Emtia ve döviz ile borçlanmaya dikkat

Emtia ve döviz ile borçlanmaya dikkat

27 Şubat 2011

Hazine Müsteşarı İbrahim Halil Çanakcı, döviz geliri olmayan şirketlerin dövizle borçlanma konusunda dikkatli olmaları gerektiğini söyledi. Çanakcı, “İyimseriz ama dış dünyadan kaynaklanabilecek risklere karşı da tedbiri elden bırakmıyoruz” mesajı verdi.

Hazine Müsteşarı İbrahim Halil Çanakcı, dünya ekonomisinde krizden çıkış sürecinin bütün ülkelerde aynı olmadığını belirterek, emtia fiyatlarındaki artışın ve ihracatın yoğun olduğu Avrupa Birliği pazarındaki durumun dikkatle izlenmesi gerektiğini söyledi. Müsteşar İbrahim Halil Çanakcı, faiz ve kur riskine karşı kamu borçlanma politikasının sabit faizli ve TL ağırlıklı olacağını dile getirdi. Müsteşar Çanakcı’nın sorularımıza verdiği yanıtlar şöyle:

Yeni yılda dünya ekonomisindeki olası gelişmeler, Türkiye’nin makro politikalarını nasıl etkileyebilir?

Küresel ekonomide gözlenen iyileşme işaretlerine karşın, bazı riskler halen önemini korumaktadır. Küresel krizde uygulamaya konulan genişletici maliye politikaları ve sıkıntıya düşen bankaların desteklenmesi sebebiyle dünyada birçok gelişmiş ülkede, kamu finansman dengeleri bozulmuştur. Bu ülkelerde mali sürdürülebilirlik endişelerini ortadan kaldıracak orta vadeli planların henüz tam anlamıyla ortaya konulamamış olması, küresel görünüm açısından bir risk unsuru oluşturmaktadır.
Öte yandan, Avrupa’daki toparlanma süreci kırılgan bir yapıdadır. Kriz sürecinde bozulan kamu mali dengeleri, yüksek borçluluk ve yüksek işsizlik oranları, bu kırılgan yapının temel nedenlerinden bazılarıdır. Avrupa’daki kırılganlıkların yanı sıra ABD’deki toparlanmanın da istenilen düzeyde istihdam oluşturmaması, ABD ekonomisindeki ve küresel ekonomideki toparlanmanın sıhhati ve gücü konusunda kaygıları da beraberinde getirmektedir. Küresel toparlanmanın önündeki bir başka risk unsuru da bankacılık ve finans sektörüdür. Bazı ülkelerde bankacılık sektörü hâlâ merkez bankalarından ve hükümetlerden sağlamış olduğu olağanüstü kaynaklarla ayakta durmaktadır.

Krizle birlikte özellikle en büyük ihracat pazarımız olan AB ülkelerinden kaynaklanan dış talep daralması, ihracatımızı ve buna bağlı olarak bazı sektörlerimizi olumsuz etkilemiştir. Önümüzdeki dönemde de AB ekonomilerinin gidişatı, ihracat performansımızı etkileyen en önemli faktörlerden biri olacaktır.

EMTİA VE SICAK PARA

Küresel ekonomik aktivitenin zayıf seyretmesi kadar çok hızlı bir gelişme kaydetmesi de belli riskleri ortaya çıkarmaktadır. Bunlardan en önemlisi, küresel talebin aşırı güçlenmesi ile emtia fiyatlarında yukarı doğru oluşabilecek baskıdır. Türkiye ekonomisinin emtia konusunda ithalata bağımlı olması nedeniyle böylesine fiyat artışları cari açığı ve üretim maliyetlerini artırabilmektedir. Bu bağlamda Kuzey Afrika ve Orta Doğu’daki siyasi gelişmeler ve bu gelişmelerin özellikle petrol fiyatları üzerindeki olası etkisi de bir risk unsuru olarak ortaya çıkmaktadır. Gelişmiş ülkelerin para politikaları açısından içinde bulunduğumuz yılın özellikle ilk yarısında önemli bir hareketlenme beklenmemektedir. Gelişmekte olan ülkeler ise ekonomilerindeki ısınma riskine karşı parasal politikalarını sıkılaştırma sürecine girmiş görünmektedir. Bu durum sermayenin gelişmekte olan ülkelere akışı açısından bir itici güç teşkil etmektedir. Bu noktada, bazı ülkelerin aşırı sermaye akışının getireceği rekabet zayıflıklarını önlemek üzere bazı politika değişikliklerine gittikleri görülmektedir. Tüm bu gelişmeler, Türkiye’ye olan sermaye akışını etkileyebilecek gelişmelerdir.

UZUN VADELİ FONLAMA

Son dönemde, dünya ekonomisinde zaman zaman sıcak para şeklinde adlandırılan kontrolsüz sermaye hareketlerinin ekonomi için risk yarattığına dair görüşler dile getiriliyor. Değerlendirmeniz nedir?

