Alemşah Öztürk iflah olmaz bir seri girişimci
Dünyanın en ünlü girişimcileri, Alemşah Öztürk‘e teşhisi koymuş: “Sen seri girişimcisin. Asla tek iş yapamazsın.” Gerçekten de başta pazarlama üzere dijital alanda yapmadığı iş kalmamış. Dört şirketi var. Amerila gemisi ise adını İstanbul’un enlem ve boylamından alan 41? 29!
Hazi bazen geleceği öngörüp erken davranırsın, sezgilerine uygun hazırlanırsın… Ama ufak bir sorun vardır. Aynı yaşamakla meşgul olan çevren duruma ihtiyatlı yaklaşır. Onlara göre biraz erken davranmışsındır. Aslında zamanının ötesinde düşünenlerin, harekete geçenlerin kaderini şaşkın veya kızgın bakışlara maruz kalmak. İşte Alemşah Öztürk‘ün kariyer yolculuğu başlangıcı da biraz o hesap. Çocukluğundan itibaren hayalini kurduğu bilgisayar oyunları tutkusu pratiğe dökebileceğini düşündüğü yer olan üniversiteye daha adımını atar atmaz sükûtu hayale uğraşmış. Ve ilk gün duydukları karşısında kafasında okulu tatile sokmuş.
“C’yi (Proglama dili) biz ne zaman göreceğiz?” sorusuna bölüm başkanının, “Oooo…” ile başlayan ardından “Ancak üçüncü sınıfın ikinci yarısında…” cümlesiyle devam eden yanıtı üzerine üniversite hayatı formaliyeden öteye geçmemiş. “Ben oyun yapmak istiyorum. Ne önerirsiniz” diye üsteleyince de “Okursun, okul bitince bakarsın” demiş hocası. Öyle ya, yazılım veya donanım varken oyun da ne? Yıldız Teknik Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği’ne adım attığı 1995 yılında tasarım, animasyon, yaratıcılık ve internet gibi kavramları çevresine anlatmakta haliyle zorlanmış. Türkiye’den ilk internet bağlantısının 1993 yılında gerçekleltirildiği düşünülürse bunun nedenini tahmin etmek hiç zor değil. Yaşadığı hüsrana karşın yılmış. Milenyumla birlikte değer kazaacak fikirleriyle eğitimi sırasında ilgilenemeyeceğini görünce sahaya inmekte tereddüt etmemiş.
“Okuduğum bölümü yazın staj yaparak hazurlanmıştım. Erkenden ‘C’ programını öğrendim. Hızlı gireyim istedim. Oyun yapmak istiyordum. Baktım olmayacak. Bir arkadaşım o sıralar yeni kurulan internet şirketi Netone’a girmişti. ‘İnternette bir şeyler yapacak adam arıyorlar. Sende bu işlerle ilgilisin. Değerlendir bence…’ dedi.”
Nitekim tavsiyeye uyup Türkiye’nin ilk internet servis sağlayıcılarından Netone’da mesaiye başmaış Öztürk. Şirketin web işlerini yönetirken diğer taraftan da hayallerini gerçekleştirmenin yollarını keşfe çıkmış. “İnternet henüz Türkiye’de çok yeni olduğundan iş yüküm azdı. Adobe’un Flash programı yeni çıkmıştı. Çektiği siyah-beyaz fotoğraflarla ve yazdığım hikayeyle kısa film tadında basit İngilizce bir animasyon hazırladım. Resimler kayarak geliyor falan. İnternete koydum. O sıralar Türkiye’de Flash kullanan birkaç kişiden biriydim. Dünyada kullanan sayısı da fazla değildi.”
Bugün oldukça sıradan bir çalışma olarak değerlendirdiği ilk çizgi filmi, dönemin koşulları göz önüne alındığında bayağı ilgi çekmiş. O siyah-beyaz animasyon bir anlamda bugünkü renkli kariyerin ilk kilometre taşı olmuş. Çok geçmeden ilk teklif e-posta kutusuna düşmüş: “Müşterilerimize böyle animasyonlu işler yapmak istiyoruz. Siz yapar mısınız? Uzaktan çalışabilir miyiz?
Öneriye değil falak adres satırına şaşırdığını söylüyor Öztürk. “Mail Türkiye’den, Sibername’den geliyordu. Animasyon İngilizce olduğu için Türk olup olmadığımı bilmeden atmışlar. ‘Ya ben Türküm görüşelim’ dedim. Çalışmaya başladık”
21 yaşında ilk ajansını kurdu
Kendi ifadesiyle o sıralar internet camiası adını çok çılgın bir devir olmadığı için Netone’da devam ederken, Sibername’ye de çalışmaya başlamış. 1.5 yıl sonra da dümeni tamamen Sibername’ye kırmış. Henüz 21 yaşındayken dört arkadaşıyla birlikte tamamen web odaklı ilk ajansını kurmuş. TEB’in fon desteğiyle 1998′de faaliyete geçen Plus v2′de kreatif direktörlüğü üstlendiğini söylüyor. Üç yılın akabinde tekrar profesyonel yaşama geçip, Magiclick, Yogurt gibi interaktif ajanslarda mesai harcamış Öztürk. “İşin hep dijital tarafını gördüm ve dijital pazarlamayı öğrendim. Bir de reklam tarafını görmeliyim” diye düşünürken 2005′te kendini Manajans JWT’de bulduğunu anlatıyor. “İşim önceliklerden biraz farklıydı. Pazarlama direktörüydüm. Yaptığım iş geleneksel reklamcılık dışındaki yeni şeyleri anlatmak ve kurgulamak üzerineydi. Özellikle dijital alanda… Keyifli bir-iki yıl geçirdim.”
