik Bölgesi ekonomileri krize en çabuk tepkiyi veren ve sonrasında en hızlı toparlanma sürecini yaşayan ülke grubu oldu. Tabii ki bu tablonun oluşmasında en büyük pay Çin’e ait. Çin’i dışarıda bırakarak yapılan hesaplamalarda bölge ülkeleri dünyanın diğer birçok gelişmekte olan ülkesinin gerisinde kalıyor.
Doğu Asya ekonomilerinde kriz sonrası toparlanma tahminlerden çok daha süratli ve tatmin edici bir şekilde gerçekleşti. Krizin ilk günlerde ihracat ve sanayi üretimi sert bir şekilde düşerken işsizlik süratle arttı ve sermaye çıkışı nedeniyle varlık değerleri ve yerel paralar zayıf bir görünüme büründü. Ancak başta Çin ve Kore olmak üzere bölge hükümetlerinin doğru zamanlamayla yürürlüğe soktukları mali ve parasal destekler bölge ekonomilerinde yaşanan hızlı çöküşü durdurma ve bölgesel toparlanmaya çabuk geçişi sağlamada başarıya ulaştı. Geçtiğimiz yılın ortalarına kadar dış pazarlarda azalan talebe karşı bölge ülkelerinin üretimi durdurmak yerine stokları artırma yolunu tercih etmeleri büyüme rakamlarının da beklentilerin üzerinde seyretmesini sağladı. Sonuç olarak uluslararası kuruluşlar da büyüme tahminlerini revize etmek durumunda kaldılar. Dünya Bankası’nın Nisan 2009’da bölge ekonomilerinin yılsonu büyümesine ilişkin tahmini yüzde 5,7 seviyesindeyken son tahminler yüzde 6,7’ye revize edildi. Tabi ki yüzde 6,7 büyüme rakamı hala 2008’de elde edilen yüzde 8’lik ekonomik büyümenin hala bir hayli gerisinde. Ancak 97-98 Asya Krizi’nden sonra yaşanan gelişmelerle kıyaslandığında bugünkü başarıyı daha net bir şekilde görmek mümkün. Örneğin Çin ekonomisi, 1996’da yüzde 10 büyürken 98 yılında bu rakam yüzde 7,6’ya kadar gerilemişti. Bölgedeki diğer ekonomilerde durum daha da kötüydü. Endonezya 98’de yüzde 13,1 gibi rekor bir daralmayla baş etmek durumunda kalmıştı. 2009 ve 2010 tahminleri ise krizlere karşı büyük direnç ve tecrübe kazanan bölge hükümetlerinin müdahalelerinin ne denli başarılı sonuçlar ortaya koyduğunu göstermeye yetiyor.
Akın Nazlı / Turkishtime