Tweet

Google ve Facebook’un sosyalleşme savaşı

19 Şubat 2009 | | Gündem


Konuştuğum insanlar sık sık bana Web’in ne kadar ilkel olduğunu hatırlatıyor. Bu genellikle Google‘da çalışan biriyle konuştuktan sonra oluyor. Kısa süre önce, Google için “sosyalleşme” konusunda kafa patlatan David Glazer‘la bir röportaj yaptım. Glazer, 2009 yılındaki sosyalleşmenin mağara çağı kalitesinde olduğundan bahsetti. Facebook‘da arkadaşlarımız var, Google Reader‘da paylaşım yapıyoruz, Tumblr‘da blog yazıyoruz, Delicious‘ta yer imlerimiz duruyor ve gündelik gazetemizin sitesine giriş yapıyoruz. Tüm bunlar ayrı ayrı kullanıcı adları ve şifreler gerektiriyor. Son derece çağ dışı bir durum. FriendFeed ve Plaxo gibi zeki firmalar bu aktiviteleri tek bir noktada birleştirse de Google‘ın ulvi hedefi olan “herhangi bir uygulama, herhangi bir site, herhangi bir arkadaş”tan henüz çok uzağız.

Glazer, online sosyalleşmenin işinize nasıl yarayabileceği konusunda kafa yoruyor: Web’de tek başınıza yaptığınız bir aktivite düşünün. Sonra da şunu hayal edin: O site sevdiğiniz insanları tanıyor olsaydı, bu aktivite çok daha zevkli olmaz mıydı? Her gün New York Times‘ı okuyorum. Glazer‘ın modeline göre, NYT bana arkadaşlarımın hangi yazıları okuduğunu göstermeli veya hangi yazılara yorum bıraktıklarını listelemeli. Bu güzel bir fikir ve NYT da zaten Times People özelliğiyle bunu yapmaya çalışıyor. Glazer, Web’deki herşeyin, sosyalleşince daha iyi olacağını düşünüyor. Hisse senetleriyle ilgileniyorsanız, diğer potansiyel yatırımcıların yorumlarını okumak isteyebilirsiniz.

Bir kek tarifi denemek istiyorsanız, o tarifi zaten denemiş kişilerin tavsiyeleri size yardımcı olabilir. Merak ettiğiniz bir restoran varsa, daha önce orayı denemiş arkadaşlarınız olup olmadığına bakabilirsiniz. Bunları şimdi yapamıyor olmamızın nedeni, sosyalleşme bariyerlerin çok yüksek olması. Tüm o kayıt formlarını doldurmak hala sinir bozucu ve online kimliğinizi ve arkadaş ağlarınızı yönetmek için hala evrensel bir yol yok. Google ve ortakları, sosyalleşme bariyerlerini yıkmak ve her birimize bir eş-dost çevresi vermek istiyor.

Bu planda tek bir pürüz var, o da bir çoğumuzun zaten bir çevre oluşturduğu Facebook. Bu seçkin sosyal ağ, dünya çapında 150 milyon aktif üyesi olduğunu duyurdu. Benim Facebook hikayem de sizinkine benziyor olabilir: Bir hevesle kaydoldum, tembelce öylesine profilimi doldurdum. Facebook da bu bilgileri aldı ve arkadaşlarımı benim peşimden göndermeye başladı. Fazla zorlanmadan 50 arkadaş edindim ve insanları okul, ofis, yaşadığım şehir, aile olarak etiketleyerek bu ağı yönetmeye başladım. Facebook, normalde yapmayacağım bir şeyi yapmam için beni dürtüp durdu ve dünyamı bir arada tutan ağların bir haritasını ortaya çıkarmama neden oldu.

Facebook belli etmeden kendine çok değerli bir yer edindi ve aşırı gelişmiş, ayrıntılı bir adres defterim haline geldi. Buna rağmen, bir çok Web yorumcusunun ifade ettiği gibi, “sosyal grafiğimde” yaptığım her şey Facebook tarafından rehin tutuluyor. Bu bilgileri bilgisayarıma download edip yanımda götüremiyorum. Bu konuda göze batan bir örnek vermek gerekirse, blogcu Robert Scoble Facebook verilerini silmeye çalıştığı zaman, Facebook onun hesabını kapattı. Mark Zuckerberg ve Facebook‘u yönetenler hiç de aptal değil. Bizim yardımımızla yaratıp sahip oldukları toplumsal profili sonuna kadar koruyorlar. Bunu yapma nedenleri, kişilik haklarımızı korumak ve söz konusu ağın sahip olduğu dev potansiyel değer. Facebook‘un tüm yaptığının, bu bilgileri evinizi işgal ediyormuş gibi yapmadan değerlendirmek olduğunu söyleyebiliriz.