Türkiye olarak, fonlamanın daha uzun vadeli olmasını sağlayacak gerekli adımlar zamanında atılmaktadır. Bu yönde Merkez Bankası ve BDDK başta olmak üzere tüm ilgili kurumlar, gereken makro ihtiyati düzenlemeleri hayata geçirmiştir.
Hazine Müsteşarlığı olarak biz de iç ve dış borçlanma politikasını makroekonomik dengeleri gözeterek biçimlendirmekteyiz. Bu çerçevede temel amacımız, finansman ihtiyaçlarının, iç ve dış piyasa koşulları ve maliyet unsurları göz önüne alınarak belirlenen risk düzeyi çerçevesinde, orta ve uzun vadede mümkün olan en uygun maliyetle karşılanmasıdır.
Hazine Müsteşarlığı, ülke ekonomisini etkileyebilecek tüm içsel ve dışsal risk faktörlerini gözeterek, Hazine varlık ve yükümlülüklerinin yönetimini gerçekleştirmektedir. Bu çerçevede, maliye politikasının yanı sıra finansal sektör ve para politikası ile de yakın etkileşim içinde bulunmaktadır.

NAKİT REZERVİNDE HASSASIZ

2010 yılı Hazine nakit dengesinin genel profilini anlatır mısınız?

Son küresel krizin etkisi ile ülkemizde yaşanan ekonomik yavaşlama ve krize karşı alınan mali önlemler neticesinde 2009 yılında Hazine nakit açığı bir önceki yıl ile karşılaştırıldığında iki katı artış göstermiştir. Bununla birlikte 2009 yılında, kriz şartlarını gözeterek temkinli varsayımlarla hazırladığımız 2010-2012 dönemine ilişkin Orta Vadeli Program ve ayrıca Merkez Bankası’nın uygulamaya koyduğu para politikası tedbirleri ile hızlı ve etkili bir şekilde hayata geçirilen krizden çıkış stratejisinin sonucu olarak, Hazine nakit dengesinde de 2010 yılında önceki yıla göre görece bir iyileşme gerçekleşeceği öngörülmüş ve 2010 yılı Hazine finansman programı bu varsayıma göre oluşturulmuştur. Krizden çıkış stratejilerimizin güçlü bir şekilde karşılık bulması neticesinde, 2010 yılında ekonomik aktivitedeki canlanma öngörülenden daha hızlı bir şekilde gerçekleşmiş ve buna bağlı olarak Merkezi Yönetim Bütçe gelir tahsilatı beklenenin üzerinde bir performans göstermiştir. Öte yandan, harcamalardaki artış ise sınırlı kalmış ve dolayısıyla Hazine nakit dengesi, gelirler tarafındaki güçlü performans ve gerek faiz harcamalarındaki azalma gerekse faiz dışı harcamalarda görülen düşük seviyelerdeki artışın etkisiyle 2010 yılı için programlanan miktardan yaklaşık 13 milyar TL daha iyi bir seviyede, 42 milyar TL civarında bir açık vermiştir.

Ayrıca 2003 yılından bu yana uygulanmakta olan “Nakit ve borç yönetiminde oluşabilecek likidite riskinin azaltılması amacıyla güçlü rezerv tutulması” yönündeki stratejik ölçüt çerçevesinde, 2010 yılında da yüksek nakit rezervi tutulmaya devam edilmiştir. Uygun maliye, borçlanma ve para politikaları yürütülmesinin etkisi ile ülkemizin ekonomik görünümünün olumlu seyretmesi ve ayrıca sermaye hareketlerinin gelişmekte olan ülkeler lehine artması sonucu, Hazine’nin borçlanma maliyetlerinde önemli düşüşler yaşanmış ve bu gelişme de Hazine’nin gerek nakit gerekse borç yönetimi faaliyetlerine olumlu katkı sağlamıştır. Özetle, dışsal faktörler neticesinde 2008 ve 2009 yıllarında Hazine nakit dengesinde ortaya çıkan olumsuz etkiler atlatılmış olup iyileşme devam etmektedir.

Orta Vadeli Program ışığında 2011’in makro finansman politikası nasıl olacak?

Bugüne kadar borç yönetiminin başarıyla yürütülmesinde büyük rol üstlenen stratejik ölçütlere dayalı borçlanma politikası uygulaması 2011 yılında da sürdürülecektir. Bu kapsamda, 2011 yılı finansman programı, Hazine borç stokunun likidite, faiz oranı ve döviz kuru hassasiyeti dikkate alınarak hazırlanmış olup stratejik ölçütler vasıtasıyla orta ve uzun vadede piyasa risklerinin kontrol altında tutulması hedeflenmektedir. Bu çerçevede, nakit ve borç yönetiminde oluşabilecek likidite riskinin azaltılması amacıyla güçlü rezerv tutulması politikasına devam edilecektir. Kamu borç stokunun maruz kaldığı döviz kuru ve faiz oranı risklerinin azaltılması amacı çerçevesinde ise borçlanma, ağırlıklı olarak TL cinsinden sabit faizli enstrümanlarla gerçekleştirilecektir. Ayrıca borçlanma vadesinin uzatılması amacıyla piyasa koşullarının imkan verdiği ölçüde, 10 yıl vadeli senet ihraçlarına devam edilmesi planlanmaktadır.

