Bugün 13 Mart 2017 Pazartesi
  • İstanbul7 °C
  • Ankara6 °C
  • BIST
    89.611
    %0.68
  • Altın
    144,980
    %0.33
  • Dolar
    3,7394
    %-0.76
  • Euro
    3,9897
    %0.04
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Dolar artık en tehlikeli para birimi!
08 Mart 2015 Pazar 10:50

Dolar artık en tehlikeli para birimi!

Dolar artık en tehlikeli para birimidir ve başına her an her şey gelebilir!

2009 yılının yazında ABD Hazine Bakanı Geithner, Çin'e gidip gelmekten helak olmuştu. Amacı Çin'in elindeki dolar rezervini daha "insaflı" elden çıkarmasını sağlamaktı. Pekin'e indiğinde ya da Pekin'den Washington'a döndügünde daha havaalanında Geithner'in ilk söyledikleri şunlardı: "Çin bizi anlıyor, ama biz de kamu borçlarımızı düşüreceğiz; her şey yolunda..." Geithner, Çin'in bir şekilde "ikna" edileceğini düşünüyordu ama esas sorun Rusya idi. Tam o zamanlar, Rusya da, elindeki 400 milyar doları ve 135 milyar dolarlık ABD hazine kağıtlarını "azaltacağını" ilan etti. Geithner, Rusya'nın "esas" sorun olduğunu düşünürken haklıydı; Rusya Çin'e göre daha küçük ve zayıf rezervleri olan bir ekonomiydi ama Çin gibi yaygın bir Batı sermayesi işgali altında değildi.

Gelirleri ve bütçesi enerjiye dayanıyor ve bu anlamda da, Batı için, vazgeçilmesi, tehdit edilmesi oldukça zor bir ülke idi.

Rusya-Çin-ABD

Tam o yıllarda ABD, daha Putin'i tam olarak çözememişti, onu Gorbaçov'dan sonra gelen sıradan bir oligark temsilcisi sanıyordu. Ancak Putin'in Çin'den önce gelen "rezerv boşaltırız" tehdidi, Obama yönetiminin de oldukça kafasını karıştırmıştı. İşte tam bu günlerde acayip "şeyler" olmaya başladı. Kuzey Kore nükleer denemeleri hızlandırdı ve tehdit için açıktan yapmaya başladı. İran sertleşti ve o da, Türkiye dahil herkesi tehdit etmeye başladı. Türkiye'de de terör ve darbe söylentileri istikrarı tehdit etmeye başlamış ve bütün bunlar 2008 yılında, Erdoğan'ın IMF ile anlaşma yapmamasının bir sonucu olarak-bize göre- gündeme gelmişti.

Sistem sallanıyor...

Şimdi de benzer bir süreç izliyoruz; Rusya'nın Kırım meselesinden sonra, yeni bir "alternatif" olarak AB karşısına dikilmesi ve Çin'in sermaye ihraç etmeye başlaması, dolara dayalı rezerv para sisteminin temellerini, 2009'dan daha kuvvetli olarak şimdi sallamaya başladı. Bundan dolayı sistem, tam şimdilerde, gelişmekte olün ülkelerin, Çin ve Rusya'nın peşinde yeni bir ticaret ve para sistemi oluşturmaması için güçlü bir dolar konsolidasyonu yapıyor.

Bunun ne kadar süreceğini ve etkilerinin -kısa dönemde- ne olacağını tam olarak söyleyemeyiz. Ama doksanlı yıllardaki gibi bir borç krizi keskinliğinde olmayacağını söyleyelim. Tabii bu süreç kalıcı olmayacaktır. Dolar artık en tehlikeli para birimidir. Ve başına her an her şey gelebilir.

Şu gerçeği biz defalarca yazdık; bugün dolar, karşılığı ekonomik olarak olmayan, kalpazan çıkışlı bir paradır. Ve 2008 krizi ile çökmüş olan, Bretton-Woods sisteminin kalıntısıdır. Dünyanın ve tabii ABD ekonomisinin uzun dönemde bu şekilde devam etmesinin imkanı yoktur.

Enflasyon korkusu

Paul Krugman bir vakitler altın'ı ekonominin bir virüsü ve politik bir olgu olarak nitelemişti.

Krugman'a göre, altın standardına dönülmesini isteyen geleneksel bir akım vardı. Krugman, altına bağlı bir para sistemi, dolayısıyla ekonomi isteyenlerin servetlerini kaydi para sisteminin 'üç kağıdı' ile kaybetmek istemeyen konservatif zenginler olduğunu söylüyordu. Bu bakış açısının yanlış olduğunu tabii ki söyleyemeyiz. Aynı kesimlerdeki enflasyon korkusunun da temeli budur.