Bu arada eğitimin ‘alma’ kısmıyle pek meşgul olmasa da ‘verme’ tarafıyla ilgilenmiş. Plus v2 ile Manajans arasındaki sürede birçok okulda ders vermiş. “Bilgi, Yıldız Teknik ve Yeditepe üniversitelerinde animasyon ve tasarım derslerine girdim. Ayrıca akans nasıl kurulur, nasıl geliştirilir konulu derslerdi bunlar.” Yine aynı dönemde Trendsetter dergisinden kreatif direktörlük daveti almış. Dergiye el attığı dört yıl boyunca tasarımdan kapak kurgusuna, renklerden tipografiye kısaca yayının tüm yüzünü değiştirmiş.
Beş yılda 70 ödül
“2007 yılında ben artık 12 yıldır bu işi yapan 30 yaşında biriydim” diyerek söze giriyor ve kariyerinin ikinci bölümünün başlangıcını anlatıyor Öztürk: “Sektörün analizini yaptım ve şunu gördüm: Bir tarafta interaktif ajanslar, bir tarafta reklam ajansları, diğer tarafta da müşteri var. Müşteri ‘marketing, market research vs’ diyor. Reklam ajansu bunu anlıyor, çözüm geliştirmek istiyor ama mecrayı bilmiyor. Çünkü, dijital dünyaya, mobile hakim değil. Diğer tarafta interaktif ajanslar mecrayı çok iyi biliyor ama onlar da reklam stratejiye yabancı. O yüzden ‘bir dijital pazarlama ajansı kuralım. Pazarlama tecrübemizi yaratıcıkla buluşturalım ve bunu müşterinin anlayabileceği bir şeye dönüştürelim’ dedik. Ayrıca ‘Biz web sitesi yapmayacağız, mailing tasarlamayacağız. Bunlar için gelmeyin, Eğer yeni ve değişik bir şey istiyorsanız çalışalım’ diye ilan ettik…”
İşte Türkiye’nin ilk dijital pazarlama ajansı 41? 29! bu manifestoyle şekillenmiş. Herhalde çok soran oluyor ki, hemen ismin esin kaynağo anlatıyor: “41-29 İstanbul’un enlem ve boylamı. Biz yaptığımız işin tüketici ve marka arasında bir diyalog yaratmasını amaçlıyoruz. O yüzden logoda konuşma balonları, soru işareti ve ünlem var. Biri sesleniyor diğeri de heyecanla cevap veriyor anlamında…” 41? 29!’un felsefi müşteri kanadında kısa zamanda karşılık görmüş. “Bu yaklaşımımız çok beğenilince hızla müşteri kazandık. Markalara gidip ‘Merhaba. Beni zaten tanıyorsunuz. Daha önce çalıştık. Şimdi sizin ihtiyaçlarıza uygun bir çözüm kurguladık diye anlatınca hepsi ‘En azından bir proje deneyelim. Ne kaybederiz’ diye yaklaştılar. Ülker ve Garanti Bankası ile başladık. Ardından Unilever, Microsoft, Arçelik, Renault, Mey, Denizbank geldi.” Mazisi beş yıl gibi, bir şirket için kısa sayılabilecek bir zaman dilimine denk gelse de kuruluştaki bakış açısına uygun benzersiz birçok farklı proje üretmiş 41? 29! Birçok markaya özgün, hiç denenmemiş işler tasarlanmış ve bunlar global ölçekte Türkiye’yi tanıtmak için de kullanılmış. Zira bugüne kadar 300′e yakın projeye imza atan ekip, Türkiye’de Kristal Elma ve Effie olmak üzere 30′dan fazla, küresel olarak da 40′tan fazla ödülün sahibi olmuş. Öztürk, yedi kişi işe koyulan 41? 29!’da bugün 45 kişinin çalıştığını, bu yılı 6 milyon liranın üzerinde ciroyla bitireceklerini söylüyor.
‘Kaşıntı’ başlıyor
Eğer buraya kadar anlattıklarından sonra onun hakkında, “Kafasındaki ajansı kurmuş, her biri alanında lider birçok müşterisi var.Şimdi arkasına yaslanıp keyfini sürüyordur” diye düşünüyorsanız, fena halde yanılıyorsunuz. Vaktinin yüzde 80′ini 41? 29!’a vakfettiğini söylese de kalan kısmıyla proje üstüne proje hayata geçiriyor. Yani o bir yanıyla da iflah olmaz bir girişimci. “Biraz da kaşıntımın başladığı bir dönemdi” dediği 2009′da birkaç gişimin parçası olmuş.
İlki Türkiye’nin lider fırsat yakalam sitelerinden Grupanya . “Plus v2′yi kurduğumuz tayfa geldi. ‘Groupon modelini Türkiye’nin doğasına uygun yapalım. Pazarlama ve kreatif tarafı sen biliyorsun, yaratıcı çevren de var. Bu projenin parçası olmak ister misin?‘ dedi. Hemen kabul ettim. Bir sunum hazırladım ve yatırımcı bulmak için bayağı dolaştım. Sonunda Cem Sertoğlu‘nu ikna ettim. O da Pronet’in sahibi Alp Saul‘u. “İki yıl önce yedi kişiyle yola çıkan Grupanya’nın bugün 70 kişilik ekiple ayda 3 milyon lira ciro yaptığını söylüyor Öztürk. Yakın zamanda dünyanın en büyük girişim sermayesi şirketlerinden Intel Capital‘den yatırım aldıklarını da ekliyor. Yine Grupanya’nın başlangıç döneminde, arkadaşı Uğur Şeker ile oturup 41? 29!‘u kurarken yaptıkları konuşmanın benzerini gerçekleştirdiklerini söylüyor. “Uğur bizim işlerin medya tarafında. Medya ayağı çok sıradanlaşmıştı. Bütün ajanslar müşteriye aynı şeyi anlatıyordu. 41? 29! gibi yapalım dedik. Bu ajans marka stratejisinden anlasın ve medyayı ona göre kurgulasın, müşteriyi en çok kazandığı değil de doğru medyaya yönlendirsin istedik. Bunu yaparken de tüm yeni teknolojileri kullanmasını ve butik olmasını tasarladık.” Medya planlama ve saın alma ajansı Dijital Büro İstanbul da bu fikir alışverişinin akabinde faaliyete geçmiş. Üstelik 41? 29! ile aynı etkiyi yaratmış. “Tam o sırada Ülker medya ajansını değiştirmeyi düşünüyordu. İlk müşterimiz oldular. Ardından birçok marka geldi.” Dijital Büro İstanbul iki yıl Facebook reklamları konusunda Türkiye’nin en büyük ikinci satın almasını yapan şirket olmuş. Çalışan sayısı dörtten 30′a yükselmiş.
41? 29!’da müşterilerinize oyun yapıyoruz ve bu işi çok seviyoruz. Farm-Ville gibi sosyal oyunlar başladı. Biz de ‘kapasitemiz var ve ondan yapmayalım’ dedik. Ajansı birlikte kurduğum arkadaşım Ömer de bu işe talip oldu.” Öztürk, oyun şirketi ArcadeMonk‘un başlangıç hikayesini de bu sözlerle özetliyor. Mynet’in kurucusu Emre Kurttepeli‘nin “Ben size inanıyorum” sözüyle projenin hayat bulduğunu aktarıyor. 15 kişinin çalıştığı şirketin ilk sosyal oyunu Kebap Dünyası şu an Facebook üzerinden yayında. Kullanıcıların kebapçısı işlettiği oyunun performansından memnun görünüyor genç girişimci.
Dört şirketin yıllık toplam cirosunun 70 milyon lira civarında olduğu bilgisini paylaşıyor. Ve hepsi için 2012 sonrası hedefinin öncelikle Körfez bölgesi ve Doğu Avrupa ardından da Afrika olduğunu ekliyor.
Kapanış sözleri ise yeni teşebbüsü üzerine. Dentistanbul ve Netaş’ın sahibi Rhea için girişimci danışmanlığına başlamış. Yeni kurulan Rhea Dijital fonuna girişim seçiminde yardımcı olacağını anlatıyor. Fonun e-ticaret, oyun, mobil konularına ağırlık vereceğini aktarıyor. Bugüne kadar neredeyse ilgilendiği her konunun, altına imza attığı her işin, katkı yaptığı her girişimin yanına “ilk” yazdırmayı başarmış Alemşah Öztürk. 34 yaşındaki bir iş adamı, girişimci, pazarlama uzmanı, tasarımcı ve eğitimcinin gıyabında çok şey söylenebilir fakat ne doğrusu son sözü ona bırakmak:
“Hayatım boyunca risk aldım. Yaptığım her işte kendimi eğittim. Sonuçta tasarım konusunda eğitimim yok. Pazarlama konusunda yok. Yatırımcılıkta da yok. Hepsini sahada öğrendim. Hata yaparak… Düşe kalka…”
CNBC-e Business



Alemşah Bey’in yaptıklarını ve başarılarını takdir edebiliriz fakat bu yazıyı fazla abartılı ve reklam koktuğunu düşünüyorum. Burada ismini telafuz etmek istemediğim birçok değerli ve alçak gönüllü Türk girişimcisi olduğunu da hatırlatmak isterim. Bir girişimcinin başarısı sadece kurduğu şirketlerin sayısı ile ölçülmemeli, topluma kazandırdıklarının da (sosyal sorumluluk projeleri) son derece önemli olduğunu düşünüyorum. Umarım bu yorumum sansüre uğramadan yayınlanır.