RİSK YÖNETİMİ VE ŞEFFAFLIK

Türkiye ve dünya ekonomisi açısından yeni yılda işletmelerimize nasıl bir finansman politikası uygulamalarını önerirsiniz?

Önümüzdeki dönemde iç ve dış finansmana erişim açısından işletmelerimizin geçtiğimiz yıllara göre daha iyi bir konumda olacağı düşünülmektedir. Bununla birlikte, finansman olanaklarının iyileşmesi, firmaları dikkatli bir değerlendirmeden alıkoymamalıdır. Sermayesi yetersiz ve borçluluk oranları yüksek şirketler, olası bir dalgalanma döneminde daha çok zarar görmektedir. Bu nedenle şirketlerin özsermayelerini güçlendirmeleri önem arz etmektedir. Bunun yanı sıra, döviz cinsinden gelire sahip olmayan şirketlerin döviz cinsi borçlanmaları da risk unsuru olabilmektedir. Likiditenin bol olduğu dönemlerde Türk Lirasına göre daha ucuz olan döviz cinsi kredilere yönelmeleri şirketleri kur riskine maruz bırakabilmektedir. Dalgalı kur rejimi altında, kur riski tamamen şirketlere ait olmaktadır. Bu çerçevede, şirketlerin borç ve risk yönetimi konusunda büyük hassasiyet göstermeleri gerekmektedir. Bu süreçte kurumsal kapasitelerin artırılması, şeffaf bir mali yapı ve uluslararası standartların sağlanması önem taşımaktadır.

Hazinenin 2011 öngörüleri

BU kapsamda, 28 Ekim 2010 tarihinde kamuoyu ile paylaşılan “Hazine Finansman Programı: 2010 Yılı Gelişmeleri ve 2011 Yılı Öngörüleri” başlıklı duyurumuz ile 2011 yılında:

* Toplam finansman ihtiyacının 152.8 milyar TL olacağı,
* Söz konusu finansman ihtiyacının 21.1 milyar TL’sinin nakit bazlı faiz dışı denge, özelleştirme gelirleri, İşsizlik Sigortası Fonu’ndan yapılan aktarımlar, TMSF’den sağlanan gelirler, devirli/garantili borç geri dönüşleri, kasa/banka değişimi ve kur farkları toplamından oluşan “Diğer Finansman” kalemi ile karşılanacağı,
* Geri kalan 131.7 milyar TL tutarındaki finansman ihtiyacının 119.1 milyar TL’sinin iç borçlanma, 12.5 milyar TL’sinin ise dış borçlanma ile karşılanacağı belirtilmiştir.
Bu çerçevede, 2010 yılı sonunda yüzde 89.3 olarak gerçekleşen toplam iç borç çevirme oranının 2011 yılı için yüzde 88 olacağı öngörülmektedir. Böylece, özel sektör yatırımları için önemli miktarda kaynak piyasada bırakılarak, sürdürülebilir büyümeye katkı sağlanmaya devam edilecektir.

Gelişmekte olan ülkeler daha çok büyüyecek

Küresel krizin en yoğun şekilde hissedildiği 2009 yılından sonra 2010 yılında ekonomik göstergelerde iyileşme gözlemlenmiştir. Bu çerçevede, 2009 yılındaki yüzde 0.6 oranındaki küresel ekonomik daralmanın ardından 2010 yılında dünya ekonomisinin yüzde 5 oranında büyüyeceği tahmin edilmektedir. Bununla birlikte küresel ekonomik toparlanmanın ülkeler arasında yeknesak bir yapıda olmadığı ve büyümeyi daha ziyade gelişmekte olan ülkelerin sürüklediği görülmektedir. 2010 yılında gelişmiş ülkelerin yüzde 3 oranında, gelişmekte olan ülkelerin ise yüzde 7.2 oranında büyüdüğü tahmin edilmektedir. Küresel krizin, uluslararası ticaret üzerinde de oldukça olumsuz bir etki yarattığı görülmektedir. 2009 yılında önceki yıla göre yüzde 11 oranında daralan dünya ticaret hacminin 2010 yılında yüzde 11.4 oranında büyümesi beklenmektedir.

İTO Gazetesi / NALAN SÖYLEMEZ

İlk yorumu yazan siz olun.

Yorum yaz

Patronturk.com © Copyright 2012 - Tüm hakları saklıdır. Gizlilik Sözleşmesi / Sitemap / İletişim / RSS / Reklam -