Cari açığı kontrol edebilecek miyiz?
Hükümet, 2011 yılında önceliğini cari açık ve finansal istikrar riskine veriyor. Bu konuda aralık ayı başından beri tutarlı ve etkili açıklamalar yapılıyor. En son yine hızlı büyüme uğruna istikrarın feda edilemeyeceği ve enflasyondan çok finansal istikrar riskinin tehdit oluşturduğu yinelendi.
Hükümet, 2011 yılında önceliğini cari açık ve finansal istikrar riskine veriyor. Bu konuda aralık ayı başından beri tutarlı ve etkili açıklamalar yapılıyor. En son yine hızlı büyüme uğruna istikrarın feda edilemeyeceği ve enflasyondan çok finansal istikrar riskinin tehdit oluşturduğu yinelendi. Buna ilave olarak hükümet cari açığın esasında bir yapısal sorun olduğunu, cari açığın kontrol edileceğini, ancak kapatılmasının orta vadede güç olduğunu, bunun için de en az birkaç yıl daha cari açık ile yaşamak durumunda olduğumuzu söylüyor.
Cari açık ve finansal istikrar riskinin kontrol edilmesine ilişkin olarak önlemleri Merkez Bankası ve BDDK alırken, onların dışında diğer ekonomik birimlerin aldığı bir önlem olmadı. Aralık ayından itibaren alınan kademeli önlemlerin üç aylık etkileri sonucunda aralık ayında cari açık tarihi rekorunu kırdı. Ocak ayında ise beklentilerin çok üzerinde bir dış ticaret açığı oluştu. Bu çerçevede cari açığın kontrol edilebilmesi için yeni ve ilave önlemlerin alınması ihtiyacı ortaya çıktı. Tüm bunlara bağlı olarak gelişmeleri ve olası beklentilerini değerlendirelim.
1. İthalat talebi devam edecek
Türkiye ekonomisi 2010 yılında beklentilerin üzerinde sağladığı büyüme ile hızlı bir ivme kazandı. Reel kesimin ve tüketicilerin hem beklentileri güçlendi hem de satın alma güçleri yükseldi. Kapasiteler dolmaya başladı. 2008’den bu yana duraklayan yenileme ve ilave kapasite yatırımları başladı. Enerji yatırımları artarak sürüyor. Bu eğilimler nedeni ile oluşan kuvvetli bir ithalat talebi var. Yatırım malı, tüketim malı ve ara mallarının tamamında oluşan kuvvetli ithalat talebini kısa vadede soğutmak zor görünüyor.
2. Döviz kurlarının etkisi sınırlı olur
Türk ekonomisinin mevcut üretim yapısı ve ithalatta bağımlı olunan ürünler dikkate alındığında, döviz kurlarındaki artışın ithalatı yavaşlatma etkisi sınırlı kalacak. Enerji, maden cevherleri, makine, yüksek teknolojili ara malları vb. alanlarda dışa bağımlıyız. Bu nedenle kurlar artınca bu ürünleri içeriden alma şansımız yok. Son dönemde başta enerji ve diğer emtia fiyatlarındaki artış nedeniyle de ithalat faturası kabarıyor. Özellikle petrol fiyatlarındaki artış cari açığı genişletiyor. Bu nedenle döviz kurlarındaki artışın cari açığı yavaşlatma etkisi beklentilerin çok altında kalacak.
3. İhracat performansı sınırlanıyor
Cari dengenin bir tarafı döviz giderleri ise diğer tarafı da döviz kazancı sağlayan faaliyetler. Bunları da mal ve hizmet ihracatı oluşturuyor. Türkiye’nin ihracat performansını sınırlayan bir unsur, Avrupa pazarının halen kırılgan ve durağan olması. Buna yeni yılın başında yakın ve komşu ülke pazarlarında yaşanan sıkıntılar eklendi. Mal ihracatı ve müteahhitlik işlerinin performansı ister istemez zayıflayacak. Bu nedenle döviz kurlarındaki artışın da ihracat üzerinde beklenilen etkisi sınırlı kalabilecek.
4. Bankaların kredilerini sınırlamak yeterli olmayabilir
Cari açık ve finansal istikrar riskinin yönetilebilmesi için kullanılan temel araç, banka kredilerinin genişlemesinin yavaşlatılması ve böylece iktisadi faaliyetlerin ve ithalat talebinin sınırlanması. Ancak bu politikanın cari açık üzerindeki beklenilen etkisi kademeli ve gecikmeli olacak. Bu nedenle banka kredilerini sınırlamak cari açığı yavaşlatmak ve kontrol etmek için tek başına yeterli olmayabilir.
5. Mali önlemlere de ihtiyaç var
Cari açığın kontrol edilmesi ve yavaşlatılması için kullanılan tüm araçlar para politikası araçları ve bunları da Merkez Bankası ile BDDK yönlendiriyor. Ancak cari açık riskini büyüme ve enflasyonun önüne taşıyan hükümetin maliye politikaları, sermaye hareketleri kontrolü vb. etkili olabilecek araçların hiçbirini kullanmadığı görülüyor. Hükümet özellikle hızlı ekonomik büyüme ile oluşan bütçe gelirlerini tasarruf etmek yerine harcıyor. Cari açık esasında bir tasarruf sorunu, içeride tasarruflar yeterli olmayınca dış tasarrufları kullanıyoruz; bu da cari açık olarak karşımıza çıkıyor. Eğer cari açığı azaltmak istiyorsak bunun için iç tasarrufları artırmalıyız. Bunu da önce kamu kesimi yapmalı. Bu da cari açığın yapısal tarafını oluşturuyor. Ancak yapısal bir sorun olan cari açığı yapısal reformlar ile değil de sadece para politikaları ile çözmeye kalkınca da yeterli olunmuyor.
* * *
Son söz
Cari açık yılın ilk aylarında artmaya devam edecek, ilave sıkılaştırma önlemleri gerekecek, yavaşlama ancak yılın ikinci yarısında ortaya çıkabilecek.
Dr. Can Gürlesel / İTO Gazetesi