Bu noktada, Google ve David Glazer tekrar işin içine giriyor. 2009, Google ve Facebook arasında ciddi bir sosyalleşme savaşına şahit olabilir. Geçtiğimiz Mayıs ayında Facebook, Facebook Connect adında bir hizmet sunmaya başladı. Web tasarımcıları bu hizmetle, insanların sitelere Facebook kimlikleriyle girmelerini ve haberlerini paylaşmalarını kolayca sağlayabiliyor (Bunu video sitesi Vimeo‘da deneyebilirsiniz). Bu hizmetin başlamasından üç gün sonra Google, aynı işi yapan ancak Facebook dışında çalışan Friend Connect‘i duyurdu. Qloud gibi bir site, Gmail veya Yahoo hesabınızla giriş yapmanıza ve yorum bırakmanıza izin veriyor. Buraya kadar her şey yolundaydı, ancak Facebook, Friend Connect‘in kendi verilerine ulaşmasını engelledi. Sonuç olarak artık iki rakip sosyal ağımız bulunuyor.

Bu, gizli ve teknik bir savaş gibi görünebilir, ama bence bir yıl sonra sosyal ağınızın hangisi olduğunu önemsiyor olacaksınız. Facebook‘takilerin çoğu flört ediyor, fotoğraflarını paylaşıyor ve boş boş durum mesajları yazıyor olsa da orada belli insanlara ne kadar değer verdiğimizi de gösteriyoruz. “Bu kişi hakkında daha az haber almak istiyorum,” “şu kişiyle evliyim,” “lütfen şu kişinin benimle bir daha herhangi bir şekilde iletişime geçmesini engelle” gibi mesajlar vererek kendi çevremizi oluşturuyoruz. Daha faydacı bir ifadeyle, kimlerin değerli bilgi kaynakları olduğuna karar veriyoruz.

Web’de olmanın streslerinden biri, önümüzde duran verinin aşırı miktarda olması. Clay Shirky bu durumu “filtreleyememe” olarak tanımlıyor. Kısaca, hangi kaynakları kabul edeceğimizi veya hangi yeni kaynakların potansiyeli olduğunu bilmiyoruz. En iyi filtrelerden biri, tabii ki arkadaşlarımız. Ve modern işgününün olmazsa olmazı rastgele videoların, eğlenceli bağlantıların bulunduğu favori yerlerimden biri de Facebook‘taki Canlı Haberler. Ama işlerimi sürekli ertelememe neden olan bu yerin büyük bir sorunu var, o da Facebook’un hala nasıl para kazanacağını çözememiş olması. Site hayatta kalmak için beni reklamlarla spam etseydi kafayı yerdim ama yine de arkadaş listemi yeni denizlere taşıyamadığım için Facebook‘ta kalmaya mahkum olurdum.

Bunu Facebook da biliyor ve ne kadar açık olabileceğini bulmaya çalışıyor. Kendi ağlarının boyutunu göz önüne alacak olursak bu konuda çok önde olmak gibi bir avantaja sahip (Daha fazla insan demek, yeni arkadaşlar bulmak için daha fazla imkan demek). Bu esnada Google ve ortakları bizleri çağırıyor: “Haydi gelip açık platformumuzda eğlenin, coşun.” Google ve Facebook, gününün birinde kardeş kardeş birlikte oynayacaklarını söylediler ama henüz sosyalleşme konusunda kaybedilebilecek çok şey var. Glazer’ın dediği gibi, “İnsanlar doğaları gereği toplumsallar. Kullanıcıların vazgeçilmez alışkanlıkları, diğer insanlarla kurdukları bağlara dayanıyor.” Bu vazgeçilemeyen alışkanlıklar aynı zamanda, büyük pazarlama ve reklam platformlarının oluşturulmasına olanak sağlıyor.

Herkesin umudu, Google ve Facebook‘un rekabeti sayesinde taşınabilir toplumsal verilerin -online kimliğimizin bir nevi komuta merkezi- sağlayacağı yararlara doğru yavaş yavaş ilerleyebilmek. Bu açıklığın savunucuları, bilimkurgu filmleri hatırlatan bu özelliklerin “geokonum” [İnternet'e bağlı bir bilgisayarın, taşınabilir cihazın veya kullanıcının gerçek dünyadaki coğrafi konumunun belirlenmesi] ve “çevre kontrolü” olarak kullanılabileceğini ve bunların yardımıyla ne kadar sosyal bilgi almak istediğimizi belirleyebileceğimizi tartışıyor. Online kimliğinizden gözünüzü ayırmamak can sıkıcı olabilir ancak bunu herhangi bir algoritma yerine sizin yapmanız daha güzel değil mi?



Yorumlar - 0

Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan Patronturk.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

* Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.

    Ara: