İthalat lobisinin ardında sanayi sektörü var
Cari açıkla bağlantılı olarak Türkiye’nin değişmeyen gündemi ithalat. Fatura doğrudan iç talepteki artışa kesilse de tüketim mallarının ithalat içerisindeki payı geçtiğimiz yıl geriledi. Sorunun kaynağı düşük katma değerli sanayi sektörünün ağırlığı.
Türkiye ekonomisi son dönemde sırtında taşıdığı yüklerin birçoğundan kurtuldu. Yüksek kamu borçları, finansal sistemin kırılganlığı gibi meseleler zorlu süreçler sonucunda da olsa en azından cari dönem için geride bırakılmış durumda. Ancak Türkiye son yıllarda ihracata dayalı büyüme modelini görece başarılı uygularken süreç içerisinde sanayinin kemikleşmiş ithalat bağımlılığından kaynaklanan cari açık sorunu daha da ön plana çıktı. Şu an için cari açığı ülke ekonomisinin önündeki en büyük engel olarak ortaya koyarken, ardında yatan asıl sorun olan sanayinin ithalat bağımlılığı meselesini iç talepteki artışın ardına gizlememek gerekiyor. Türkiye ekonomisinin yapısı ithalat açısından incelendiğinde öncelikle ülkenin güncel koşulları içerisinde petrol ve doğal gaz ithal etmek zorunda olduğu açıkça görülüyor. Enerjide dışa bağımlılığı azaltmanın tek yolu hala alternatif kalmaya devam eden enerji kaynaklarına yönelmek. Türkiye’de devlet iradesi geç kalınmış olsa da rüzgar enerjisi ve nükleer enerji girişimleri başta olmak üzere enerji kaynaklarının çeşitlendirilmesi yönünde artık net bir tavra sahip. Hidroelektrik ve nükleer santrallerin çevresel etkileri başlı başına bir tartışma konusu olmaya devam etse de uzun vadede salt ithalat açısından bakıldığında olumlu gelişmeler yavaş da olsa hissedilemeye başlayacak.
Ancak ithalat sorununun asıl kaynağı maalesef ki hala montaj sanayisi olarak adlandırılan düşük katma değerli sanayi üretimi. Türkiye 2010’da sanayi için işlem görmüş ve görmemiş hammadde ithalatına 71 milyar dolar harcadı. İşlem görmüş ve görmemiş mineral yakıtların ithalatı ise 37 milyar dolar olarak gerçekleşti. 2010’da Türkiye’nin toplam ihracatı 114 milyar dolar seviyesindeydi. İhracata yönelik üretimin ihtiyaç duyduğu hammadde ve enerji ithalatıyla kar transferleri birlikte değerlendirildiğinde ihracatın ekonomiye net katkısı istihdam haricinde sıfıra yakın. Doğal kaynak zengini olmayan bir ülkenin ithalat kaynaklı sorunlardan kurtulmasının tek mantıklı çözümü tabii ki yüksek katma değerli üretim. Almanya ve Japonya bu alanda dünyadaki en iyi iki örnek. Yüksek katma değerli üretime giden yol da Ar-Ge’ye gerekli kaynağı aktarmaktan geçiyor. Bunun yanında da yerli otomobil gibi duygusal hedeflerin peşinde koşmak yerine ülkenin mukayeseli olarak üstün yönlerini ön plana çıkarmak gerekiyor. Çevresel etkiler temelinde yoğun tepkilere rağmen enerji alanındaki kararlı tavrını koruyan hükümetin Ar-Ge konusunda orta vadeli planlardaki temenni niteliğindeki hedefler dışında net bir tavır ortaya koyduğunu söylemek pek mümkün değil.
İç talepteki artışın ithalat üzerindeki etkisini takip ettiğimiz tüketim malları kaleminde geçtiğimiz yıl 5,4 milyar dolarlık artış görülse de tüketim mallarının toplam ithalat içerisindeki payı yüzde 14’ten yüzde 13’e geriledi. Bu yıl hükümetin ve merkez bankasının ortaklaşa aldıkları önlemlerle bu artış geri alınsa bile sadece kasım ayındaki 6 milyar dolarlık cari açığı telafi etmek bile mümkün değil.