Bizde de hem bürokrasinin hem de geleneksel sermayenin enflasyon korkusunun temelinde bu yatar. Çünkü enflasyon bir gelir aktarım mekanizmasıdır ve statükoyu sonuçta siyasi olarak da bozar. Enflasyon bir soygun mekanizmasıdır ama bütün soygun sistemleri gibi tersine de işleyebilir.

Tarihsel olarak da böyledir. Batı'nın Doğu karşısında yükselişi değerli maden -tabii ağırlıkla altın- soygunuyla olmuştur.

Bugün Krugman'ın altın virüsü dediği olgu, bir yerde sistemin sonunda çökeceğinin bilinmesi ve bu korkunun altın stoklamasına dönüşmesidir. Dünyadaki merkez bankaları, çıkarılan fiziki altın stoklarının yüzde 19'una sahip. Yani kağıt para kalpazanlığını yaratan merkez bankaları aslında günün birinde bu kalpazanlığın ve onun getirisi olan faize dayalı bu sistemin biteceğini biliyor.

İşte Krugman altının, 70'li yıllardan itibaren hızla ama sallantılı çıkışını bu sistematik sorunlara bağlı olarak yorumluyor ve buna altın virüsü diyor.

Ancak bu virüs, yani sistemin yapısal hastalığını oluşturan sorunlar, kalpazanlığa varan para sistemiyle sınırlı değildir. Bu para sistemi, faize dayalı zehirli ve kriz balonlarını içeren tekelci yapıları da oluşturur. Dünya reel üretiminin çok üzerinde oluşan varlık balonları, hem sürekli bir kriz hali oluşturur hem de yıkıcı siyasi sorunlara yol açan gelir adaletsizlikleri ve gelişmişlik farklarını yaratırlar.

Eğer ki bir ekonomide, yeni yapılan reel yatırımların getirileri (karlılıkları) ortalama faiz haddinden düşükse o ekonomi batar. Türkiye yıllardır bunu yaşadı. Faizlerin enflasyondan düşük olduğu dönemlerde de, enflasyon bir iç soygun mekanizması olarak kullanıldı. Türkiye bu iki soygun mekanizması ile soyuldu. Yani enflasyon bir iç soygun ve yağma aracı idi. Yüksek faiz ise bir dış soygun ve dışarıya kaynak aktarma mekanizması idi.

Ağızdan çıkan "bakla"

Şimdi gelelim bugüne; bütün bu toz duman arasında yine her şeyi açıklayan Fitch oldu. Fitch'ten Rawkins, "Bizim endişemiz, Türkiye'deki siyasi sistemin başkanlık sistemine dönüşmesidir;" deyiverdi. Küresel finans oligarşisi Türkiye'nin Başkanlık Sistemi'ne geçmesini istemiyor. Mesela karşılarında bir De Gaulle Fransası örneği var. 1959'da 5. Cumhuriyet'le birlikte Başkan olan De Gaulle, ABD kalpazanlğına kafayı takmıştı. "Bu Amerikalılar karşılıksız dolar basıp bize ve tüm dünyaya satıp, kendilerini finanse ettiriyorlar bunun bir sonu olmalı" deyip duruyordu. "Fransa'nın altınlarını verin, işe yaramaz dolarlarınızı alın" dediği hatta bir ara dolarları uçaklara yükletip ABD'ye göndermek istediği rivayeti de dillerdedir. Ama riyavet olmayan bir gerçek de, Fransa'nın onun döneminde ekonomide atağa kalktığıdır. Yeni bir ekonomik model önermiş ve başarılı olmuştur. O dönemde, Marsilya Limanı başta olmak üzere, bütün limanlar, ekonomik alt yapı yenilenmiş, otomotiv sanayi, uçak sanayi atağa kalkmıştır. Ünlü Concorde uçak projesi onun dönemine aittir. Bu dönemde Fransa GSMH İngiltere'yi geçmiştir.

Tabii ki bu modelin siyasi olarak aksaklıkları da vardır ama Fransa'yı ayağa kaldırdığı tartışılmaz. Türkiye, kendi koşullarında, bir Başkanlık Sistemi'ni tartışmalıdır.

Sonuç olarak şunu söyleyelim; Türkiye bu seçimde, bu gerçeği oylayacak... Başkanlık Sistemi ve Barış'ı oylayacağız ve bütün bu oyunları bozacağız.

CEMİL ERTEM
AKŞAM GAZETESİ

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Tüm Hakları Saklıdır © 2015 Patron Türk | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : / Faks : | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA