Tweet

Bankaların 2009 kârları nasıl yüzde 44 arttı ?

16 Şubat 2010 | | Gündem

Bankalar 2009 yılı kârlarını açıklamaya başladılar. Kârlar bir önceki yıla göre yüzde 44 oranında arttı.

Henüz bankaların tamamının kârları açıklanmadı. Ama 2009 yılı kasım ayı sonu verilerine göre bankalar, 2009 yılında 18,7 milyar lira kâr elde ettiler. Geçen yıl aynı dönemde, bankalar, 13,4 milyar lira kâr elde etmişlerdi. Aralık ayı verileriyle birlikte bankaların kârının 20 milyar lira olacağı tahmin ediliyor. Eğer tahminler tutarsa, banka kârları, geçen yıla göre yüzde 50’nin üzerinde yükselmiş olacak.

Peki banka kârları gerçekten çalışarak mı elde edildi ? Hayır. Elde edilen kârlar alınterinin sonucu değil. Çünkü, 2009 yılının 11 ayında toplam banka kredileri sadece yüzde 4,7 oranında artarken banka kârları yüzde 44 oranında arttı. Krediler atmadığı halde, kârlar arttığına göre, bankaların asıl faaliyet alanlarından kâr etmedikleri görülüyor.

Bankaların nasıl kâr elde ettiklerine gelince… Türkiye’de bankalar, “Dünya mali krizi nedeniyle, olmayan riskleri yaratıp faizleri yükselttiler. Ve Hazine bono ve tahvil faizleri yükseldi böylece hiç riske girmeden Hazine kâğıtları yoluyla yüksek kazanç sağladılar.” Anlayacağınız, bankalar, vatandaşın vergileriyle ödediği, kamu borçları, üzerinden kazançlarını çoğalttılar.

Gelelim yüksek kâr açıklayan bazı bankalara… Akbank, 2008’de 1,7 milyar lira kâr elde ederken, 2009’da kârını 2,7 milyar liraya yükseltmiş. Garanti Bankası ise 2008’de 1,9 milyar lira olan kârını 2009’da 3 milyar liraya çıkartmış.

Akbank Genel Müdürü, basın mensuplarının, riskleri azaltmak için gündeme gelen olası mevduat sınırlamasıyla ilgili sorularına cevap verirken “Kumar oynamadıklarını, toksik varlık yaratmadıklarını ileri sürüyor. Krizde şirket kredilerini azaltmadıklarını, aksine şirketlerin kendileri mal verdikleri müşterilerine açtıkları kredileri kestiklerini ve kredi talebinin bu nedenle azaldığını” ileri sürüyor. Oysa, bankalar, mevduat faizlerini arttırmadan, kredi faizlerini hızla yükselttiler. Ve vadesi gelmeden kredileri geri çağırdılar. Pek çok şirket bu nedenle zorlandı.

Akbank’a dönersek… Akbank, kumar oynamadı. Ama belki de bilmeyerek başka bir şey yaptı. Peki, ne yaptı? Korku yaydı. 2008’in kasım ayında durup dururken en güvenilir bankalardan olan, Akbank, 1724 kişiyi işten çıkardı. Bu ani işten çıkartma, Türkiye’de bankacılık sektörü için öyle büyük bir endişe yarattı ki, Akbank kumar oynasa, belki bu kadar olumsuz bir hava yaratamazdı. Amerikan kaynaklı krizin, Türkiye’ye olan olumsuz etkilerinin artmasında bu işten çıkarmanın etkisi büyük oldu.

Akbank’ın, krizde yönetim başarısını, Harvard Üniversitesi örnek vaka olarak derslerde okutuyormuş. Acaba öğrencilere “Korku yönetimi aracılığıyla para nasıl kazanılır” sorusu soruluyor mu? Bu soru sorulmadan vaka analizi eksik kalır, çünkü.

Bankalar işsizliği arttırdı

Bankaların 2009 yılı verileri dün açıklandı. Bankacılık Denetleme ve Düzenleme Kurumu Başkanı Tevfik Bilgin, basın toplantısında bankaların kârlarının bir önceki yıla göre yüzde 49 oranında arttığını belirtti. Bankaların, 2008’de 13,4 milyar lira olan kârları, 2009’da 20 milyar liraya yükseldi.

BDDK Başkanı, bankacılık sektörünün rakamlarını açıklarken insan unsuruna pek yer vermedi. “Bankalar, kârlarını arttırırken toplum bundan ne kazandı” sorusu cevapsız kaldı.

Sorulmayan ve cevabı verilmeyen bu soruyu biz soralım. Peki, bankalar kârlarını arttırırken toplumsal sorumluluklarını yerine getirdiler mi? Getirmediler mi? Hayır. Getirmediler. Türkiye’de faaliyet gösteren 49 bankada 2008 yılında yurtiçinde 182 bin 28 kişi çalışıyordu. 2009’da çalışan sayısı 181 bin 466’ya geriledi. Yurtdışı şubelerde çalışan sayısı da aynı dönemde 593’ten 565’e düştü. Anlayacağınız bankalar kârlarını hızla yükseltirken personel sayısını azalttı. Pek çok kişiyi işten çıkarttı. Oysa bankalar şube sayılarını son bir yıl içerisinde yurtiçinde ve yurtdışında 9 bin 160’dan, 9 bin 498’e yükseltti.

Şube sayısının artmasına rağmen çalışan personel sayısının azalması bankalar tarafından “elektronik bankacığa ağırlık verdik” diyerek açıklanabilir. Ama bu cevap bankaları sosyal sorumluluktan kurtarmaz. Çünkü ekonomik krizle mücadele ederken, krizi fırsat bilip, hem kârını arttırıp hem de personel çıkartmak işletmecilik ahlakına uygun bir davranış olamaz. Dün, TÜİK tarafından açıklanan, işsizlik rakamlarının, yüzde 13,1 olmasında bankaların davranışlarının küçümsenmeyecek payının olduğunu söyleyebiliriz.

Gelelim bankaların ödeyecekleri vergilere… BDDK Başkanı, bankaların, 20 milyar liralık kârlarından, yaklaşık 5 milyar lira, vergi ödeyeceklerini belirtti. Halbuki daha fazla vergi ödemeleri gerekiyor. Çünkü, bankalar, vergi matrahlarını düşürmek için olmayan riskler yaratıp fazla karşılık ayırdılar. Böylece kârlarını düşük gösterdiler. Ayrılan bu “gereksiz karşılıkların” yeniden incelenmesinde fayda var. Çünkü haksız elde edilen kazançların vergilendirilmesi, vergi politikasının temel unsurudur.

Bankalar niye haksız kazançlar elde ettiler? Bir örnek verelim. “Kredili mevduat hesabı” belki duymuşsunuzdur. Bu hesaptan, banka, sizin için sıkışık olduğunuz dönemde bir ödeme yaparsa, yüzde 50 faiz alıyor. Yani hastanenin acil servisine gittiğinizde, normal sağlık hizmeti ücretinin, beş katı talep edilmesi gibi bir şey, bu yapılan. Ahlaki değil. Bu şekilde tahsil edilen yüksek faiz oranı “haksız kazanç” elde etmeye girer. İşte bu nedenle, banka kârlarının, içinde bulunduğumuz koşullarda doğru olarak tesbit edilip vergilendirilmesinde toplumsal fayda var. Çünkü artık özel sektörde “yatırım kararları” verilirken toplumsal fayda dikkate alınıyor. “Çok kârlı” olsa bile, ülkeler, çevreyi kirleten yatırımlara izin vermiyorlar.

Bankaların çevreyi kirletmesine biz de izin vermeyelim.



Yorumlar - 3

Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan Patronturk.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
  1. Akbank’ı zikretmişsiniz, Garanti eksik kalmış.

    Kredi kullanırken okutmadan imzalattıkları sözleşmede yeralan kredili mevduat uygulaması hesapta dara düşen müşteriye zaman kazandırıyor. Ama şunu yaptılar; kredi kullanımıyla birlikte müşteriye söylemeden müşteri lehine yaptırdıkları hayat sigortası primini kredili mevduat hesabından alıp, bunu müşteriye tebliğ etmedikleri için müşteri bunun için ödeme yapmadığından bu defa da temerrüde düşürüp buna ilişkin temerrüd faizi işletip 2 ay sonra telefonla arayıp temerrüde düştüğünü söyleyerek ballı börek tahsilat yaptılar. İşin daha acısı ise kredinin geri ödemesi 3 yılın sonunda tamamlanmasına rağmen yine hayat sigortasını yenileyip primini kredi için yapılan ödemeden tahsil edip bu defa eksik kalan kredi geri ödeme tutarını da kredili mevduattan alıp, müşteri nihayet bunlardan kurtuldum diye kendi kendine sevinirken, 6 ay sonra ödenecek miktar iyice şişmiş haldeyken avukatlarına dosyayı aktarıp icrayla tehdit edip tek suçu bu bankadan kredi kullanıp borcunu sektirmeden tıkır tıkır ödemekte olan müşteriyi çevresine evine haciz getireceğiz diyerek rezil ettiler.
    Artık bunları nam… veya hır… heceleriyle başlayan sözcüklerle mi anmalı, yoksa şerr… mi demeli, ne yapmalı da bu arsızlıkların-namus… namuslu insanların hayatını zehir etmesinin önüne çıkmalı?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

* Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.

    Ara: